2 Kasım 2016

Balder'in Ölümü

Balder, Odin ve Frigg'in oğluydu. Çok iyi olduğu için tanrılar içinde herkesin gözdesiydi. Tanrıların en iyisi, en bilgesi, en iyi huylusu, en şefkatli olanıydı. Saflık ve erdemle çevrelenmişti. İyi olduğu gibi yakışıklıydı da; özel bir ışıltıyla parıldıyordu.

Bir gün iyi Balder, oturmuş sohbet etmekte olan tanrılara yaklaştı. "Dün gece korkunç bir düş gördüm. Düşümde Ölüler ülkesi Niflheim'daydım ve Hel beni kucaklamıştı. Beni sarayına götürdü. Odalar altından yapılmıştı, salonlar mücevherlerle süslenmişti. Düşüm beni dehşet içinde bıraktı, çünkü yakında öleceğimi gösteriyor" dedi.

Tanrılar, sevgili Balder'in öleceği düşüncesinden korkuya kapıldılar. Balder'in yaşamını tehdit edebilecek olan şeyi araştırmak ve her tehlikeyi ortadan kaldırmak için dünyayı aramaya karar verdiler. Onun ölümünü engelleyeceklerinden kuşkuları yoktu. Balder'in annesi Frigg, bu büyük görevi üstüne almak için gönüllü oldu. Dünyayı bir ucundan diğerine dolaştı. Her bitkiyle, her hayvanla, her kuşla ve her yılanla, her metalle, her taşla, her hastalık ve her zehirle, her damla suyla, her karış toprakla ve her ateş kıvılcımıyla görüştü. Hepsinin Balder'e zarar verecek hiçbir şey yapmayacaklarına dair kutsal bir yemin vermelerini sağladı. Balder'i onlar da çok sevdiğinden, Frigg'in isteğini mutlulukla yerine getirdiler.

Tanrılar, Balder'in güvende olduğunu anlayınca onun zarar verilemez ligini deneyerek eğlendiler. Bazıları ona ok, bazıları taş attı, bazıları da metal silahlarla vurdular. Balder, gözleri ışıldayarak gülümsüyordu ve "Bir daha deneyin, bunu hissetmedim bile!" diyordu.

Loki’nin Kıskançlığı 


Loki, Balder'in dayanıklılığını izledi ve bu yüzden ondan nefret etti. Yaşlı bir kadın kılığına girerek Frigg'i ziyaret etti. "Sizinle kadın kadına konuşmak için uğradım" dedi Loki, sesini değiştirerek. "Tanrıların kraliçesiymişsiniz, kuşkusuz burada büyük bir güce sahipsinizdir. Tanrıların mecliste toplanıp aralarına duran birine bir şeyler fırlattığından haberiniz var mı? Kabul etmeliyim ki eğlenir görünüyordu. Ama o kadar güzel bir tanrı ki, biri onu öldürürse çok üzücü olur. Belki oraya kadar gelip kendiniz görmelisiniz. Bu aptalca oyunlarına engel olmak için bir şeyler yapmak isteyebilirsiniz."

Frigg yanıtladı: "Bana gelmeniz ne büyük incelik. Balder'den söz ediyor olmalısınız. Ancak kaygılanmanıza neden yok, çünkü hiçbir şey ona asla zarar veremez. Ona zarar vermeyeceklerine dair her şeye kutsal yemin ettirdim. Bu yüzden oldukça güvende sayılır."

"Gerçekten de dünyadaki her şeye yemin ettirdiniz mi?" diye sordu Loki.

"Ah! Evet..." diye yanıtladı Frigg. "Ne de olsa Balder benim oğlum. Her şeyden yemin aldım. Her bitkiden ve her hayvandan, her kuştan ve her yılandan, her metalden ve her taştan, her hastalıktan ve her zehirden, her damla sudan, her karış topraktan ve her ateş kıvılcımından. Hiçbiri Balder'i incitmeyecek. Sizi temin ederim, gerçekten de güvencededir."

"Kendinizden çok emin görünüyorsunuz" dedi Loki. "Eğer benim oğlum olsaydı, herhangi bir şeyi atlamış olmaktan korkardım. Ama hiçbir şeyi atlamadığınızı biliyor olmalısınız."

"Aslında bir şeyi atladım" diye yanıtladı Frigg. "Ancak bunu bilerek yaptım. Valhalla'mn batısında yetişen küçük bir Ökseotu. Ondan kutsal bir yemin istemedim, çünkü kimseye zarar veremeyecek kadar küçük görünüyordu."

"Bu konuda haklı olduğunuzdan eminim" dedi Loki ve Frigg'den ayrılarak, tanrıların olduğu yöne doğru rastgele gezinerek yürüdü. Gözden kaybolur kaybolmaz kendi kılığına büründü ve hızlı bir şekilde batıya doğru yürüdü, Valhalla salonunu geçip hızlandı. Hiç kuşkusuz, küçük ökseotunu Frigg'in tam tarif ettiği yerde buldu. Bitkiyi kökleriyle sökerek, onu tanrıların toplanmış olduğu saraya götürdü. Yürürken çeşitli meyveler, ince dallar, yapraklar topladı. Bitkinin sapını belli bir derece keskinleştirdi. Sonra dalı kemerine astı. "Kimse fark etmeyecek" dedi, kendi kendine. "Hatta benim bile farkıma varmamalarına çatışacağım."

Loki toplantıya tekrar girdiğinde Balder'le oynanan oyun tüm hızıyla sürüyordu. Tanrılar, hiçbirinin bir etkisi olmayan her çeşit maddeyi fırlattıkça, salon mutlu kahkahalarla çınlıyordu. Loki etrafa bakındı ve Balder'in kör kardeşi Hoder'ın diğer tanrılardan ayrı durduğunu gördü. Hoder, terk edilmiş görünüyordu, çünkü bu oyuna katılabilme olanağı yoktu.

"Hoder, sen neden Balder'e bir şeyler atmayan tek tanrısın?" dedi Loki.

"Çünkü nerede olduğunu göremiyorum" diye yanıtladı Hoder, "Ayrıca atacak bir şeyim de yok."

"Bunu halledebilirim" diye haykırdı Loki. "Sen de diğer tanrıların yaptığı gibi ağabeyini onurlandırabilmelisin. Benim kolum, senin kolunu Balder'in olduğu yere yönlendirecek ve sana verdiğim dal parçasını ona atabileceksin."

Hoder, Loki'nin kendisine verdiği ökseotunu aldı ve Loki' nin kolunu yönlendirmesine izin vererek onu ağabeyine fırlattı. Dal, dosdoğru Balder'in kalbine girdi ve Balder cansız yere düştü.

Tanrılar sessiz bir şok içinde ölü arkadaşlarına baktılar. Yüreklerinden taşan üzüntüyü yansıtan gözyaşları yanaklarından aşağı boşandı. Konuşamadılar. O kadar şaşırmışlardı ki, Balder'i kaldırmaya bile kalkışmadılar. Bazıları öldürücü otun geldiği yöne döndü. Loki'yi hızlı hızlı kapıya doğru yürürken gördüklerinde, bu iğrenç olaydan kimin sorumlu olduğunu hemen anladılar. Bununla beraber sabırlı olmak zorunda olduklarını biliyorlardı. Kutsal bir yerde toplanmış bulunuyorlardı ve öçlerini hemen alamazlardı.

Odin, bütün tanrılar içinde en üzgün olanıydı. Balder’in ölümüyle yalnızca sevgili oğlunu kaybetmekle kalmamıştı. Ayrıca Balder'in ölümünün, soylarının yok olmasıyla sonuçlanacak olaylar dizisinin başlangıcı olduğunu bilen de bir tek o idi.

İlk konuşan Frigg oldu: "Aranızdan kim benim sonsuz minnet ve sevgimi kazanmak isterse, şimdi söyleyeceğim şeyi yapsın. Niflheim'a inin ve oğlumu ölüler krallığında bulup bulamayacağınıza bakın. Eğer başarılı olursanız, Hel'e giderek onun Asgard'a dönmesine izin verip vermeyeceğini öğrenin. Loki'nin kızı olduğuna göre Balder'in yaşamı karşılığında bir wergild bedelini ona önermek doğru olacaktır."

"Ağabeyimin iyiliği için bunu yapmaktan zevk duyacağım" diye haykırdı yiğit Hermod. Odin'in atı Sleipnir'i aldı ve dörtnala uzaklaştı. Bu sırada tanrılar Balder'in bedenini deniz kıyısına taşıdılar. Onu gemisinin güvertesindeki cenaze odunlarının üzerine yerleştirdiler ve değerli kişisel eşyalarını da yanına koydular. Koşumlu atını bile öldürüp odunların üzerine yerleştirdiler. Bütün tanrılar, tanrıların en iyisine karşı görevlerini yerine getirmek için hazır bulunuyorlardı.

Thor hazırlıkları yönetti, Odin, beraberinde Frigg ve Valkyriler, ayrıca Hugin ve Munin adındaki iki kuzgunu ile geldi. Frey bir domuzun çektiği savaş arabasıyla geldi. Freya bir kedinin çektiği savaş arabasıyla geldi. Heimdall atının üzerinde geldi. Yamaç devleri ve buz devleri bile iyi Balder'i onurlandırmaya geldiler. Her tanrı ve her konuk, cenaze gemisinin güvertesine çıkarak değerli eşya yığınına kendi değerli eşyalarından birini ekledi. Son olarak Odin de kendi büyük hazinesini, her dokuz gecede bir, sekiz tane daha aynı ağırlıkta altın yüzük yaratan sihirli altın yüzüğünü koydu.

Balder'in karısı öyle büyük kedere kapılmıştı ki üzüntüsünden öldü. Tanrılar onun bedenini de odunların üzerine, kocasının yanına yerleştirdiler. Cenaze ateşinin alevi göklere doğru kükrediğinde, dalgalar diledikleri yere sürüklesin diye gemiyi denize bıraktılar.

Balder'in ölümü


Hermod Ölüler Ülkesinde 


Bu arada Hermod önünde, yanında, arkasında hiçbir şeyin görünmediği karanlık vadilerde dokuz gün dokuz gece at sürdü. Sonunda Canlılar Ülkesi'ni Ölüler Ülkesi'nden ayıran son büyük nehre vardı. Nehrin üzerinde, o karanlıkta bile ışıldayan altın çatıyla örtülü bir köprü uzanıyordu.

Yaklaşınca, köprüyü koruyan bakire sordu: "Kimsin, baban kimdir? Dün beş alay ölü adam bu köprüden geçti, senin yaptığından daha az gürültü yapıyorlardı. Sen canlı olmalısın! Öyleyse, Hel’e giden bu yolda ne arıyorsun?"

Yiğit Hermod yanıtladı: "Ben, herkesin babası Odin'in oğlu Hermod'um ve doğrusu çok da canlıyım. Niflheim'a giden bu yolda ilerlemeliyim; çünkü ölüler krallığında sevgili ağabeyim iyi Balder'i aramam gerek. Onu köprüden geçerken gördün mü?"

"Evet, Balder köprümden geçti" diye yanıtladı bakire. "Sürekli kuzeye ve aşağı doğru giden yolu izle, çünkü Niflheim'a giden yol budur. Ancak seni uyarmalıyım. Ölüler Ülkesi çok yüksek duvarlarla çevrilidir. Kapılardan içeri girmek için bir yol bulmalısın."

Hermod ona teşekkür ederek, Hel'in krallığının kapılarına gelene kadar yoluna devam etti. Kapılar yüksekti ve içinde yaşam rüzgarını barındıranlara kapalıydı, Hermod, Sleipnir'i mahmuzlayarak, "beni bu kapıların üzerinden geçir" dedi. Sleipnir öyle yükseğe sıçradı ki, üzerlerinden geçerken Hermod kapıları ufacık görebildi. Hel'in sarayına doğru at sürdü. Atından indi ve içeri girdi.

Salon, erkek ve kadın, genç ve yaşlı, zengin ve yoksul, erdemli ve kötü ölülerin hayaletleriyle doluydu. Sadece büyük kahramanlar, ölüler ülkesinde sonsuz varlığa sahip olabiliyorlardı. Bunlar, savaşta öldüklerinde Odin'in Valkryriler'i tarafından seçilerek Valhalla'ya getirilmiş şanslı kişilerdi. Burada, Ragnarok'taki son savaşta tanrıların yanında savaşmak için her gün hazırlık yapıyorlardı. Hermod, salon boyunca hayaletleri görmezden gelerek yürüdü. Balder, büyük bir tanrı olduğunun kanıtı olarak yüksek bir koltuğun üzerinde oturuyordu ve Hermod'un tek gördüğü oydu.

Hermod geceyi Balder'le geçirdi ve sabah Hel'e dedi ki: "Adım Hermod. Odin'in ve Frigg'in oğluyum. Tanrıların ülkesinden ağabeyim Balder'i Asgard'a geri götürmeme izin verip vermeyeceğinizi sormak için geldim. Tanrıların ona olan sevgisi öyle büyük ki, ölümüyle hepsinin kalpleri kederle doldu. Frigg, Balder'in yaşamı karşılığında, uygun bir wergild vereceğine dair söz verdi."

Hel yanıtladı: "Balder'i ancak bir koşul sağlanırsa serbest bırakırım. Bana dünyadaki canlı cansız her şeyin onu yas tutacak kadar çok sevdiğini kanıtlamalısın. Eğer bir tek şey geri dönmesine karşı çıkar ya da onun için gözyaşı dökmeyi reddederse o zaman Balder krallığımda benimle kalacak."

"Koşulunun yerine geleceğinden eminim" diye karşılık verdi Hermod. "Annem, Balder'in yaşamını korumak için dünyadaki her şeyden kutsal bir yemin aldı. Her bitki ve her hayvan, her kuş ve her yılan, her metal ve her taş, her hastalık ve her zehir, her damla su, her karış toprak ve her ateş kıvılcımı yaşamına değer vereceğine yemin etti. Kuşkusuz hepsi onun için gözyaşı dökecek."

"Senin adına" dedi Hel, "haklı çıkmanı umarım. Ancak ne kadar emin olursan ol, bana kanıt gerekli."

Daha sonra Balder, sarayın dışına kadar Hermod'a eşlik etti. Hermod Sleipnir'e binmeye hazırlanırken Balder ona, "Bu korku dolu yolculuğu benim için yapmana çok teşekkür ederim. Tanrılar sana boşuna Yiğit Hermod demiyorlar. Ancak Baba ve büyük Thor'da şendeki kadar cesaret vardır! Bana iyilik yap, babamızın sihirli altın yüzüğünü ona olan sevgimin işareti olarak geri götür" dedi.

"Bunu yapacağım" diye karşılık verdi Hermod. "Bu arada sen de cesaretini yitirme. Tanrılar seni, bu sıkıntılı krallıktan kurtarmaya kararlılar. Gün ışığı dünyasını yeniden göreceğinden hiç kuşkum yok."

Herkes Balder İçin Ağlayacak… 


Hermod Asgard'a dönerek, öyküsünü toplanmış olan dostlarına anlattı. Tanrılar derhal dünya üzerinde her yere; doğadaki canlı cansız her yaratık ve varlığa Balder'in Hel'den kurtulmasını sağlama amacıyla onun için yas tutmalarını isteyen haberciler gönderdiler. Sordukları her şey kabul etti, çünkü iyi Balder var olan her şey tarafından seviliyordu. Tıpkı buzla kaplanmışken güneşin sıcak ışınlarına tutulan her şeyin gözyaşı dökmesi gibi, her bitki ve her hayvan, her kuş ve her yılan, her metal ve her taş, her hastalık ve her zehir, her damla su, her karış toprak ve her ateş kıvılcımı ağladı.

Haberciler yolculuklarının başarısından mutluluk duyarak Asgard'a geri dönüyorlardı ki, karanlık bir mağarada oturan bir devanasına rastladılar. Onu selamladılar ve "Canlı cansız doğadaki her yaratık Balder'in ölüler krallığından kurtulabilmesi için ağlıyor. Lütfen gözyaşlarınızı onlarınkine ekleyin. Çünkü Balder'in Asgard'a geri dönebilmesi için, Hel hiç kimsenin ağlamayı reddetmemesi koşulunu öner sürdü" dediler.

Devanası onları şaşırtarak şöyle karşılık verdi: "Hiç kimse gözlerimden yaşların boşanıp yanaklarımdan aktığını göremeyecek. Balder benim için hiçbir şey ifade etmiyor. Yaşıyor da olsa, ölü de... Eğer Hel onu krallığında tutuyorsa bırakın tutsun."

Haberciler onu ne kadar ikna etmeye çalışırlarsa çalışsınlar devanası kararını değiştirmedi. Tanrılar meclisine üzüntü içinde, Hel'in Balder'i salıvermek için koyduğu koşulu sağlayamadan döndüler. Tanrılar, habercilerin öyküsünü duyduklarında yüreklerinden taşan kederi yansıtan gözyaşları yanaklarından boşandı. Bu iğrenç olayın sorumlusunun kim olduğunu da biliyorlardı. Balder için ağlamayı reddeden devanası, pek çok değişik kılığının birinde olan Loki'den başkası değildi.

 Merhametsiz bir kararlılıkla öçlerini almak için sessizce Asgard'dan yola çıktılar. Onları kandıramadığını bilen Loki, canını kurtarmak için kaçtı. Denizin üzerinde, yüksek bir dağın yamacında inşa ettiği küçük, gözden ırak bir eve saklandı. Evin dört yöne bakan birer kapısı vardı. Tanrıların gelişini, kendine hızla kaçma şansı tanıyacak kadar erken görmeyi umuyordu. Sakin ve kaygısız olmaya çalıştı. Gözlerini aşağıdaki vadiden ayırmamaya çalışıyordu. Gecenin içinde duyduğu ani seslerden sıçramamaya çalıştı. Tanrıların kendisini bulmalarım beklerken, sık sık som balığı şekline girerek, yemek için küçük balıklar yakaladığı yakınlardaki şelalenin sularında saklanıyordu. Geceleri evinde oturuyor ve zamanını tanrıların kendisini yakalamak için ne gibi düzenekler kullanacağını düşünmeye çalışarak geçiriyordu. Aklı olasılıklarla oynarken keten ipliklerini bir balık ağı yaratana kadar bir o yana bir bu yana büktü. "Kuşkusuz bu, balık avlamamın en iyi yolu" diye bağırdı. Sonra tüyleri ürpererek sanki ağ, onu şimdiden yakalamış gibi ateşin ortasına fırlattı.

Bu arada tanrılar iz sürmeye devam ediyorlardı. Odin, dünyadaki her şeyi görebildiği koltuğunda oturmuş ve Loki'yi dağ yamacındaki evini yaparken izlemişti. Tanrılar sürekli ve emin bir ilerleyişle Loki'nin sığınağına yaklaşıyorlardı. Öfkeleri amansızdı. Kendilerinden görünen, ama asla güvenmeyecekleri bu ikiyüzlü yaratığı yakalayacaklardı.

Loki onları duyabileceği kadar yaklaştıklarında o, arka kapıdan kaçıp kendini bir som balığına dönüştürerek şelaleye atladı. Loki'nin evine ilk giren, tanrıların en akıllısıydı. Loki’nin nerede olabileceğine dair ipuçları arayarak ve her ayrıntıyı belleğine yazarak odayı dikkatle inceledi. Sonunda Loki'nin şöminesindeki beyaz küllerden, bir balık ağının biçimini ayrımsadı. "Loki bir balık biçimine girmiş!" diye bağırdı. "Şelaleye giden dereyi arayın, onu orada bulacağınızdan eminim. Ben de hızla Loki'nin tasarladığı gibi bir balık ağı yapacağım. Ve onu bu ağla yakalayabileceksiniz."

Ertesi sabah erkenden tanrılar, bu akıllıca gereçle birlikte şelaledeydiler. Thor ağın bir ucunu tutup derenin öbür tarafına atladı. Bütün öteki tanrılar bu tarafta kaldılar. Birlikte ağla şelale ve dere boyunca suları taradılar.

Thor Loki’yi Tırnaklarıyla Yakalıyor 


Loki şelalenin döküldüğü sulara kaçtı. Kendini iki taşın arasındaki bir çatlağa sakladı. İlk seferinde tanrılar onu bulamadı, ancak ikinci sefer nereye saklandığını gördüler. Ağa ağırlıklar taktılar ki hiçbir balık altından geçemesin. Sonra ağı yavaşça şelaleden denize doğru çektiler. Loki yakalanmamak için, ilerleyen ağın önünde ırmaktan aşağı doğru yüzmek zorunda kaldı.

Sonunda Loki zor bir seçimle karşı karşıya kaldığını anladı. Ya açık denize yüzecekti, ki bu, onu kesinlikle öldürürdü ya da ağın üstünden atlayıp akıntıya karşı yüzecekti. Thor, Loki'nin kararını tahmin etti ve derenin içine doğru yürüdü. Loki atladığında, Thor onu yakalamaya hazırdı. Ancak som balıkları kaygandır. Thor balığın gövdesini ne kadar yakalamaya çalıştıysa da o, parmaklarının arasından kayıyordu. Sonunda Thor, tırnaklarını som balığının kuyruğuna geçirdi. Loki savaşı kaybetmişti.

Tanrılar Loki'yi dağdaki derin ve karanlık bir mağaraya götürdüler. Üç kocaman kaya aldılar ve her birine birer delik açtılar. Sonra Loki'nin iki oğlunu yakaladılar. Fenrir'i hemen oracıkta kardeşini yemeye başlayan bir kurda çevirdiler. Tanrılar, Loki'nin ölü oğlunu, sertleşerek demirden şeritlere dönüşen bağırsaklarıyla kayalara bağladılar. Daha sonra Loki'nin başına zehirli bir yılan astılar ki yüzüne sürekli zehir damlatsın. Aldıkları öçten tatmin olan tanrılar Asgard'a döndüler.

Fenrir annesini buldu ve onu Loki'nin yanına götürdü. Kocası olan Loki'yi kurtaramadı. Ancak yüzünün üzerindeki yılanın zehrine bir tas tutarak tutsaklığını daha dayanılır kılmaya çalıştı. Tas dolup da karısı onu boşaltmaya gittiğinde, zehir Loki'nin derisini öyle bir yakıyordu ki tüm dünyayı sarsacak şekilde acıyla kıvranıyordu,

Loki, tanrılar ve devler arasındaki son savaşın zamanı olan Ragnarok'a kadar bu şekilde tutsak kaldı. Şiddetli bir deprem, koca dağların bile ufalanmasına neden olduğunda, Loki'nin zincirleri de kırıldı ve Loki bir kez daha serbest kaldı. Niflheim'a inerek kızını ve Hel'in canavarlarını ölüler krallığından yukarı, savaş alanına getirdi. O ve canavar çocukları, devlerin yanında savaştılar. Sonunda Loki ve tanrıların nöbetçisi Heimdall birbirlerini öldürdüler.

Ragnarok'la birlikte tüm dünya sona erdi. Tanrılar ve devler birbirlerini öldürdüler. Öfkeli alevler, depremlerden arta kalan her şeyi yok etti. Yeryüzü bir çöle dönüştü ve zamanla büyük bir tufan her yanı kapladı. Yeni çağın şafağında dünya denizden, yaşam dolu, bereketli ve yeşil bir şekilde yeniden ortaya çıktı. Balder, ölüler krallığından kurtulup büyük yıkımdan hayatta kalmayı başaran genç tanrılara katıldı. Bildikleri dünya yok olmuştu; ancak daha iyi bir dünya üzerinde hüküm sürmeyi umuyorlardı.

0 yorum :

Yorum Gönder

E-posta Aboneliği

Zargana'da yayınlanan son yazıların e-posta adresinize gönderilmesi için lütfen üye olun.

Copyright © 2011 Zargana , Alıntılarda kaynak vererek her şeyi çalmak serbesttir