2 Kasım 2016

Albastı - Alkarısı

Albastı, Türk halklarının inançlarından olup, demonolojik görüşlerde geniş yer tutan, şeytani bir varlıktır. Türk dillerinde, “korkulu ruh, eziyet verici ruh, ev cini ve doğum sırasında zarar veren kötü ruh” gibi anlamlarda kullanılan Albastı motifinin  birçok farklı adı vardır.Örneğin Anadolu'da daha çok Alkarısı adıyla bilinir.

Bir grup inanışlarda, gerçekte var olduğu düşünülen bu şeytani motifin, yeraltı ölüler saltanatı ve sular alemiyle bağlantılı olup, suda yaşadığına inanılır. Geceleri görünen karabasanların onunla ilgili olduğu düşünülür. Değişken bir doğasının onun başlıca özelliğidir. Adıyla bağlı birçok metindeki görüntüye göre, çirkin görünüşlü bu şeytani varlığın, omuzlarından geriye attığı, dizlerine kadar uzanan iri göğüsleri vardır. Bazı mitolojik metinlerde ise onun, dünyadaki en güzel kadından bin kat daha güzel olduğu anlatılır ve onlarla evlenilebilir. 

Anadolu'da  Alkarısı olarak da bilinen Albastı'nın yeni doğum yapmış kadınlarla çocuklarına musallat olduğuna, kadının böbrek, yürek ve ciğerini yemekten hoşlandığı inanılır. Bu nedenle Anadolu’da yeni doğum yapmış evlerde annenin ve çocuğun bulunduğu odaya Albastı’dan korunmak için dikenli gül, bıçak veya hançer konulur. Annenin başına kırmızı bir bez bağlanır. Albastı, bu tür önlemlerin alınmadığı bir evde yalnız bırakılan ve henüz kırkını çıkarmamış lohusanın göğsüne oturarak ciğerini söker ve suya batırır. Eğer bu durum fark edilip önlem alınmazsa kadın ölür. Hastadan kan geliyorsa Albastı'nın onu yakaladığı anlaşılır ve derhal korkutulup suya batırmasına fırsat vermeden lohusanın ciğer, böbrek ve yüreğinin elinden alınması gerekir; bu başarılırsa kanama durur ve kadın ölümden kurtulur. 

Altay Türklerinde de kadın doğum sırasında çok acı çekmeye başladığında Albastı’nın ona musallat olduğuna inanılır.  Albastı’yı kaçırmak için erkekler bir araya toplanıp bağırır, havaya ateş ederler. korkutmak üzere erkekler de toplanır ve "Hay! Huy!" diye bağırmağa başlarlar, tüfekle havaya ateş ederler. Albastı’nın tüfek sesinden ve demircilerden korktuğuna inanılır. Bu nedenle Kazaklar da Albastı’yı kaçırmak için bir çekiç ve demir parçası alıp "Demirci geldi! Demirci geldi!" diye bağırırlardı. Bu gürültü çocuk doğana kadar sürerdi.

Azerbaycan Türklerinin inanışında ise durum tam tersidir: “Albastı”, doğum ve bereketin koruyucusudur ve bazı çocukları dertlerden ve belalardan korur.

Kazaklarda Albastı adı, “cadı kadın” ve “küpegiren kan” anlamında kullanılır. Kazakların inanışlarına göre  Albastılar kadın olsa da, “Baş Albastılar”, başlarında kımız kasesi kadar iri gözleri olan, baştan aşağı demir giyinişli erkek “Albastılardır. Yani, buradaki “Albastı" motifi, Altaylardaki “Şulmışlar” gibi hem erkek ve hem kadın olarak görülüyorlar.

AlkarısıBazı sözlüklerde, “korkulu ruh, bedbaht ruh” anlamında kullanılan, “Alpas”, “Alpasta” sözcüklerine de rastlamak mümkündür. Bu mitolojik varlığın adı, N. Aşmarin Sözlüğü’nde, “Alpas”, “Alpasta”, “Alpastı" olarak geçiyor. Yazarın verdiği bilgiye göre Albastı genç erkeklere kız görünümünde, genç kızlara ise erkek olarak görünür.

Albastı, mitolojik görüşlere göre yeraltı ve ölüler dünyasının da temsilcisi olup, sular saltanatıyla bağlantılıdır. Eski Bulgarlardaki bir grup kaynağa göre, yeraltı dünyasının ruhu ve sahibinin adı “Alp-Albastı”dır.

Fin-Ugor halklarından olan Mariler ve Udmurtlar, Volga boyunda yaşayan Türklerden alıp, “Albasta”, “Alvasta”, “Albastı", “Alvasti” şekline getirdikleri bu motifi, korkulu ruh, kötü niyetli ruh anlamında kullanıyorlar. Bu sözcüğün Türk dilinden geçtiği bir başka dil de Rusçadır. Bu sözcük Rusçada küçük bir değişiklik geçirerek, su perisi anlamına gelen “Albastıy”, “Lobastıy”, “Lopastıy”, “Albasta”, “Lobasta”, “Lopastı" şekillerinde kullanılmıştır. Slav kökenli olmayan “Lobosta”, Rus dilinde “boyu yerden göğe kadar uzanan, yapışık saçlı, iri başlı, eğri büğrü parmaklı uzun elleri olan ve dişleri gıcırdayan, solgun renkli” mitolojik bir varlık anlamına geliyor. “Lobosta”, kasırga koptuğu zamanlarda ve şiddetli kar yağdığı dönemlerde, kara bulut gibi ortaya çıkıp, kulak yırtıcı bir sesle gülmeye başlar. Onunla karşılaşmak, ölümle sonuçlanır.

Sibirya’nın birçok Türk dilinde mevcut olup, azıcık bir değişimle Rus diline, Kafkas ve Iran dillerine de geçen “Al” köklü Albastı, alındığı dilde olduğu gibi, kadın görünümündeki şeytani varlığını koruyup saklamıştır. 

Bazı metinlerde onun adına “Cin Albastı" olarak da rastlamak mümkündür. A. Divayev’in kaleme aldığı metinde Albastı, herhalde bolluk ve üretim tapınışıyla ilgili olarak yetmiş memeli varlık olarak tasvir edilmektedir. Kazak metinlerinde, korkulu ve zararlı ruhlar kategorisine ait olan Albastı, bazen alnının ortasında bir tek gözü olan, iğrenç görünüşlü varlık gibi tasvir edilir. O, inanışa göre çocukları kaçırıp, onlara memesinden süt verir ve böylece onları öldürür.

Farklı Türk halklarının mitoslarından da anlaşıldığı gibi, Albastıların hakimleri de tek gözlü varlıklardır. Kazaklarda, İslam’a kadarki inanışlarına göre, Albastı’yı ancak “Aruah”lar, yani ruhları olan insanlar görebilirdi. Şan Kızı Destanı’nda “Albastı” aynı zamanda, şehvete olan açgözlülüğüyle de tanıtılıyor. Bu özellik onun bolluk ve üreticilik hamisi olan mitolojik topluluğa olan bağlılığından geliyor. Şeytani bir varlık gibi, Albastı’nın da şehvetteki açgözlülüğü, mitolojik sembolizmler bakımından onu bolluk ve hayatın döngüsünü sağlayan varlık yapıyor. Yakutlarda bu özellik baş şamana ait gösteriliyor. Baş şaman, şehvet düşkünlüğünün ve şehvani duyguların koruyucusu sayılıyor.

Genellikle Albastı’nın hem koruyucu ruh olup hem de bunun aksine ölüm getiricisi olması, bu motifin bağlı olduğu mitolojik kümeden gelmektedir. Başka bir inanışa göre, Albastı uzun boylu bir kadına nazar ettiğinde, o kadının karnındaki çocuk ölürdü. Ulu Ana veya İlahe Ana’nın değişiklik geçirmiş motifi gibi, onun da birbirine aykırı özellikleri vardır. Hem yaşam vericidir hem de ölüm getirici. Bu, mitolojik kümenin uğradığı değişimin doğal bir sonucudur. Kırgız ve Kazaklarda Albastı’nın siyah ve sarı olarak iki şekli vardır. İnanışa göre sarı Albastılar oldukça hilekardır. Bazen keçi bazen tilki kılığına girer. Kimseye ilişmeyeceğine söz verir ve uzak durur. Ancak hep bir fırsat kollayıp uygun zaman geldiğinde zarar verir. Ancak şamanların okumasıyla def olup giderler. Bazen sarışın bir biçimine bürünen sarı Albastı yeni doğum yapmış kadınların ciğerini alıp götürür ve suya atar. Şamanlar veya ateşli insanlar Albastı’yı yakalayıp ciğeri tekrar yerine koydururlar. Siyah Albastı’yı ise ateşli insanlardan başka kimse göremez. Sarı Albastı’ya göre daha ağırbaşlıdır ve kolay kolay korkmaz. 

Kazan Türklerinin inanışlarına göre Albastı, şer isteyen bir ruhtur. Yolcuları yolundan etmek onun işlerinden biridir. Nogaylara göre ise o, en çok hançer kınından korkar. Altayların inançlarında da Albastı, yeraltı dünyasıyla bağlı olun kötülük verici ruhlardandır. Bu ruhlar yeraltı dünyasında cehennem ve yeraltı ölüler saltanatının hakimi olan “Erlik”in hizmetine girerler. 

Fergana Özbekleri Albastı’yı, perişan, saçları dağınık bir kocakarı görünümünde düşünürler. Saçlarının uzun ve dağınık olması, bir yandan bu varlığın doğanın başlangıcına dayandığını işaret ederken, diğer yandan da yaşam verici olduğunu ve seksüel-erotik belirtiler taşıdığını gösteriyor. 

0 yorum :

Yorum Gönder

E-posta Aboneliği

Zargana'da yayınlanan son yazıların e-posta adresinize gönderilmesi için lütfen üye olun.

Copyright © 2011 Zargana , Alıntılarda kaynak vererek her şeyi çalmak serbesttir