26 Kasım 2016

İnsanın Evrimi ve İlk İnsanlar

Bazı bilim insanları uzun süre "insanlığın beşiği"nin Orta Asya'da olduğunu düşünüyordu. Bazı başka bilim insanlarıysa ilk insanların Afrika'da olduğunda direniyor ve daha başkaları da Avrupa'da olabileceğini söylüyorlardı. Bugün biz "insanlığın beşiği"nin Eski Dünya'da geniş bir tropikal kuşakta var olduğunu ileri sürecek kadar yeterli bilgiye sahibiz. İnsan ile gerçek maymunların bu bölgelerde birbirlerinden ayrılmaya başlamış olmaları geçerli bir varsayımdır. İlk Hominidler (insan benzeri canlılar) açık savana gibi yerlerde beslenen orman-kenarı canlıları olarak, burada evrim geçirmişlerdir.

Elde olan ilk Hominid fosilleri ve aletleri Afrika'da Pliosen (Pleistosen'den hemen önceki dönem) çökeltileri içinde bulundu. Pleistosen'in ilk dönemlerine ilişkin aletlerin ve fosil Hominidlerin bulunduğu bölgeler Güney Afrika'da (Taung, Starkfontein, Swartkranz, Kromdraai, Makapansgat) ve Doğu Afrika'dadır (Olduvai, Rudolfun doğusu, Omo, Lothagam, Kanapoi). Bu alanlarda 1 buçuk ile 2 milyon yıl öncesine ilişkin aletler ve 5 milyon yıl öncesine tarihlenen fosiller bulundu.

Şimdi elimizde olan insan benzeri diye nitelenebilecek canlıların ilk izleri ne kadar eskiye tarihlenir? Yaklaşık 5 milyon yıl öncesine.  Elimizde olan en iyi kanıtlar şimdilik Afrika'dan elde edilmektedir. Bu, insan konusundaki paleontolojik araştırmaların daha çok Afrika’da yoğunlaştırılmasından da kaynaklanabilir.

İnsanlar ve Gerçek Maymunlar

Çoğu kimse, yanlış oluşan “insanların maymundan geldiği" düşüncesinden çok tedirgin olmaktaydı. Bu gibi sözcükler, insanları da içermek üzere, bugün yaşayan bütün hayvanların yüz milyonlarca yıl önceki çok eski denizlerde yaşamış olan tek hücreli organizmaların evrimiyle oluştukları ya da onların soyundan geldikleri gibi doğru bir düşünce yerine, tartışmalara ya da "maymun davaları"na yol açıyordu.

İnsanların kökenini tartışmaya, çağdaş insan ile bugün yaşayan başka hayvan türleri arasındaki ilişkiyi anlamakla başlamak en gerçekçi yol olur. İnsanlar, göreli olarak oldukça büyük olan beyinleri, çok gelişkin görme duyuları, küçülmüş olan yüz ve burunları ve iyi gelişmiş elleri gibi yapısal (morfolojik) açıdan benzerlikleriyle, büyük gerçek maymunlar, Eski Dünya maymunları, Yeni Dünya maymunları ve ön maymunlar ile birlikte, primat olarak sınıflandırılırlar. İnsanlar, öteki primatlardan çok, gerçek maymunlara yakındırlar. Aynı zamanda da bu ikisi olasılıkla geçmişte ortak bir atayı (her ikisinin bir üst ailesi olan Hominoidea) paylaşmış olmalılar.

Moleküler ve anatomik araştırmalar ile primatlar üzerinde yapılan araştırmalar gibi değişik yollardan elde edilen kanıtlardan anlaşıldığı gibi, bizim yaşayan en yakın soydaşlarımız şempanzelerdir.

İnsanlar ile şempanzeleri karşılaştırmak için sayısız moleküler araştırma yapıldı. Genetik temel olan DNA incelendiğinde, insan ve şempanze köklerinin yalnızca yüzde 2,5'luk bir ayrım ile aynı olduğu ortaya çıktı. Şempanzelerin ve insanların kan hücrelerindeki hemoglobin aynıdır. Son olarak da, bağışıklık kimyasına ilişkin kanıtlar, insana en yakın primatların şempanzeler olduğunu gösteriyor. Onları sırasıyla goril, orangutan, gibon, Eski Dünya maymunları, Yeni Dünya maymunları ve ön maymunlar izlerler.

Prof. Vincent Sarich, bağışıklık kimyasının albüminlerindeki ayrımları inceledikten sonra, bu ayrımların gelişmesi için gerekli olan sürenin saptanabileceği bir evrim saati oluşturmayı başardı. Onun değerlendirmelerine göre, Afrika'daki gerçek maymunların, maymunlardan ayrılması için gerekli süre olasılıkla 20-30 milyon yıldır. İnsanların gerçek maymunlardan ayrılması için ise, 6-10 milyon yıllık bir süre gerektiğini önermiştir.

Hareket yöntemleri, kasların, leğen kemiğinin, bacakların, ellerin, ayakların ve yüzün kullanılması konularında yapılan anatomik araştırmaların sonuçları, yine şempanzenin insana en yakın gerçek maymun olarak sınıflandırıldığını ortaya koydu. İnsan ve gerçek maymunların gövdeleri ve kolları birbiriyle aynıdır. Özellikle omuz bölgesi birbirine çok ben-zer ve özgündür; çünkü insanın ve gerçek maymunların dışında hiçbir hayvan kolunu başının üzerine dik olarak kaldıramaz. İnsan ve gerçek maymunlar arasında en büyük ayrım bacaklarda ve leğen kemiğinde görülür. Gerçek maymunlar insanlar gibi dik yürüyemezler ve yürürken ayaklarıyla birlikte ellerinin eklemlerini kullanırlar. Bu ayrım kafatasında ve yüzde de görülür. Doğal olarak da en büyük ayrım beyindedir. Bir gerçek maymunun beyninin üç katı olan insan beyni, konuşmayı, el becerilerinin gelişimini ve daha fazla zekayı olanaklı kılar. 

Hominidler Ailesi 

Basit maymun-insanın, gerçek insan diye tanımlanabilecek canlıya dönüşebilmesi için bazı anatomik değişikliklerin gelişmesi gerekmiştir. Bunlar,

  • İki ayak üzerinde etkin bir biçimde hareket edebilme,
  • Beynin büyümesi
  • Yüz ve dişlerde bazı değişimlerdir.


Bilinen ilk Hominid'i temsil eden fosilin Ramapithecus olduğu kabul edilir. Tartışmalı olan bu maymun-Hominid'in tek tük fosil kalıntıları 14 milyon ile 10 milyon yıl öncesine tarihlenmiştir. Batı Avrupa'da, doğu Afrika'da Hindistan'da ve güney Çin'de buluntular çıkarılmıştır. Yalnızca çene kemiği parçaları bulunmasına karşın, yüz-diş bileşiminin parçaları daha sonraki Hominidlerin öncüsü olabileceğini gösterir. Bazı bilim insanları Ramapithecus'u gerçek maymun olarak sınıflandırırken, bazıları da Australopithecus soyunun doğrudan bir kolu, yani bir Hominid, olarak sınıflandırır. Bu durumda da, insanın biyolojik evriminin en önemli dönemi gerçek maymunlardan insana dönüş aşamasıdır. Bu köprünün ne zaman aşıldığı da tartışmalıdır. Gerçekte 14 milyon yıl öncesine ilişkin Ramapithecus buluntularıyla 4-5 milyon yıl öncesine ilişkin ilk Australopithecus'un kalıntıları arasında Hominidlere ilişkin bir fosil kanıtın bulunmadığı uzun bir boşluk vardır.

Yukarıda tanımlanan biyo-moleküler kanıtlar kabul edilirse, o zaman insanlar ile gerçek maymunların 5 milyon yıl kadar önce birbirinden ayrılmış olması gerekir. Eğer yalnızca paleontolojik kanıtlara dayanılacak olursa, bu sapmanın en azından 10 milyon yıl önce gerçekleştiği kabul edilmelidir. Bu konuda çok çabuk daha fazla kanıta gerek vardır. Prof. Clark Howell elde olan çeşitli kanıtlara dayanarak, Hominidlerin kökeninin 10 milyon yıl önceye dayandığı varsayımında bulunmaktadır.

İnsanın Evrimi


Beyinler, Eller ve Aletler

Tüm Australopithecuslar bizim atalarımız olsa da olmasa da, gerçek atalarımızın dik durup, iki ayak üzerinde yürüdükleri kesindir. Olasılıkla, onlar gerçek insan olmadan önce dört önemli öğe söz konusuydu. Bunlar,

  • Dik durduktan sonra özellikle başparmak ve elin giderek işlevselleşmesi (uzmanlaşması),
  • Aletlerin yapılması ve besinlerin sağlanmasında kullanılması,
  • Beynin boyutlarının büyümesi ve gelişimi,
  • Basit bir dilin gelişmesi.


Bunlardan hangisinin öncelikle önem taşıdığını ya da önce gerçekleştiğini hiç kimse bilmemektedir. Büyük bir olasılıkla dördü de aynı anda birbirine koşut gelişti. Bunların her biri üzerinde ayrı ayrı düşünürseniz, sanırım ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. Eğer eliniz bir pençeden daha esnek değilse ve başparmağınız elinize karşı çalışıyorsa (ya da onu engelliyorsa) bir aleti pek iyi tutamazsınız. Buna karşın, neden-sonuç ilişkisini görmeye yetecek kadar beyniniz yoksa alet kullanmayı da düşünemezsiniz. Beynin boyutlarının büyümesi ve iç yapısındaki değişim, olasılıkla davranışlardaki temel değişimler ile bağıntılıdır. Bu değişiklikler belki de dilin oluşumu ve alet yapımıyla sonuçlandı. Alet gibi bir şeyle deney yapma olanağı bulunmadan, el ve beynin nasıl geliştiğini anlamak da güçtür. Prof. W. M. Krogman'ın dediği gibi, "El, göz ve beynin sadık bir hizmetkârı olmalıdır." Önemli olan bunların eşgüdümüdür. Etkin bir biçimde iki ayağın kullanılması, alet yapımı için ellerin özgür kalmasını sağlamış ve sonunda avcılık daha yararlı bir yaşam biçimi olmuştur. Avcılık insanlık tarihine egemen olmuş, toplumsal ve teknik uyarlamalarda ve işbirliğindeki davranışlarda değişikliklerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Tarım ise Hominid tarihinin yüzde 1'inden daha azına egemendir.

İnsanların ataları olan canlıların yapılarında başka değişiklikler de yer almış olmalıydı. Atalarımız bir dil geliştirmek zorundaydılar. Belli seslerin belli anlamlar taşıması gerektiği ve dolayısıyla da sesler için bir simgeler dizisi geliştirme düşüncesini de kavramak zorundaydılar. Dilin gelişmesi, beynin giderek gelişmesine bağlıydı. Ses çıkarmak ve bu sesler ile iletişim kurmak için anatomik gereksinmeler hazırdı. Oysa yalnızca insana özgü olan “seslerin simgesel dizisi"ni geliştirebilmek için, beynin dış zarının (korteks) gelişmesi gerekliydi.

Tüm bunlar çok yavaş gelişmiş olmalıdır. Olasılıkla, her biri azar azar ama aynı anda gerçekleşiyordu. İnsanlar, çok yavaş insan olmuşlardır.

İnsanlara Ne Zaman İnsan Demeliyiz?

İlk insanların konuşup konuşmadıklarını hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz. Ses çıkarabilmelerine karşın, bu sesleri anlam taşıyan simgelere dönüştürebiliyorlar mıydı? Eğer fosil kemikler bizim iskeletlerimize benziyorsa ve doğa ya da hayvanlar tarafından yapılamayacağını düşündüğümüz aletleri buluyorsak, o zaman ilk insanın iziyle karşı karşıyayız demektir.

Afrika'nın doğusunda ve güneyinde bulunan ve biraz sonra tanımlayacağımız Australopithecus-homo türü fosil kemikler tartışma konularımız arasındadır. Çünkü bunlar atalarımızın görünüşüne ilişkin bilgi veren ve şimdilik elimizde olan en iyi verilerdir. Gerçek maymunlardan çok insana yakın oldukları kesindir. Beyinlerinin boyutları çağdaşımız gerçek maymunlarınkinden büyük olmamasına karşın, gövde boyutları ve yapıları oldukça küçük olduğundan, beyinleri bu küçük boyutlarıyla karşılaştırıldığında, göreceli olarak büyüktü.

Bu noktada, fosillerin temsil ettiği bu özgün canlılardan bize çoğunlukla çok küçük ve önemsiz fosil parçacıkları kalmış olduğunu size anımsatmalıyım. Paleontologlar, bizim bugün yaşayan tek türümüz olan Homo sapiens'in birbirinden değişik örneklerinin arasında gördüğümüz çeşitlemelerini unutmamalıdırlar. Fosil kemiklerin boyut ve yapıları, özgün canlının yaş ve cinsiyetine ilişkin bilgi verdiğinden, önemlidir. Ayrıca, bütün bunların tarihlenmesi ve gerçek zamandaşlığın saptanabilmesi için kesin bir yöntem de yoktur. Sonuç olarak, insan paleontologlarının tümünün bize her zaman aynı adları, sınıflandırmaları ve özgün canlılar ile yakınlıklarına ilişkin bilgileri vermemeleri şaşırtıcı değildir.

Bildiğimiz İlk İnsanlar

İlk insanlar
Australopithecus'a ilişkin ilk kalıntılar, en ilki 1924'te Raymond Dart'ın Taung'da bulduğu olmak üzere, Güney Afrika'daki kireçtaşı ocaklarında bulundu. Bir çocuk kafatası olan bu kalıntıya Australopithecus Africanus adı verildi. O günden beri, Güney Afrika'da beş ayrı yerde yüzlerce insan kalıntısı saptandı. Yine buralarda, tarihleri 2 milyon ile 3 milyon yıl arasında değişen sayısız alet bulundu. İki tür Australopithecus vardır - kısa boylu ve ufak tefek yapılı Australopithecus ve uzun boylu, iri yapılı Australopithecus. Leğen kemikleri ve omurgalarından, iki ayak üzerinde yürüdükleri anlaşılmaktadır. Kafatasları, beyinlerinin boyut açısından oldukça büyüdüğünü ve artık çıkık köpek dişleri olmadığını gösterir. Sonuç olarak onlara Pongid denemeyeceğinden, Hominid'dirler. Her iki tür de 1.5 metre boyunda olmalarına karşın, iri yapılı olan, büyük bir alt çene kemiği, çok büyük azı dişleri ve küçük köpek dişleriyle, daha güçlüydü. Kas bağlantıları da ufak tefek olana göre çok daha gelişmişti.

Australapithecus'un yanı sıra, Homo türünün fosillerinin bulunduğu başka önemli yerlerden biri de Afrika'nın doğusundaki Rift Vadisi'dir. Burada bulunan üç yerleşim yerinden, Hominid'in ilk gelişim dönemlerine ilişkin çok önemli bilgiler elde edildi. Bunlar Olduvai Boğazı, Omo Havzası ve Rudolf Gölü'nün doğusundaki bölgedir. Tanzanya'daki Olduvai Boğazı'ndan çıkarılan Hominidlerden, birden çok türün aynı zamanda yaşadığına ilişkin kanıtlar elde edildi. Olduvai'de sayısız yerleşim alanı vardır. 1959'da bir yerleşmede yapılı bir Australopithecus'un bütün kafatası, taş aletler ve yongalar ile birlikte aynı katmandan çıkarıldı. Önceleri Zinjanthropus diye adlandırılan bu türe şimdi Australopithecus boisei denmektedir. Aletler ise, aynı zamanda yaşamış olan bir Homo türüne ilişkin olabilir. Olduvai'den elde edilen çeşitli türler 2 milyon yıl öncesiyle yarım milyon yıl öncesi arasında yaşamışlardır. Bulunan Homo türü fosil, Olduvai'de genelde Homo "habilis" diye adlandırılan türdür. Aynı zamanda çok sayıda alet de bulunmuştur.

Richard Leakey ve Glynn Isaac, Kenya'da Rudolf Gölü'nün doğusundaki alanda çok sayıda iyi korunmuş Hominid ile birlikte, burada insanların bir yerleşim alanı oluğunu gösteren aletleri ve başka kalıntıları ortaya çıkardılar. Rudolf Gölü'nün kıyılarında şimdilik bilinen en eski yerleşim alanı olan Koobi Fora'yı buldular. Burası, potasyum-argon tarihleme yöntemiyle 2,6+26 milyon yıl öncesine tarihlendi.

Bu değişik alanlarda hem ufak tefek hem yapılı Australopithecus türlerinin yanı sıra, Australopithecus'tan ayrı olarak sınıflandırdığımız Homo türü de bulundu. 2 milyon yıl önceye tarihlenen bu son tür, şimdilik "Homo sp. E.R. 1470" adıyla bilinir. Bu fosilin Rudolf Gölü'nün kıyısında bulunduğu ortam, Koobi Fora yerleşmesinden daha alt düzeyde ve daha eskiye ilişkindir. Omo Havzası'nda da bu türe ilişkin kanıtlar bulunduğu gibi, son zamanlarda güney Afrika'da ortaya çıkarılan daha eskiye ilişkin bir buluntu, aynı türün başka örneklerinin de olduğunu ortaya koydu. Bu türün Australopithecus'tan daha büyük bir beyni olduğu ve yetkin bir iki ayaklı olduğu anlaşılmaktadır. Daha eski bir tarihte ortaya çıkmış ve Australopithecuslar ile çağdaş olarak da yaşamını sürdürmüştür.

Rift Vadisi yöresinde yeni ortaya çıkarılan alanlarda, olasılık-la Australopithecus olan, fosil Hominid'in çene kemiğinin küçük parçaları bulundu ve 3 ile 5 milyon yıl öncesine tarihlendi. Bu da Hominidlerin ilk ortaya çıkış tarihlerinin daha eskiye gidebileceğini gösterir.

Java'da da yine genelde aynı döneme ve 1,9 milyon yıl öncelerine tarihlenen başka bir Australopithecus (Meganthropus) fosili bulunmuştu. Bu buluntu Australopithecus'un 2 milyon yıl öncesi gibi çok eski zamanlarda yeryüzünde, belki de tropikal bölgede, oldukça yaygın olduğunu gösterir.

Homo Erectus

Australopilhecusların bir türünün, olasılıkla ufak tefek yapılı olanın, evrimini sürdürüp gelişerek Homo "habilis"e dönüştüğünü ve belki bu iki türün bir süre birlikte yaşadığını düşünmekteyiz. Sonraları bu Homo hiç kuşkusuz Homo Erectus'a dönüştü. Öteki (yapılı) Australopithecus türünün de soyu yok oldu. Doğal olarak Australopithecus-Homo "habilis"in öyküsünü tümleyebilmek için daha çok kanıta gereksinim vardır.

İnsan evriminin Australopithecus evresi, 5 milyon yıl önceden 1,5 milyon yıl önceye kadar bir süreyi kapsar. Ancak 1,5 milyon yıl kadar önce Australopithecus'tan çok ileri olan Homo Erectus ilk kez ortaya çıkmıştır.

Belki bu aşamada, yani 1,5 milyon yıl önce, Hominidler dil yeteneklerini geliştirmeye başladılar. Dilin de gelişmiş aletlerin kullanımıyla koşut olarak yavaş yavaş oluşmuş olması olasıdır. Australopithecus uzun bir süre basit çaytaşı aletlerini kullandı. El baltalarıyla daha gelişkin ve tekbiçimsel aletler, ancak 1,4 milyon yıl önceleri ortaya çıktı.

Homo Erectus türü Australopithecuslardan daha uzun boylu olduğu gibi, beyni de daha büyük, yüzü ve dişleriyse küçüktü. Aletlerin geliştiğini ve avcılıkta işbirliği yapıldığını gösteren kanıtlar bulunmaktadır. Bu olgular daha karmaşık bir iletişim yöntemini gerektirdiğinden, bu dönem dilin gerçekten önem kazanma-ya başladığı dönem olabilir.

Homo Erectus fosilleri Afrika'da, Asya'da ve Avrupa'da 1,5 milyon yıl öncesiyle yarım milyon yıl öncesi arasında değişik dönemlere ilişkin olarak bulundu. Başta Pitekanthropus diye adlandırılan ve şimdi Homo Erectus Erectus denen ilk buluntular, kolonilerde görevli Hollandalı bir doktor olan Eugene Dubois tarafından, 1891-1892 yıllarında Java'da bulundu. Zaman geçtikçe buluntular çoğaldı. Bir genelleme yapılacak olursa, Homo Erectus'un yaklaşık 170cm boyunda olduğu ve başını pek de dik tutamadığı söylenebilir. Kafatası kemikleri çok kalın ve ağırdı ve çağdaş insan beyninin üçte ikisinden biraz büyük bir beyni olacak kadar oylumluydu. Homo Erectus'un dişleriyle çenesi büyük, kaş kemerleri çıkıktı. Homo Erectus kemiklerinin bulunduğu jeolojik birikintilerde hiçbir alet bulunmamış ise de, aynı bölgede bazı aletlere rastlandı. Java'da bulunan fosiller 1,5 milyon yıl ile yarım milyon yıl önceleri arasına tarihlenir.

Pekin İnsanı ve Bazı İlk Batılılar

1963-1964'te Lantian kafatasının üst kafa kemiği bulunana kadar bilinen ilk Çinli, başta Sinantliropus ya da “Pekin İnsanı" diye adlandırılan buluntulardı. Böyle adlandırılmasının nedeniyse, kalıntıların Pekin'e yakın bir yerde bulunmuş olmasıydı. Artık bunlara Homo Erectus Pekinesis adı verilmektedir.

Pekin insanları, kireçtaşı oluşumlu bir tepedeki mağarada yaşayıp, alet yapıyor, iliğini çıkarmak için hayvan kemiklerini kırıyor ve ateşi kullanıyorlardı. Bu mağaranın, 800.000 yıl öncesinden 500.000 yıl öncesine kadar, çok uzun bir süre kullanıldığı açıkça anlaşılır. Tüm iskeletler ile birlikte, 12 taneden çok kafatası ve yaklaşık 150 tane de diş bulundu.

Pekin insanları Java insanları kadar uzun boylu değillerdi. Kafatasları Java insanınınkilere çok benzerken, beyinleri biraz daha büyüktü. Yüzlerinin Java insanınınkiler kadar kaba olmadığı anlaşılmasına karşın, bu bilgi pek fazla ipucu vermemektedir.

Afrika'nın kuzeybatısındaki Mauritanya kıyılarının yakınında (Ternifine, Sidi Abderrahman, Rabat) Homo Erectus'a ilişkin çok sayıda çene kemiği ve kafatası parçası bulundu. Bu parçalar da Orta Pleistosen'e tarihlenir. Afrika'nın doğusunda bulunan Olduvai Boğazı'nda Homo Erectus kafataslarıyla, bir kalça ve bir de baldır kemiği ("Hominid 9" diye adlandırılır) ele geçirildi. Bunların, Australopithecus düzeyindeki ilk Homo "habilis" ten hemen sonra ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. Bu fosiller en az 750.000 yıl öncesine ilişkindir. Bunların yanında Australopithecus ile bulunan eski aletlerden oldukça değişik biçimler sergileyen taş aletler (Acheul) bulundu.

Almanya'da Heidelberg'in yakınlarında bulunan çok iri çene kemiği, Avrupa'da bulunmuş en eski Hominid'dir. Bu örnek çok güçlü ve yapılı çenesiyle Homo Erectus'u andırmakla birlikte, çene çıkıntısı olmadığı gibi dişleri de oldukça küçüktür. Yaklaşık 450.000 yıl önceye tarihlenir. Macaristan'daki Vertesszöllös yerleşmesinde, küçük aletler ve ateş izlerinin yanı sıra, Homo Erectus'un niteliklerini taşıyan kafatası parçaları bulunmuştur.

Yunanistan'da (Petralona) bir kafatasının bulunması, bazılarınca bir Homo Erectus türünün Avrupa'daki varlığının bir başka örneği sayılmalıdır. Fransa'da, Tautavel'in yakınlarındaki La Caune de l' Arago mağarasında Henry de Lumley'in ortaya çıkardığı yeni bir buluntu, 200.000 yıl önceye ilişkin bir kafatasıyla çeşitli aletleri içeriyordu. Bu kafatasının da Homo Erectus gibi belirgin çizgileri ve yassı bir alnı olmasına karşın, bundan sonraki aşamada Avrupa'da ortaya çıkan bir sonraki insan fosili türünün, yani Neandertal insanının da izlerini taşıyordu.

Yani Avrupa'da da Homo Erectus'un izlerine rastlanmakta, ancak bunlar Uzakdoğu'da ve Afrika'da bulunan bu tür insan örneklerine sayıca ulaşamamaktadır. Belki Avrupa'da çok sayıda Homo Erectus yaşamadı ya da çok kısa bir süre boyunca yaşadı.

Geçiş Türleri

Avrupa'da Homo Erectus'un niteliklerini taşımalarına karşın daha çağdaş olan ve ara türler gibi görünen birkaç kafatası bulundu. Bunlardan biri Almanya'da, Steinheim'dan çıkarılan buluntudur. Bu bir erkeğin kafatasının parçalarıdır. Kemiğin kalın olmasına karşın, ardkafa kemiği çok aşağıda olmadığı gibi, ilkel bir yapıda da değildir. Aynı zamanda yüzde de ilkellik belirtileri yoktur. Oysa alında, gözün üzerinde, belirgin kaş kemerleri vardır. İngiltere'de Swanscombe'da bulunan kafatası parçaları dikkatle incelenmiştir. Bu kafatasının yalnızca üst ve arkası bulunmuştur. Bu parçalar uyumlu bir yuvarlak oluşturduğu için, yüz ve alnın da oldukça "modern" olduğu sonucu çıkarıldı.

Avrupa'da evrimin, Heidelberg fosilinden, Swanscombe ve Steinheim aracılığıyla, bir grup ön Neandertal insanının türlerine dönüşerek oluştuğu bir gerçektir. Üçüncü buzularası evrede, yani yaklaşık 100.000 yıl önce, Avrupa'nın her yerinde bu ön Neandertal insanlarının var olduklarına ilişkin izler vardır. Almanya'da Ehringsdorfta ve İtalya'da Saccopastore'de ön Neandertal insanı bulundu. Hem Homo Erectus'un hem de son evrenin ilk aşamasının niteliklerini taşıyan başka fosiller Fransa'da bulunan Montmaurin alt çenesi, Abri Suard, Lazaret ve Fontechevade fosilleridir. Bunlar yaklaşık 100.000-70.000 yıl öncesine ilişkindir. Birçok kimse bu türün daha sonraki Neandertal insanlarının ataları olduğu ve Homo Erectus'tan Neandertal insanına geçişi gösterdiği kanısındadır.

Özgün "Mağara İnsanları"

Neandertal insanı
Bundan sonra değinmemiz gereken insanların tümü, birbiriyle ilişkili bir grubun bireyleridirler ve bu da şimdiki tanımlamaya göre son taksonomik grubun ilki olan Homo Sapiens'tir. İlk Homo Sapiens Neandertalensis, yani gerçek "Neandertal insanı" Almanya'da Düsseldorf’un yakınlarındaki Neander Vadisi'nde 1856'da bulundu. O, bu adla tanımlanan ilk insan fosiliydi. Bazılarımız, gerçek Neandertalimsi insanların yalnızca Batı Avrupa'ya özgü oldukları ve son büyük Buzul Çağı'nın başlangıcından önce buradan çıkmadıkları, çünkü Alpler'deki ve Kuzey Avrupa'daki buzullar sonucu burada hapis kaldıkları inancındadırlar. Prof. Howell, son büyük buzul döneminin başlamasıyla Avrupa'nın güneybatısında hapis kalan ön Neandertalimsi insanların gerçek Neandertal insanlarına dönüştüğü kanısındadır. Howell'e göre, Yakındoğu'da ön Neandertal insanı türünden tümüyle çağdaş türlere dönüşen insanların izine rastlamak olasıdır. Gerçekten de, batı Avrupa'nın dışında aşırı "Neandertalimsileşme" belirtilerine rastlamıyoruz.

Avrupa'daki asıl ya da gerçek Neandertal insanı grubunun bir düzineye yakın iyi örneği vardır. Bunlar son büyük Buzul Çağı'nın hemen öncesine ve başlarına (85.000-40.000 yıl öncesine) tarihlenir. Buluntulardan çoğu mağaralardan elde edilmiştir. Filmcilerin ve karikatürcülerin sizlere sunduğu “mağara adamı", büyük bir olasılıkla Neandertal insanlarıdır. Ben yine de kadınlarını saçlarından tutup sürüklediklerini pek sanmıyorum, çünkü kadınlar da oldukça güçlüydüler.

Neandertal insanlarının büyük ve kalın kemikli kafatasları olmasına karşın, beyinleri için de bolca yer vardı. Bazılarının beyin oylumları çağdaş insanlar için ortalama sayılan boyuttan bile büyüktü. Yüzleri yapılı ve kemikten kaş kemerleri olmasına karşın, bunlar Homo Erectus grubundakiler kadar belirgin değildi. Alınları çok basıktı ve çene çıkıntıları yoktu. Yaklaşık 1.60 m boyunda, yapılı ve çıkık göğüs kafesliydiler.

Neandertal insanı grubuna ilişkin önemli bir nokta, inceleme yapmak için bu türlerden yeterli sayıda örnek bulunmasıdır. Yaşam biçimlerine ve yaptıkları aletlerden bazılarına ilişkin oldukça bilgimiz olması da önemlidir. Gerçek Neandertal insanları Spy'da, Engis'te, Cebel-i Tarık'ta, La Ferrasie'de, Le Moustier'de ve daha başka birçok yerde bulunmuştur. Yukarıda da gördüğümüz gibi, taksonomik sınıflandırmada bu tür, şimdi Homo Sapiens Neandertalensis sayılmaktadır (bu da onları bizim daha sonra dönüştüğümüz tür olan Homo Sapiens Sapiens'ten ayırır).

Neandertal İnsanlarıyla Çağdaş Öteki İnsanlar

Neandertal insanları, Avrupa'nın bir köşesinde yaşayan, özelleşmiş bir tür gibi görünürler. Başka yerlerde neler oluyordu? Ön Neandertalimsi insan türünün oldukça yaygın bir tür olduğunu düşünüyoruz. Az çok başka aşırı uçlarda, ancak çoğunlukla birbirine benzeyen insan türleri de, bu türün evrimiyle ortaya çıkmıştır.

Avrupa'daki Neandertal insanlarına ne olduğu sorusu sık sık sorulur. Neandertal insanları birdenbire ortadan yok olmuşlar, ancak hiç kuşkusuz çağdaş Homo Sapiens türünce de özümsenmişlerdir. Bu türün bütün yapısal özellikleri ve izleri bugün Akdeniz yöresindeki insanlarda görülür. 30.000 yıl önce özümsenip yok olmuşlar ve çağdaş insanlar Neandertal insanlarının yerini almışlardır.

Neandertal insanlarının ve Neandertal insanlarının benzerlerinin fosilleri Avrupa'da, Asya'da ve Afrika'da geniş bir alanda bulunmuştur. Bunların birçoğunda evrim geçirerek çağdaş insana dönüşme eğilimi görülür. Gerçek Neandertal insanlarının yalnızca Avrupa'da bulunmalarına karşın, dünyanın başka bölgelerinde de bu insan türünün çeşitlemeleri yaşıyordu. Geçiş dönemi grupları, Yakındoğu'da Filistin'deki mağaralarda bulundu. Gerçekte de, insanların çağdaş insana dönüşmeden önce görünümlerine ilişkin en iyi bilgileri Filistin' deki bazı mağaralardan elde ediyoruz.

İlk Çağdaş İnsanlar

Karmel Dağı'ndan çıkan kemikleri inceleyen Prof. T. D. McCown ve şimdi yaşamayan Sir Arthur Keith, burada karşılaşıp inceledikleri iki gruptan birinin yüzde 70 oranında çağdaş denilebilecek izler taşıdığını ortaya koydular. Daha az çağdaş görünümlü olan ikinci grupta bu oran o kadar yüksek değildi. Filistin' de Karmel Dağı buluntularıyla yaklaşık çağdaş olan en azından bir mağarada daha böyle iki benzer grup ya da insan çeşitlemeleri bulundu. Bu mağaralar, daha soğuk bir havanın egemen olduğu ve son Buzul Çağı'nın kuzeyde başladığı yaklaşık 75.000 yıl öncelerine tarihlenir.

Karmel Dağı'nda sayısız mağara olmasına karşın, bu çağdaş grup yalnızca Mugharet es-Skhul'da (“çocukların mağarası") bulunmuştur. Bu gruba aynı zamanda Galilee' deki Kafzeh Mağarası'nda da rastlandı. Filistin'deki birçok mağarada bulunan öteki grup, Avrupa' da ve başka yerlerde yaygın olduğunu belirttiğimiz ve ön Neandertalimsi diye adlandırdığımız insan türünün kemiklerini içeriyordu. Bu buluntuların her biriyle çıkarılan aletler çoğunlukla benzeşiyordu; McCown ve Keith ile başka bilim insanları araştırmalarından beri hem Skhul grubunun hem ön Neandertalimsi insan grubunun tam aynı zamanda ortaya çıktıklarını varsayma eğilimindeydiler. Bu sonuç oldukça doğaldı; iki ayrı yönde evrim geçiren insanlardan oluşan bir nüfus vardı. Oysa bunlar zaman bakımından tümüyle çağdaş olmayabilirler. Yaklaşık 75.000 yıl öncesine ilişkin bir dönemde 10.000 yıl içinde kesin bir tarih vermek güçtür.

Çağdaş insanların ilk geliştiği yer ile ilgilenen kişiler için Güneybatı Asya ilginç bir yerdir. Tümünden daha çağdaş olan Skhul ve Kafzeh buluntularıyla, Tabun buluntuları ve Filistin'den çıkarılan başka buluntular ile Kuzey Irak'ta Şanidar'dan elde edilen buluntular birbirlerine hiç benzemezler. Bu sonuncular daha yaygınlaşmış bir Neandertalimsi insan türüdür.

Afrika' da birçok Neandertalimsi insan fosili bulunmuştur. Kuzeyde bulunan Fas'ta Cebel Irhoud'tan ve Haua Fteah'tan elde edilen kalıntılar da yaklaşık 40.000 yıl önceye tarihlenir. Güney Afrika'da ise "Rodezya insanı" Neandertal insanının özelliklerinin çeşitlemelerini taşır. Doğu Afrika'daki Omo Havzası boyunca Neandertal insanının benzerinin fosilleri bulunmuştur.

Çin'in güneyindeki Mapa'da Neandertal insanının benzerinin bir fosili bulundu. Elde edilen 11 tane Solo türü kafatasının gösterdiği gibi, Java'da Neandertal insanı bulunuyordu ama bunlar Homo Erectus'un niteliklerini de taşıyorlardı.

Son buzul döneminin ilk aşırı soğuk evresinin hemen ardından, Avrupa'da tümüyle çağdaş erkek ve kadına ilişkin kemiklere rastlıyoruz. Yaptıkları aletlerden ve mağaralardaki barınaklarından çok sayıda buluyoruz. Son buzul döneminin ikinci evresinin başlangıcı olan 40.000 yıl öncesine tarihlenen mağaralarda tümüyle çağdaş iskeletler ortaya çıkmaya başladı. Bu iskeletler, bugün gördüğümüz birçok kişiden değişik olmayan insanlarındır. Bugünkü insanlar gibi, herkes birbirine benzemiyordu.

İlk Çağdaşlardaki Ayrımlar

İlk Avrupalı çağdaşlar başlıca iki gruba ayrılır. Bunlar Cro- Magnon ve Combe Capelle-Brünn gruplarıdır. Cro-Magnon insanları büyük, uzun ve kaba yapılı başlarıyla, uzun boylu ve iri kemikliydiler. Çoğu, bugünkü İskandinavların gövde yapısına sahip olmalıydılar. Combe Capelle-Brünn insanları daha kısa boyluydu ve dar kafaları ve yüzleriyle büyük kaş kemerleri vardı. Doğal olarak bu insanların derilerini ve saçlarını bulamıyoruz. Çoğunlukla Kafkas adı verilen türden oldukları kuşkusuzdur.

Çağdaş insanların çeşitlemeleri bugün dünyanın her yerinde görülür ve olasılıkla geçmişte de yerel ayrım olarak bunlara rastlanıyordu. Java'da Wadjak adı verilen bir yerden, çağdaş Avusturalya yerlilerine benzeyen "proto-Australimsi" kafatasları çıkarıldı. Güney Afrika'dan, özellikle Boskop'tan çıkarılan kafatasları tümüyle çağdaş Buşmenlerinkine benzemekle birlikte, daha büyüktür. 

Buşmenlerin atalarının bir zamanlar Büyük Sahra'nın güneyinde çok yaygın olduğu anlaşılmaktadır. Konunun uzmanları şimdilik elde olan kanıtlara dayanarak, Afrika zencilerinin binlerce yıl önce Afrika'nın orta bölgesinin batısına yayılmış orman insanları olduğunda düşünce birliğine varmışlardır. Mongoloidlerin (Moğollar) ise Sinanthropus'un bulunduğu Şokotien'de, "Üst Mağara" döneminde, Pekin insanından sonra ortaya çıkmış olmaları gerekir.

Yeni Dünya'ya yerleşildiğinde çağdaş insanlar Neandertal insanlarını geride bırakmışlardı. Bering Boğazı'nı geçerek Yeni Dünya'ya gelen insanlar, şimdi Asya'nın doğusunda yaşayan çağdaş insanları andırıyorlardı. İnsanların sayısız dalgalar halinde Amerika'ya göç ettikleri ve birbirleriyle karışıp her iki kıtada da güneye doğru yayıldıkları anlaşılmaktadır. Kızılderililerin tümü bu eski Homo Sapiens Sapiens'ten türemişlerdir.

Fosil İnsanlara İlişkin Elde Olan Bilgilerin Özeti

Şimdilik, insanın evrimine ilişkin bulgular (yukarıda anlatıldığı gibi) dört aşamaya bölünmüş gibi görünmektedir.

  • 5 milyon yıl kadar önceye tarihlenen, değişik fosil Hominid çeşitlemelerinin ve onlardan en azından bazılarının yaptığı düşünülen kaba taş aletlerin bulunduğu Australapithecus Homo türü aşaması bunların ilkidir.
  • Bunu belki yaklaşık bir milyon yıl kadar önce, en az Java, Olduvai ve Pekin fosilleriyle Heidelberg, Ternifine ve Vertesszölles buluntularının evrelerine kadar süren yeni bir ilk insan (Homa Erectus) aşaması izledi. Bu evre yaklaşık 100.000 yıl öncesine kadar sürdü.
  • Bundan sonra, önce Swanscombe, Steinheim ve Fontechevade gibi geçiş türleri ortaya çıktı. Bunları Neandertal insanları ve daha az aşırı uçlarda bulunan çağdaşları izlediler.
  • 40.000 yıl öncesine ilişkin çağdaş iskeletlerin izlerine Avrupa' da rastlandı. Bugün bu aşamanın tümüyle Homo Sapiens adı altında birleştirilmesi eğilimi vardır.

Doğal olarak yukarıda belirtilen üçüncü aşama ya da geçiş aşaması, ikinci ve dördüncü aşamaların içinde sayılabilir. İlk aşamadaki canlıların da "insan" olarak kabul edilmesi eğilimi ağırlık kazanmaktadır. Bu aşamanın ortalarından başlayarak alet yapan insanların söz konusu olduğu kuşkusuzdur.


Aşamalar geliştikçe sürelerin kısaldığına dikkat etmişsinizdir. İnsanlar, çeşitlemelere ve çevrelerindeki değişikliklere uyum sağlamak için çok daha iyi yöntemler öğreniyorlardı. Gövdelerinin fosil kemikleri bu uyumu yansıtmakla birlikte, yaptıkları aletlerden de değişikliğin hızı anlaşılır. 

0 yorum :

Yorum Gönder

E-posta Aboneliği

Zargana'da yayınlanan son yazıların e-posta adresinize gönderilmesi için lütfen üye olun.

Copyright © 2011 Zargana , Alıntılarda kaynak vererek her şeyi çalmak serbesttir