7 Kasım 2014

USS Indianapolis Gemisinin Öyküsü

Enola Gay ve USS Indianapolis: Tarihin bir dönemecinde yolları kesişen iki savaş makinesi. Enola Gay’in o meşum adı, tarih sayfalarına kalın puntolarla yazılırken, USS Indianapolis hep gölgede kalmış, adı öyle pek sık anılmamıştır.

O bir kruvazördür; Enola Gay’in Hiroşima’ya attığı atom bombasının parçalarını taşıyan kruvazör... Tarihi görevini yerine getirdikten sonra bir Japon denizaltısı tarafından batırılır. Amerikan donanma tarihinin en büyük faciasında, 1.196 denizciyle birlikte sulara gömülür. Sadece 316 kişi kurtulur. O 316 kişi, kruvazörün atom bombası taşıdığını çok sonra öğrenirler...

Geminin batması ve denizcilerin, köpekbalığı kaynayan denizde beş gün ölüm-kalım mücadelesi vermesi, büyük bir ihmalin eseridir. Kruvazörün komutanı bu nedenle divanı harbe verilir ve olaydan 23 yıl sonra intihar eder. Oğlu yıllarca mahkemelerde uğraşır ve 2001’de babasının adım temize çıkarmayı başarır.

Robert Gause, Filipin Denizi’nin azgın sularında sürüklendiği 109 saat boyunca, bahriyeli arkadaşlarının kaplan türü köpekbalıkları tarafından parça parça edildiğine tanık olurken, bir yandan da hayatta kalabilme gücü vermesi için, Tanrı’ya yakarır.

Gemisi Japon torpili yediğinde, batacaklarını hemen anlamış ve Tanrı’ya şükür, köprüde bulunduğu için, bir can yeleği edinip sulara atlayabilmiştir. Hatta bir de yedeği vardır. Denizde can yeleksiz çırpınan bir arkadaşına verir. Ama o büyük ihtimalle boğulup gitmiş ya da köpekbalıklarına yem olmuştur.

Gemi doktoru, o ilk gece boyunca, dişlerin soğuktan ve korkudan takırdadığını işitir. Derken bir haykırış: “Hey, burada bir Japon var. Beni öldürmeye çalışıyor. Tutun şu Japonu.”

Sonra, can yelekleri sicimlerle birbirine kenetli bir grup denizcinin ansızın suların içinde darmadağın olduğunu görür. Köpekbalıkları saldırıya geçmiştir. Zavallılar, kendilerini kenetleyen düğümlerden kurtulmak için birbirlerini çılgınca bıçaklamaya başlar. Köpekbalıkları, kurbanlarını birer ikişer suların altına çeker.

Kurtarma ekipleri facia bölgesine ulaştığında, USS Indianapolis’teki 1.196 denizciden sadece 316’sı hayattadır. Köpekbalıklarına, gündüzleri tropik güneş ışınlarının yakıcı etkisine rağmen, hayatta kalan 316 kişi.

Torpili yedikleri 30 Temmuz’dan beri beş gün geçmiştir. Faciadan kimsenin haberi yoktur. Bir askeri uçak, batığı görmese, kimsenin haberdar olacağı ve onları kurtaracağı da yoktur.

Gause de işte o 316 denizciden biridir.

Indianapolis gemisi

Albay Charles McVay’in Dramı


USS Indianapolis’ten trajik bir insan öyküsü daha var: Geminin komutanı Donanma Albay Charles McVay’in acıklı öyküsü. Amerikalı araştırmacı Doug Stanton, Indianapolis faciasını kaleme aldığı kitapta, albayın yaşadığı dramı ayrıntılarıyla anlatıyor.

Hiroşima’da on binlerce insanı öldürecek atom bombasının parçalarını taşıyan Portland sınıfı USS Indianapolis kruvazörü 1931 yılında hizmete girmişti ve dönemin ABD Başkanı Franklin Roosevelt’in en sevdiği savaş gemisiydi.

Albay Charles McVay komutasındaki kruvazöre çok gizli bir görev verilmişti. Hiroşima’ya atılacak atom bombasının parçalarını San Francisco’dan, Pasifik’teki stratejik Tinian Adası’na taşıyacaktı. Gemideki denizciler, taşıdıkları yükün niteliğinden kesinlikle haberdar değildi.

Enola Gay, bombayı Tinian Adası’ndan alacaktı. Hiroşima’ya atılan atom bombasının adı “Little Boy”du; Küçük Erkek Çocuk. (Nagazaki’ye atılan bomba ise Fat Man - Şişman Adam- diye anılıyordu.)

USS Indianapolis gizli yükünü Tinian’da indirdikten sonra Filipinler’deki Leyte’ye doğru yol almaya başladı. Yakında Japonya’ya düzenlenecek işgal harekâtına katılmak üzere, tatbikatlar yapacaktı.

30 Temmuz 1945 günü Indianapolis, tek bir eskort gemisi bile olmadan, Guam Adası'nın batısında seyretmekteydi. Ve her şey kısa süre içinde olup bitti. Bir Japon denizaltısın attığı iki torpil, Indianapolis’i denizin dibine gönderdi.

Leyte’deki deniz üssü personeli, Indianapolis’in gecikmesini pek umursamadı. Muhtemelen başka bir rotaya yönlendirilmişti. Kruvazörden haber alınamadığını, Guam’daki genel karargaha bildirmeyi düşünmediler bile.

Mochitsura Hashimoto komutasındaki denizaltı, yepyeni ve birinci sınıf bir gemiydi. Taşıdığı torpillere ilave olarak, üç tane de tek kişilik ‘kamikaze torpili’ vardı. Hashimoto periskoptan Indianapolis’i gördüğünde, kruvazörü sıradan torpillerle vurabileceğini düşündü. Üç Japon kamikaze, böyle şerefli bir görevi kaçırdıkları için üzülmüşlerdi.

Amerikan donanma tarihinin en büyük faciası olan Indianapolis faciası, II. Dünya Savaşı sona erene kadar kamuoyundan saklandı. Savaşın sonunda Indianapolis’in komutanı Charles McVay, Guam Adası’nda derhal askeri mahkemeye çıkarıldı. Japon denizaltısının komutanı Hashimoto da mahkemede ifade verdi. McVay’in suçu, gemisini torpillerden kurtaramamak ve zamanında tahliye emri vermemekti. Doug Stanton’ın araştırmalarına göre ise, donanma kendi ihmalini örtbas etmek için McVay’in bir an önce hüküm giymesini istiyordu.

Indianapolis Faciasında Gizlenen Gerçek


USS Indianapolis'in Komutanı Albay Charles McVayGerçek şuydu: Indianapolis’in denizaltılara karşı savunma donanımı yoktu. Sonar cihazları da yoktu. Ve normal olarak bu gemiye destroyerlerin eşlik etmesi gerekiyordu. McVay’e, gemisinin Japon denizaltılarıyla karşılaşma ihtimali olmadığı söylenmişti.

Aslında McVay’e sefer emrini veren üstleri, tehlikenin bilincindeydi. Çünkü bir Japon denizaltısının Indianapolis’in rotası üzerinde bir savaş gemisi batırdığını rapor ettiği şifre kırılmıştı. Ancak donanma kurallarına göre, bu tür bilgiler McVay’in rütbesindekilere verilemezdi.

Böylece McVay’in kruvazörü, tek bir eskort gemisi ve denizaltılara karşı savunma donanımı olmadan açık denizlere salıverilmişti. McVay’in, zamanında tahliye emri yetmemekle suçlanması tamamen abesti; çünkü gemi yalnızca 12 dakika içinde batmıştı.

İkinci suçlama daha da haksızdı. Çünkü denizaltıyla karşılaşma ihtimali olmadığı söylenen bir kaptanın, donanma kurallarına göre, karanlıkta görülemeyeceğine hükmettiği takdirde, zigzag yaparak kaçmasına gerek yoktu.

Japon kaptan Hashimoto ay ışığının bir anlık yarattığı bir fırsat sonucu Indianapolis’i görmüştü. Ayrıca onun ifadesine göre de, geminin zigzag yapması sonucu değiştirmezdi.

Üstelik faciadan kurtulan tüm denizciler yaşamlarını albaya borçlu olduklarını defalarca beyan etmişlerdi.

Ne var ki McVay, bu zigzag meselesinden suçlu bulundu ve amiralliğe yükselme şansını tamamen yitirdi; kendisini masa başı görevde buldu. Ve uzun yıllar depresyonla pençeleştikten sonra, 6 Kasım 1968 günü Connecticut’taki çiftliğinde tabancasını şakağına dayayarak intihar etti.

McVay’ın oğlu Kimo Wilder McVay, babasının trajedi içinde yaşadığı trajediyi asla sindiremedi ve albayın adını temize çıkarmak için, yıllarca hukuk mücadelesi verdi.

Donanma, tarihindeki en büyük faciaya yol açtığı' gerekçesiyle McVay’i aklamayı kabul etmiyor, adil yargılandığında ısrar ediyordu. Sonunda Amerikan Kongresi, ortaya çıkan gerçekler nedeniyle McVay’in itibarının iade edilmesini öngören yasa tasarısını kabul etti ve Donanma, 2001 yılının Temmuz ayında, yıllar önce intihar eden albayın resmen aklandığını açıkladı. Oğul McVay ise babasının temize çıktığını öğrenemedi. Çünkü o da karardan iki hafta önce öldü.

Japon kaptan Hashimoto’ya gelince; 90’larına kadar yaşadı ve Kyoto kentinde bir Şinto rahibi olarak hayata gözlerini yumdu.

0 yorum :

Yorum Gönder

E-posta Aboneliği

Zargana'da yayınlanan son yazıların e-posta adresinize gönderilmesi için lütfen üye olun.

Copyright © 2011 Zargana , Alıntılarda kaynak vererek her şeyi çalmak serbesttir