1 Kasım 2016

Denizci Sinbad'ın Hikayesi

Vaktiyle Bağdat’ta, Halife Harun-el Reşid’in saltanatı devrinde, Hindbad isminde fakir bir hamal varmış. Ortalığın sıcaktan kavrulduğu bir gün, çok ağır bir yükü şehrin bir ucundan öbür ucuna taşıyormuş. Böyle uzun bir yol yürüdükten sonra, bitkin bir halde, tatlı tatlı serin bir rüzgâr esen ve taşları gül suyu ile yıkanmış olan bir sokağa varmış. Biraz nefes alıp dinlenmek için buradan daha uygun bir yer özleyemeyeceğinden, yükünü yere bırakmış ve içerisinden bir ziyafetin gürültüleri akseden büyük bir evin önünde yükünün üstüne oturmuş.

Sonra hayretle, kapının önünde gördüğü pek şatafatlı giyinmiş birkaç hizmetçinin yanına sokulup bunlardan birine bu konağın efendisinin adını sormuş.

Hizmetçi:

— Amma da tuhaf! diye cevap vermiş, hem Bağdat’ta oturuyorsunuz, hem de burada oturanın, güneşin ışıldattığı bütün denizlerde gezip dolaşmış olan o meşhur seyyah Denizci Sinbad Hazretleri olduğunu bilmiyorsunuz!

Sinbad’ın zenginliğinden konuşulduğunu işitmiş olan hamal, gözlerini göğe kaldırarak haykırmış:

— Hey gidi, ne var ne yok her şeyi yaratan Kadir Tanrım hey! Bak hele şu Sinbad ile benim aramdaki farka! Bu adam lûtfunuzla bu kadar güzel bir talihe kavuşmak için ne yapmış sanki? Ya ben bu kadar çetin bir talihe çatmak için ne günah işlemişim?

Denizci Sinbad
Böylece hazin düşüncelerine dalmışken, konaktan bir uşağın çıktığını görmüş. Uşak onun yanına gelip kolundan tutarak:

— Gelin arkamdan, demiş, efendim Sinbad Hazretleri sizinle konuşmak istiyor.

Uşak, onu, geniş bir divanhaneye sokmuş. Burada, üstü en nefis yemeklerle donanmış bir masanın etrafında birçok kişi oturuyormuş. Şeref mevkiinde uzun beyaz sakallı saygıdeğer bir ihtiyar ve onun arkasında, telaşla hizmet eden bir sürü sofracılarla hizmetçiler görülüyormuş. Bu ihtiyar zat Sinbad’ın ta kendisiymiş. Hamal, titreyerek sofradakileri selamlamış, Sinbad onu yanına çağırmış. Yanındaki boş yere oturttuktan sonra kendi eliyle ona yemek vermiş, kadehine de âlâ bir şarap doldurmuş.

Nihayet yemeğin sonuna doğru, Sinbad, sofraya oturmadan evvel zavallı hamalın şikâyetini işitmiş olduğundan, ona dostça derdini söylemesini rica etmiş.

Utancından kıpkırmızı kesilen Hindbad:

— Efendimiz, demiş, itiraf ederim ki, yorgunluktan keyfim kaçmıştı. Bu hırçınlıkla ağzımdan bazı münasebetsiz sözler çıktı. Kusurumu af buyurmanızı rica ederim.

Sinbad:

— Sakın size karşı bir kırgınlığım var sanmayın, demiş. Asla böyle bir hissim yok, çünkü bu pek haksızlık olur. Fakat hakkımdaki düşüncenizi değiştirmek isterim, öyle görüyorum ki bana karşı yanlış bir hüküm besliyorsunuz. Kuşkusuz, şu gözünüze çarpan bolluk ve rahatımı hiç yorulmadan kazandığımı sanmaktasınız! İhtimal, benim denizlerde başımdan geçen acayip olaylardan ve atlattığım tehlikelerden karmakarışık bahsedildiğini de işitmişsinizdir. Ama mademki şimdi bir fırsat düştü, durun da size bunların doğrusunu ben anlatayım. Zannederim bunların işitmekten canınız sıkılmayacaktır.

Bir lâhza sustuktan sonra, hikayesine şöyle başlamış…

0 yorum :

Yorum Gönder

E-posta Aboneliği

Zargana'da yayınlanan son yazıların e-posta adresinize gönderilmesi için lütfen üye olun.

Copyright © 2011 Zargana , Alıntılarda kaynak vererek her şeyi çalmak serbesttir