1 Kasım 2016

Atum Ra Ve Heliopolis: Yaratılış Efsanesi

Evren yaratılmadan önce, karanlık ve uçsuz bucaksız bir okyanus vardır. Bu ilk varlığın adı Nu ya da Nun’dur. Nu/Nun genelde evren yaratılmadan önceki kaosu temsil eder. Adına tapınak yapılmamış olmasına rağmen kült merkezlerinde “kutsal göl” olarak var olduğu düşünülmektedir.

Nu’dan Atum/Aton çıkar. Heliopolis’in Efendisi diye de anılan Atum’un başta Heliopolis’in yerel Tanrısı olduğu düşünülür. Bir Güneş-Tanrı olduğu da düşünülebilir. Efsaneye göre Mısır kültüründe önemli bir sembol olan lotus çiçeği Atum’un doğuşuyla ilgilidir. Buna göre Nu’dan, önce bir lotus çıkmış sonra da ilk tepe oluşmuştur. Bu tepeden de Güneş Tanrı Atum doğmuştur. Bu durumda lotusun ilk doğuşu simgelediği de düşünülebilir.

Atum aynı zamanda Nil’in taşmasından sonra görülen ilk tepecik olarak da düşünülür. Ayrıca Heliopolis’de böyle kutsal bir höyük olduğu söylenmektedir. Atum Benben taşıyla sembolize edilir. Benben taşı Güneş Tanrı için dikilen ilk piramidal, daha doğrusu konik bir taştır. Bu taşın kökeni ve akıbeti belli değildir ancak piramitlerin üzerine bu taşın kopyalarının konduğu, dikilitaşların da Benben taşıyla ilişkili olduğu söylenmektedir.

Atum-Ra

Atum’un daha sonra rahipler tarafından Güneş-Tanrı olarak Ra ile bir tutulduğu da olur. Atum daha sonra Batan Güneş ve Doğmadan Önceki Güneş olarak Ra ile birlikte Ra-Atum ya da Atum-Ra ismiyle yaygın bir külte sahip olmuştur. Adının yaratıcı anlamına geldiği düşünülen Ra, Heliopolis’deki en önemli Güneş-Tanrıdır. Rahipler Ra’nın ilk olarak Heliopolis’de, Benben taşının ardından kendini gösterdiğini söylemişlerdir.

Heliopolis rahiplerinin inancına göre, Ra, Heliopolis’deki Prens Şatosu’ndan dünyayı yönetir. Piramit metinlerine göre, Ra, sabah banyosunu yapıp, kahvaltısını ettikten sonra, yanına yazıcısı Uneg’i de alarak, teknesi ile on iki eyaletini gezer ve her eyalette bir saat kalır.

Bir söylenceye göre, Ra zamanla yaşlanmaya başlar ve sonunda salyalarını bile tutamayan bir ihtiyar olur. İnsanlar artık onun otoritesini tanımamaya başlar. Bu durum üzerine konseyini toplayan Ra ne yapacağını düşünür ve isyancıların üzerine gözünü atmaya karar verir. Fakat insanların kendine karşı olan tutumuna dayanamayan Ra sonunda yeryüzünü terk eder ve gökyüzünde çok düzenli bir hayat sürmeye başlar. Günün on iki saati teknesiyle Doğu’dan Batı’ya imparatorluğunu dolaşırken Nil’in dibinde yaşayan büyük yılan Apep’ten de korunmaya çalışır. Kalan on iki saatte de, yani geceleyin, yine büyük tehlikeler adatarak sabaha hazır olur.

Apep, Ra’nın yaratıcılık özelliğine karşı, kaos ve yıkımı sembolize eder. Apap olarak da anılan Apep, Yunanca’ya Apophis olarak geçmiştir. Ra’ya devamlı saldıran Apep’in bazen başarılı olup Ra’yı yutması Güneş tutulmalarına neden olur, ancak Apep’in başarısı hiçbir zaman uzun süreli olmaz ve Ra hep kazanır.

Ra hakkında anlatılan bir başka söylence de, Ra’nın her sabah bir çocuk olarak doğduğu, öğleye kadar büyüdüğü ve akşam olunca da öldüğü şeklindedir. Bu Tanrı, Horus gibi şahin başlı olarak tasvir edilir. Yılanla çevrilmiş güneş diski de Ra’yı sembolize eder. Güneşin cennette gezdiğine inanan Mısırlılar, Ra’yı güneşle bir tutmuş ve onun sandalına binip gökyüzünde gezdiğine inanmıştır. Yola çıkarken bindiği sandalın adı, güçlenmek anlamına gelen “Mesket”, gideceği yere vardığında bindiği sandalın adı ise güçten düşmek anlamına gelen “Mesektet”tir.

Ra’nın yeraltında yaptığı yolculuk da burada ayrıntılarını veremediğimiz çok ilginç bir yolculuktur. Birçok metinde farklı şekillerde anlatılan bu yolculuğun yeraltına inme, yeniden dirilme gibi motiflerle dolu olması bunun aynı zamanda inisiyatik bir yolculuk olduğunu da gösterir. Bu yolculuk motifinin ritüellerde de kullanılmış olması olasıdır.

Ra ile ilgili bir ilginç efsane de MÖ 1350 yıllarına tarihlenen bir metinde geçer. Bu efsanede Ra artık yaşlı ve güçsüz bir Tanrıdır ve insanlar bu durumdan hoşnut değildir. Ra bunun üzerine kendine bağlı Tanrı ve Tanrıçalarla bir olarak kendisine küfreden insanları yok eder. Ancak tatmin olmamıştır:

Ra dedi ki “Kalbim yorgun, çünkü insanlarla yaşamaya mecburum; bazılarını ortadan kaldırdım, fakat değersiz insanlar hala yaşamaya devam ediyorlar ve ben gücüm düşünüldüğünde katletmek gerektiği kadarını öldüremiyorum." 

Tanrıların ise buna yanıtı şu oldu: “Hareketsiz kalışınızı dert etmeyin, çünkü gücünüz iradenize eşittir.”

Sonunda insanlar pişman olup Ra’nın düşmanlarıyla savaşır ve Ra onları affeder. Ancak yeryüzünden gitmeye kararlıdır ve gökyüzüne yükselir. Öte dünyadaki temsilcisi olarak da Thoth’u bırakır.

Heliopolis yaratılış efsanelerine göre, Atum/Ra tek bir erkek Tanrı olduğu için, başka varlıkları ancak mastürbasyon yoluyla meydana getirmiştir. Piramit metinlerine göre, Atum/Ra erkeklik organını elleri arasına alıp, fışkırtarak ikizleri meydana getirdi: Şu ve Tefnut. Adını “kaldırmak” anlamına gelen bir sözcükten alan Şu, Yunan mitolojisindeki Atlas gibi gökyüzünü taşır. Şu aslında havayı sembolize etmektedir. Tefnut ise Şu’nun ikiz kardeşi olduğu gibi aynı zamanda karısıdır. Kökeni daha eskiye hatta Güneş kültüne dayandığı zannedilen Tefnut daha çok havadaki nemi ve yağmuru sembolize eder. Bazı metinlerde kardeşi Şu ile beraber, güneşin doğuşundan itibaren gökyüzünü taşır.

0 yorum :

Yorum Gönder

E-posta Aboneliği

Zargana'da yayınlanan son yazıların e-posta adresinize gönderilmesi için lütfen üye olun.

Copyright © 2011 Zargana , Alıntılarda kaynak vererek her şeyi çalmak serbesttir