22 Ağustos 2016

Avrupa Kıtasına Adını Veren Asyalı Güzel: Europa

Olympos’taki görkemli sarayında oturan tanrılar tanrısı Zeus, hem kendi buyruğundaki tanrıçalara, hem de yeryüzündeki ölümlü güzellere sık sık gönlünü kaptırırdı... Bir zamanlar Baştanrı olan babasının tahtına zorla kurulup bütün tanrıları ve de insanları buyruğu altına aldığından beri bu huyunu hep sürdürdü! Ne var ki evrenin tartışmasız tek egemeni olmasına karşın her erkek gibi onun da çekindiği birisi vardı: Karısı Hera… Küçücük dünyamızda çevirdiği dolapları karısı tanrıça Hera'nın kıskanç gözlerinden kaçırabilmek için sürekli kılık değiştirmek zorunda kalıyordu. Kendisini bazen bir boğaya, bazen de bir kuşa dönüştürürdü.

Bir bahar sabahı gene öyle, Olympos’taki sarayında erkenden uyanmıştı Zeus. Artık orada tekdüze sürüp giden perikızlarının danslarından, aralıksız içki alemlerinden, tanrıçaların anlamsız kavgalarından bıkıp usanmış gibiydi. Üstelik bir aşk serüveninden kaynaklanan kıskançlık yüzünden, o gece karısı Hera'yla geç vakitlere dek tartışmışlardı... O yüzden içini açacak bir eğlence arıyor gibiydi kendine. Dünyada her zaman gönül eğlendirici, beklenmedik avuntuların bulunduğunu da deneyimleriyle çok iyi bildiğinden, sarayının penceresinden yeryüzünü izlemeye başladı...

Güzeller Güzeli Europa

Bir ara bakışları Suriye üzerinde odaklandı. Orada, denize yakın evinde, güzeller güzeli, Fenike kıralı Foneks’in kızı Europa daha yeni uyanmış, bahçedeki çiçeklerini suluyordu. Daha ilk görüşte kızın güzelliği Zeus’un aklını başından almıştı. Bu güzel kızı gözüne kestiren Zeus o gece onun düşüne girdi. Ertesi sabah da Europa gördüğü bu düşü kendi kendine yorumlamaya çalışıyordu. Düşünde iki tane kıta kendisini paylaşamıyor ve kavgaya tutuşuyordu. Şimdiki adı Avrupa olan kıta onu alıp kendi ülkesine götürmek istiyordu. Bu alıp götürme olayının gerçekleşebilmesi için de, Baştanrı Zeus kendisine yardımcı olacağını söylüyordu. Bunun üzerine Asya kıtası da; "Hayır, biz güzel kızımız Europa'yı başka yerlere vermeyiz; o bizim öz kızımızdır!" diye diretiyordu.

Uyku sersemliği içindeki güzel Europa, bir süre bu düşü yorumlamaya çalıştıysa da kuşkularını yatıştıracak bir yoruma ulaşamadı. "Aman, hayırlısı neyse o olsun!" anlamında elini silkeledi. Üstelik bu düş üzerinde uzun boylu kafa yoracak denli zamanı da yoktu. Çünkü o gün için diğer kız arkadaşlarına söz vermişti; kırlara çiçek toplamaya gideceklerdi... Europa, emekçilerin tanrısı ve Afrodit'in kocası topal Heptaistos'un incecik tunç tellerden ördüğü o güzel sarı sepetini kaptığı gibi doğruca, deniz kıyısındaki rengârenk çiçeklerle bezenmiş tarlalara doğru yollandı hoplaya zıplaya... Orada buluştuğu güzel kız arkadaşları arasında gerçekten de en parlak sabah yıldızı gibiydi! Sepetini, sanki sırf onun için açmış gibi görünen en güzel çiçeklerle donatmaya başladı hemen...

Olympos’taki sarayının penceresinden faltaşı gibi açılmış gözleriyle Europa'yı izleyip duran Baştanrı Zeus; aklından geçen şeytani düşünceler yüzünden kendi kendine gülümsedi... Sonra da penceresinden yıldızlarla dolu o büyük boşluğa bırakıverdi kendini. Yıldızları savura savura alçaldı; Europa'nın çiçek topladığı tarlaya yakın bir yere, sessizce kondu. Hem karısı Hera'ya görünmekten korktuğu, hem de olağan haliyle kadınların kızların kendisine yüz vermediğini bildiğinden, kendisini alımlı ve bıçkın bir beyaz boğaya dönüştürüverdi hemen. Sonra da Europa ve arkadaşlarının oynayıp eğlendikleri tarlaya girdi usul usul; utanıyormuşçasına çekine çekine... Kızlara yaklaşınca da, çiçeklerin arasına yüzü koyun yatıverdi... Onu ilk gören de Europa oldu ve bu beyaz boğanın öyle yatıvermiş haline bakaraktan gülümsedi. Kendi kendine içinden ezgiye benzer bir şeyler mırıldandı:

Öyle tatlı, öyle güzel bir boğa ki bu,
Sırtına bindirip gezdirecek bizi...
Zaten bir insan gibi bakıyor,
Yok boğaya benzeyen bir yanı,
Ne var ki hiç konuşmuyor...

Gülümsemesini sürdüren Europa, çocuksu bir sevecenlikle boğaya yaklaştı; başına, boynuzlarına şöyle bir dokundu ilkin... Ama boğa da öylece hiç kımıldamadan durup kendini uzun uzun sevdirip okşattı... Bunun ardından Europa boğanın sırtına oturup kendisini izleyen arkadaşlarına, "gelin" işareti yaptı eliyle. Ama Zeus da aynı anda ayağa fırladı ve sırtındaki Europa'yı fırtına gibi uçuraraktan, az ötedeki denize doğru yollandı! Elindeki aygıtla fırlattığı yıldırımlar yüzünden kılıçla bölünmüşçesine aniden yarılan deniz, dümdüz bir yol açtı boğaya. Neye uğradığına bir anlam veremeyen Europa; haliyle düşmemek için, bir eliyle boğanın boynuzuna tutunmaya çalışırken, öteki eliyle de, ıslanmaması için mor eteklerini toplamaya çalışıyordu! Nereus Kızları denen denizperileri boğaya kılavuzluk ederken, denizler tanrısı Poseidon da en önde gidiyordu. Poseidon'un yanında da, durmadan elindeki boruyu öttüren Triton vardı.
Europa heykeli

Avrupa Kelimesinin Kökeni Bile Asya

Gördüğü bu garip yaratıklardan büyük bir ürküntüye kapılan Europa, bu boğanın bir tanrı olabileceğini düşünmeye başladı... Korkuyla boğanın kulağına eğildi ve bu yolsuz yolaksız denizlerin ortasında, kendisini bırakıp kaçmaması için yalvardı. Boğa da ona, kendisi hakkında bir tanrılık varsayımında bulunmuş olmakta yanılmadığını söyledikten sonra; "Ben tanrılar tanrısı Zeus'um!" dedi. "Dün sabah Olympos’taki sarayımdan seni izledim; sana deli divane vuruldum. Korkma benden..." deyip denizdeki hızını daha da artırdı! Kızcağız biraz korkularından sıyrılır gibi oldu. Sonra denizde durmadan yol alan beyaz boğa, sırtında oturan Europa'ya doğru çevirdi başını yeniden, "Seni Girit adasına götürüyorum. Orada sarayımız, çocuklarımız olacak..."dedi.

Girit’e vardıklarında Zeus kendisine bir çınar ağacının gölgesinde yatak hazırlattı. Güzeller güzeli Europa ile orada birlikte oldu. Çınar ağacı da o günden sonra yapraklarını hiç dökmez.

Europa ve boğaya dönüşmüş  Baştanrı Zeus'un dediği oldu. Asya'dan koparıp getirdiği güzel Europa; bir taraftan yeni geldiği kıtaya kendi adını verirken, öte yandan da nur topu gibi üç oğlan çocuğu getirdi dünyaya: Sarpedon, Rhadamanthus ve Minos. Minos Girit’in kıralı olurken Sarpedon Likya kralı oldu. Radamantis ise yeryüzündeki yaşamı süresince, dünya ve insanlar karşısında hep adaletten, barış ve hoşgörüden kaynaklanan davranışlar sergilediği için öldükten sonra ölüler diyarında yargıç oldu.

Avrupa isminin kökeni işte böyle. Günümüzde Avrupa Parlamentosu’nun merkezi olan Strazburg kentindeki Winston Churcill binasının önünde bir boğa heykeli ve boğanın üzerinde bir kız oturuyor: Avrupa kelimesinin kökeni olan Fenikeli Europa. Europa heykeli bize bir şeyi günümüzde kanıtlıyor: Avrupa kelimesinin kökeni bile tüm uygarlıkların doğduğu yer olan Asya…

0 yorum :

Yorum Gönder

E-posta Aboneliği

Zargana'da yayınlanan son yazıların e-posta adresinize gönderilmesi için lütfen üye olun.

Copyright © 2011 Zargana , Alıntılarda kaynak vererek her şeyi çalmak serbesttir