30 Aralık 2017

Loch Ness Canavarı'nın İzinde

Eğer Yeti’yi saymazsak, yeryüzündeki hiçbir canavar, Loch Ness Canavarı ya da bölge halkının ona verdiği adla Nessie kadar ilgi çekmemiş, araştırmaya konu olmamıştır. İskoçya’daki Loch Ness Gölü’nde yaşadığı iddia edilen canavarın gerçekten var olup olmadığına ilişkin günümüze kadar hiçbir bilimsel kanıt sunulmadı. Yine de 1930’lu yıllardan günümüze kadar göl fotoğraflanmaya, filme çekilmeye ve bilim adamları tarafından incelenmeye devam etti.

Gölde bir canavar yaşadığına ilişkin ilk tarihi kayıtlar son derece eskiye, MS 6. yüzyıldaki bir kitaba kadar uzanıyor. Kuzeni Aziz Columba’nın yaşamını yazdığı kitabında Adomnán, ilginç bir öykü anlatır. Öyküye göre misyonerlik faaliyetleri için İskoçya’yı karış karış gezen Aziz Columba ve müritleri, Ness Irmağı yakınlarında bir grup insanın bir adamı toprağa gömdüğünü görür. Adamın neden öldüğünü sorduklarında köylüler ona nehirde yüzerken bir canavarın ona saldırıp suyun altına çektiğini ve öldürdüğünü söyler. Aziz Columba bunun üzerine müritlerinden Luigne’ye ırmakta yüzmesini söyler. Canavar bir kez daha ortaya çıkınca Aziz Columba haç çıkarır ve canavara geldiği yere geri dönmesini emreder.

Elbette ki bu öykü, misyonerlik faaliyetleri sırasında halkın Hristiyanlığa olan inancını güçlendirmek için yazılmış bir efsaneden başka bir şey değildir. Loch Nech Canavarı efsanesinin yeniden doğuşu için 20. yüzyıla kadar beklemek gerekecektir.

1933 yılında George Spicer ve eşinin, çok sıradışı ve büyük bir hayvanın arabalarının önünden geçtiğini iddia etmeleri üzerine efsane bir kez daha gündeme gelir. Onların yaptığı tanıma göre bu hayvan yaklaşık 8 metre uzunluğunda ve çok uzun ama dar bir boyna sahiptir.

Loch Nech Canavarı bir kez daha ortaya çıkmıştır ama medyanın ve tüm dünyanın ilgisini çekmesi, Londralı bir jinekolog olan Robert Kenneth Wilson’ın çektiği fotoğrafların 21 Nisan 1934 tarihinde Daily Mail gazetesinde “Cerrahın Fotoğrafları” adıyla yayınlanmasından sonra başlar. Toplam 5 fotoğraftan 2 tanesi ve özellikle 1 tanesi oldukça nettir. Bu tarihten sonra birçok insan gölde canavar gördüğüne tanıklık edecek ve göl de birçok bilimsel araştırmaya konu olacaktır. Her ne kadar yıllar sonra bu fotoğrafların bir denizaltı oyuncağın üzerine bir kafanın eklenmesiyle yapıldığının yani gerçek olmadığının ortaya çıkmasına karşın…

Loch Ness Gölü’nü bir ya da daha fazla büyük yaratığın barınağı sayabilmek için, yanıtlanması gereken bazı sorular vardır: Yaratık ya da yaratıklar, oraya ne zaman yerleştiler? Nasıl varlıklarını sürdürüyorlar? En önemlisi bu yaratığın türü ne?


Canavarın Evi: Loch Ness Gölü


Loch Ness, İskoçya dağlarını bölen, Büyük Glen Fayı’nın kuzey ucunda, Highlands bölgesinde yer alan bir göldür. En derin noktası 230 metre olan göl, 56,4 kilometrekarelik yüzölçümü ile İskoçya’nın en büyük ikinci gölüdür. Denize, Ness Irmağı ile bağlantılıdır. 10.000 yıl önce, buzullar Kuzey İskoçya’yı terk ettiğinde, Büyük Glen fayı denize açılmıştı. Daha sonra çevredeki yer kabuğu yükseldi. Bundan ötürü Loch Ness gölünün denizle ilişkisi bir tek Ness Irmağı aracılığı ile oldu.

Gölde yaşadığı ileri sürülen yaratıkların, buraya 10.000 yıl önce buzulların çekildiği zaman gelmiş olması gerekir. Bu yaratıklar, göle ya denizden ya da bir başka tatlı su kaynağından gelmiş olabilirler. Fakat böylesine büyük bir yaratığın, bir tatlı su kaynağından gelmesi uzak bir olasılıktır. Çünkü gölün yakınında böyle büyükçe bir yaratığı barındıracak bir kaynak yoktu. Ayrıca, engebeli arazide uzanan mesafeleri geçmesi gerekiyordu. Yani, sonuç olarak, Loch Ness Canavarı gerçekse, yaratığın kökenini denizde aramak daha mantıklı. Ayrıca, İskoç kıyılarında “canavar” görüldüğüne dair çok eski kayıtlar da var.

Gölde yaşayan büyük balık türlerinin tümü, nehir aracılığı ile göç edebiliyorlar. Bu balıklar: Som balığı, deniz alabalığı, kahverengi alabalık, dağ gölü balığı ve yılanbalığıdır.

Bunların çoğu, erişkin yaşamlarını gölde geçirirler. Üreme içinse, nehir yolu ile Sargasso Denizi’ne giderler. Herhangi bilinmeyen bir türün varlığını açıklamak için en akla yakın varsayım, bu yaratığın deniz yolu ile gelmesidir. Yukarıda sözü edilen balıkların durumu bu varsayıma uygundur.

Ness Gölü’nün boyutları ve yaşam koşullarının değişmezliği açısından ilginç özellikleri var. Suyunun dipteki ısısı 5.5 dereceyi en fazla yarım derece geçer. Yazları, üstteki 30 metre su, 12 dereceye kadar ısınabilir. Bu tabaka dipteki değişmeyen ısılı tabakadan adeta ayrılmış gibidir.

Göldeki besin kaynakları, bitkiler, planktonlar (çok küçük yaratıklar), dipteki tortunun organik bileşikleri ve balıklardır. Karanlık, turbalık su, sarp kıyılar ve kısa yaz mevsimi, köklü bitkilerin yetişmesini kısıtlamaktadır. Böyle bitkilerin çoğunluğu ilk üç metrede bulunurlar.

Bitkilerin en sık bulunduğu yerler, kıyılara çok yakındır. Eğer yaratık bunlarla beslenseydi, onun çok daha sık görünmesi gerekirdi. Ot yiyen bütün hayvan türlerinin, yaşayabilmek için çok fazla miktarda ot yemeleri gerekmektedir. Göldeki bitki türlerinin seyrekliği bu hayvan türlerini ortadan kaldırıyor.

Dünyanın en büyük hayvan türlerinin bazıları planktonla beslenir. Örneğin en büyük memeli olan Mavi Balina’nın başlıca besini budur. Loch Ness canavarı da, planton ile besleniyor olabilir. Öte yandan İskoç gölleri besin kaynağının azlığı ile ünlüdür. Diğer göllere nazaran da planktonları çok azdır. Planktonla beslenen hayvanlar, sudaki planktonları yakalamak ve süzmek için bir takım fiziksel uyumlar gösterirler. Örneğin, balinaların ağzında süzgece benzer fırçaları vardır. Bazı balıkların solungaçları, süzgeç görevi görür. Bu türden beslenen hayvanların ağızları da çok büyük olur. Oysa ki, bu özellik ona ait olduğu iddia edilen fotoğrafları ele aldığımız canavara uymaz. Çünkü böylesine büyük bir canavarın planktonla beslenebilmesi için çok büyük bir ağıza sahip olması gerekir.

Daha önce sözü edildiği gibi dipteki tortunun organik birleşiği de bir besin kaynağı olabilir. Örneğin: Bazı iri balıklar böyle beslenirler. Diğerleri ise, omurgasız varlıklar veya böcek larvaları ile beslenirler. Ancak, Loch Ness gölünün dibindeki bileşikler de çok zengin değildir. Gölün dibinden alınan örnekler, organik birleşiklerin yalnızca %10-30 oranında olduğunu göstermektedir.

Kapalı bir gölün üretken olabilmesi için bir gıda zincirine sahip olması gerekir. Bu zincir, suda bulunan kimyasal besin maddelerinden başlar ve fotosentez için gerekli ışığa kadar devam eder. Çok küçük bitki artıkları ve çok küçük hayvan artıkları, ne kadar çoksa, canlı varlıklar da, o kadar çok olur. Özellikle omurgasız hayvanlar ve balıklar bunlarla beslenirler.

Ness Gölü’ne akan yedi nehir gerçekte çok besin getirirler. Oich, Tarff, Foyers, Fari- gaif, Ennick, Coiltie ve Morriston adlarındaki bu nehirlerin aktıkları arazi taşlıktır. Ve nu nedenle suyun getirebileceği tüm organik bileşikler, bu taşlara takılıp kalırlar.

Loch Ness Canavarı gibi büyük bir hayvan için geriye kalan en mükemmel besin kaynağı, göçmen som balıklarıdır. Gölde, olgunluğa erişmeyi bekleyen çok sayıda kahverengi alabalık ve yılanbalığı bulunuyor. Ancak göl, yine de biyolojik olarak çok zengin sayılmıyor.

Som balıkları ve deniz alabalıkları, canavarın gıda sorununa bir çözüm getiriyor olabilir. Som balıkları, göle nehirler yolu ile inerler. Yaşamlarının ilk iki yılını gölde geçirirler ve ağırlıkları 250 grama ulaşır. Ardından üç yıl süre ile denizlere dönerler.

Bu sırada 18 misli kadar ağırlığa çıkmışlardır. Bu kiloya ulaşmak için, gerekli enerjiyi denizden alırlar. Göldeki gıda kaynaklarından yalnızca gençken faydalanırlar. Sonuçta, gölde bütün bir yıl boyunca yetişkin som balıkları bulunur.

Bir takam davranışlar, canavarın balık ile beslendiği teorisini doğruluyor. Nehirlerin ağzında som balıklarının, yumurtlamak için göle gittiği sıkça görülür. Ancak, bazen balıklarda ters yönde bir hız ve telaş gözlenir. Eğer gölde büyük ve bilinmeyen bir hayvan türü varsa, balıkların yumurtlama zamanın, bu tür için özel ziyafet dönemleri olacağı kesindir.

Loch Ness Canavarı: Sürüngen mi, Memeli mi?


Eğer canavar varsa, türünün ne olduğu en ilginç sorudur. Denizde yaşayan yırtıcı bir balığın göle uyum sağlaması hayret verici bir şey değildir. İlginç olan, yaratığın hiç bilinmeyen türde bir hayvan olmasıdır.

Buna ilaveten, yaratığın bazı özellikleri, onun herhangi bir sınıfa sokulmasını engelliyor. Bu nedenle hayvan bilimciler, bu hayvanı sınıflandırmakta oldukça güçlük çekiyorlar.

Bilinen en büyük omurgasız, dev mürekkepbalığıdır. Yakın zamana dek, o mitolojik bir hayvan sayılırdı. Loch Ness’daki birkaç gözlem, canavarın dev mürekkepbalığı olduğu izlenimini uyandırabilir. Ancak bu türün tatlı suda yaşayan hiçbir türü yok.

Bu yaratığının bir sürüngen olduğu konusundaki teoriler çok tutuluyor. Ancak bu teoriye biyolojik açıdan itiraz edenler var. Gölün suyu bir sürüngenin kalamayacağı kadar soğuk. Ayrıca, bir sürüngen hava almak için su yüzüne çıkar. Yumurtalarını kıyıya bırakır. Yine de bu kuralın istisnaları da yok değil. Örneğin tatlı su kurbağaları, Kuzey Amerika’da üstü buz tutmuş göllerin altında yüzebiliyorlar. Deri sırtlı kaplumbağa, büyüklüğüne rağmen vücut ısısını sabit tutabilir. Böylece soğuk iklime uyum sağlayabilir.

Bu kaplumbağalara İskoçya’nın batı kıyılarında da rastlandı. Denizyılanları, yavrularını suda dünyaya getirebilirler. Canavarın namına en uygun sürüngen, canavarı tarif edenlerin tanımlarına göre belki de dinozorlar döneminden kalan “Plesiosaur”dur. Bu sürüngene fosil kayıtlarında en son 65 milyon yıl önce rastlandı. Bu durum, onun uzun zamandan beri dünya üzerinden silinmiş olduğu gerçeğine ters düşüyor. Bu tip bir hayvanın, gölün daha önce söz ettiğimiz güçlüklerine uyum sağlaması da akla çok yakın.

İkinci olarak da, suda yaşayan sürüngen ve memelilerin derileri ve solunum aygıtları su geçirmez. Solungaç yerine akciğerleri var. Bu nedenle solunum sistemleri sudan izole olmuş durumdadır. Tuzlu sudan tatlı suya geçerken yukarıdaki durum onlara bir tür bağışıklık kazandırır. Geçirgen derili ve solungaçlı hayvanların yaşamayacakları şartlarda, bu tür hayvanlar rahatlıkla yaşarlar. Bu nedenle, Loch Ness canavarının soyu tükenmiş olduğu zannedilen dev bir sürüngen olması akla en yakın gelen varsayım olarak geliyor

Geçirgen derili ve solunum için solungaçlarım kullanan hayvanlar, bu tür bir değişimde zorluk çekerler. Deri ve solungaçlarından giren tatlı su, onların vücut ısılarında dengesizliğe neden olur. Bu açıdan bakınca, canavarın memeli bir havyan olması da büyük bir olasılıktır. Örneğin fokların çoğu düşük ısıda kendilerini daha iyi hissederler. Uzun boyunlu fok ise, gölde görülen yaratığa çok benzer.

Ancak bu durumda üreme bir sorun olur. Genelde foklar karada ürer ve doğum yaparlar. Ayrıca çok sık solunum yapmak zorunda olduklarından daha sık yüzeye çıkmaları gerekir. Bu nedenle foklar Loch Ness’de bu kadar gizli kalamazlardı.

Yoksa bir balık mı?

En son ve uzak bir olasılık ise, yaratığın bir balık olmasıdır. Bu tür bir canlı, yüzeye seyrek çıkma olayını açıkladığı gibi, üreme problemlerini de kolayca halledebilir.

Ancak ne yazık ki, gözlemcilerin çoğu bir balık türünü tanımlamıyorlar. Bununla beraber bölgenin yetkilileri, canavarın bilinmeyen bir yılan balığı türü olduğu kanısındalar.

Öyle anlaşılıyor ki, Loch Ness Canavarı’nı kesin olarak bir hayvan grubuna sokmak kolay değil. Çünkü her durumda yanıtlanması gereken bir sürü soru kalıyor. Hatta bu sorular canavarın keşfedilmesinden daha da önem kazanıyor.

Eğer o bir amfibiyse, göle nasıl geldi? Eğer bir sürüngense, soğuk ile nasıl baş ediyor? Eğer bir memeliyse, gizliliğini nasıl koruyor? Ve eğer bir balıksa, gerçekten çok garip bir balık!



0 yorum :

Yorum Gönder

E-posta Aboneliği

Zargana'da yayınlanan son yazıların e-posta adresinize gönderilmesi için lütfen üye olun.

Copyright © 2011 Zargana , Alıntılarda kaynak vererek her şeyi çalmak serbesttir