4 Kasım 2014

Türklerin Anadolu'ya Gelişleri ve Anadolu'nun Türk Yurdu Olması

Türkiye tarihi, XI. yüzyılda Oğuz veya Türkmen denilen Türk kitlelerinin Selçuklular idaresinde Anadolu’yu fethedip burayı kendilerine yurt yapmaları ile başlar. Öte yandan XIII. yüzyılda Moğol istilasının neden olduğu karışıklık sırasında Anadolu'ya gelen yeni Türk kitleleri bu ülkedeki nüfusu çoğaltmışlardır. Bu bakımdan Anadolu’nun Türkleşmesi yaklaşık üç asırlık bir süre zarfında gerçekleşmiştir.

Daha IX. yüzyılda Vâsıf et-Türî, Ferec et-Türki gibi emirlerin Tarsus'tan hareketle hemen her yıl Anadolu’ya girerek birçok gazalarda bulundukları İslâm kaynakları tarafından bildiriliyorsa da, Türklerin büyük kitleler halinde Anadolu’ya yerleşmeleri Selçuklular zamanında olmuştur. Anadolu'ya yapılan ilk akınlarda yurt edinme gayesinden çok ganimet elde etmek amaçlanmıştır.

Selçuk Bey sayesinde Selçuklular, Buhara ile Semerkand arasında diğer Türk boylarını bir araya toplamayı başarmışlar siyasi yönden bambaşka bir kimlik kazanmışlardı. Ancak Selçuk Bey'in 1009 yılında Cend kentindeki ölümü üzerine bu topluluğun başına geçen torunları Toğrul ve Çağrı Beylerin Türkistan'ı elinde tutan Karahanlılar ve bugünkü Afganistan'a sahip Gazne hükümdarı Sultan Mahmud ile uğraşmaları güç çekişmelerini birlikte getirmişti. Nitekim her iki sultanlığın siyasi baskıları altında bunalıp kendilerine yeni bir yurt edinmek isteyen bu Beylerden Çağrı Bey, daha 1018'de 3.000 kişilik bir atlı kuvvetinin başında Anadolu'ya hareket etmiş, Türkmenleri ile Van Gölü etrafında görünmüştür.

Çağrı Bey’in Doğu Anadolu seferinden sonra Selçukluların Maveraünnehir’deki itibarları artmış, yeni ittifaklar ile de kuvvetleri çoğalmıştır. Nitekim çok geçmeden Karahanlı ordusunu müthiş bir yenilgiye uğratan iki kardeş, Mahmud Gaznevi'nin ölümünden sonra Buhara ile Harezm arasındaki bölgeye egemen olmuşlar, kendilerine tabi Türkmenlerden bir grup Kızıl, Buğa, Yağmur ve Göktaş gibi reislerin emrinde Kirman’a, Azerbaycan’a kadar ilerlemiştir.

Öte yandan, Horasan'a geçen Selçuklular burada yurt istemişler, kendilerine engel olmak isteyen Gazne ordularını da birbiri peşi sıra mağlup ederek kendi devletlerini kurmayı başarmışlardır. Abbasi halifesine elçi gönderilip Selçukluların resmen devlet kabul edilmesinin ardından Gazne hükümdarı Sultan Mesud bir kez daha saldırmış, 24 Mayıs 1040 tarihinde Merv yakınında gerçekleşen Dandanakan Savaşı’ndan sonra sonra Selçuklular Horasan'da tam bağımsızlığa kavuşarak tarih sahnesine çıkmışlardır. 

Anadolu'ya ilk akınlar

Anadolu'nun Fethinin Başlangıcı

Savaşın ardından toplanan kurultayda Tuğrul Bey Selçuklu devletinin sultanı ilan edilmiş fethedilecek memleketler Selçuklu ailesine mensup üç bey arasında bölüştürülmüştür. İran’ın fethi ile Rey kentini Büyük Selçuklu Devleti'nin merkezi yapan Tuğrul Bey; Kızıl, Buğa, Göktaş, Mansur gibi komutanların yönetiminde Türkmenlerden oluşan birlikleri Van bölgesine göndermiştir. Erzurum'a kadar olan sahada atlar üzerinde dolaşarak Diyarbakır, Mardin ve Cizre'ye kadar inen bu Türkmenlerin hücumlarına Anadolu fethinin başlangıcı demek yerindedir.

Bu suretle Türkmenlerin Anadolu'ya başlattıkları akınlar Bizans’ta büyük bir heyecan uyandırmış olmalıdır. Nitekim, Bizans İmparatoru Kanstantinos Monomakhos Türklere karşı harekete geçmiş, bir yandan Ani’ye, bir yandan da Şaddâdilerin merkezi Dovin’e doğru ordular sevketmiştir. Kutalmış’ın emrindeki Selçuklu kuvvetleri Gence önünde bir Bizans ordusunu bozarak Pasinlere girmiş, Bizans-Ermeni Gürcülerin mukavemetlerine rağmen Erzurum ovasına, inerek bu şehrin yanındaki Erzen’i (bugünkü Karaz) aldıktan sonra 50.000 kişilik Bizans-Gürcü-Abhaz ordusunu Hasankale önünde müthiş bir yenilgiye uğratmıştır. Bu zaferle Erzurum işgal edilmiş, Türkler Van Gölü yakınlarından Trabzon'a kadar olan sahaya yayılmışlardır.

Selçukluların Bizanslılara karşı kazandıkları bu seri galibiyetler Monomakhos’u Tuğrul Bey'le anlaşmaya mecbur bırakmıştır. Nitekim Toğrul Bey'e zengin armağanlar göndermiş, İstanbul'da harap olan bir camiyi onarıp Halifenin göndereceği imam tarafından beş vakit namaz kılınmasına izin vermiş ve Tuğrul Bey adına hutbe okutmuştur. Bağdat'a kadar olan sahadaki Şiilerin egemenliğini kırıp Sünnî İslâm dünyasının savunmasını üzerine alan Tuğrul Bey, bir süre sonra yıllık vergi vermeyi reddeden İmparator üzerine yeniden kuvvet göndererek Kars'ı kuşatmıştır. Bu arada Erciş de alınmış idi.

Tuğrul Bey'in 4 Eylül 1063’de ölümü üzerine Kafkaslar’dan gelip 27 Nisan 1064’de Rey'de Selçuklu tahtına geçen Alparslan aynı futûhata devam etmiştir. Bu arada Çağrı Bey’in diğer oğlu Yakuti emrindeki Türkmenlerden oluşan bir grup muhtelif kollar halinde Erzurum, Ahlat, Muş ve Malatya'ya kadar sokulup Urfa'yı kuşattıkları gibi diğer bir kısmı da Kızılırmak sahasına kadar ilerleyerek Sivas'ı zaptetmişlerdi. 1064 baharında Azerbaycan’a gelen Alparslan da, oğlu Melikşah'ı burada bıraktıktan sonra Ani’yi ele geçirmiştir.

Malazgirt Savaşı'na Doğru


Ani'nin fethi bütün Türk ve İslam dünyasında büyük bir sevinç yaratmıştır. Bundan sonra Alparslan bütün gayretini, birbiri ardına gelen Türkmen kitlelerinin Azerbaycan bölgesinde birikmeleri yüzünden, ele geçirilmesi zorunluluk haline gelen Anadolu üzerine topladı. Nitekim sultandan aldıkları emir üzerine Türk beyleri Anadolu’daki birçok müstahkem mevki ve kaleyi ele geçirmişlerdir. Özellikle Malatya civarında bir Bizans ordusunu bozguna uğratan Afşin’in, Kayseri'yi zaptetmesi üzerine Orta ve Doğu Anadolu Türklerin akınlarına açılmıştır.

Bu son hareket üzerine, 1068 yılında Bizans İmparatoru ilan edilen Romen Diyojen, Türk akınlarını durdurmak için harekete geçmiş ise de Afşin'i durdurmayı başaramamış; Türkler ertesi yıl Konya’yı da ellerine geçirmişlerdir. Bu arada Batı Anadolu'ya girip Benizli yakınındaki Honaz’ı zapteden Afşin, akınlarını Marmara sahillerine kadar uzatmıştır.

Nihayet Türkleri Anadolu'dan tamamen atıp Rey şehrine kadar gitmek kararı ile bütün Bizans kuvvetlerinin dışında Ermeni, Gürcü ve ücretli Frank, Norman, Slav, Uz ve Peçeneklerden topladığı 100.000 kişilik bir kuvvetin başında 13 Mart 1071'de İstanbul’dan hareket eden İmparator Diyojen Malazgirt'e gelmiş, Türklerin Bizans kapılarını zorlamak üzere bir üs haline getirdikleri bu mevkide kati bir savaşa hazırlanmıştır.

Bu sırada Halep önünde bulunan Alparslan, kuvvetli bir Bizans ordusunun İran içine dalmak üzere, Doğu Anadolu’da ilerlediğini duyunca süratle geri döndü. İmparatorla yapılan ilk çarpışmalar Türklerin zaferi ile sonuçlanmış, ele geçirilen ganimetler arasında bulunan kıymetli bir haç büyük zafere işaret sayılmıştır.

26 Ağustos 1071 Cuma sabahı bir fersah ara ile mevzi alan iki ordu Anadolu’nun yazgısı için karşılaşmışlardır. Çeşitli ulusların katılımıyla mevcudu 100.000’i aşan Bizans ordusu ile mukabil, başta Alparslan olmak üzere, her biri Anadolu tarihinde mümtaz bir mevki işgal eden seçkin komutanların yönetimde 4.0000 kişilik hassa askeri ile birlikte mevcudu 15-20.000 tahmin edilen Selçuklu ordusu, Malazgirt Savaşı sırasında taraf değiştiren Peçenek ve Uz Türk boylarıyla birlikte tatbik ettikleri sahte ricat, pusu ve uzak savaş esasına dayanan bir stratejiyle savaşı kazanmışlardır. Nitekim Türklerin sayıca az merkez kuvvetlerini ezmek üzere bütün ordusu ile birlikte saldırıya geçen ve düzenli olarak çekilmeye başlayan Türkleri takip eden İmparator, akşama doğru kurulan pusular nedeniyle her taraftan sarılmış ve çember içine alınmıştır. Böylece Bizans ordusu tamamen imha edilmiş, yaralı olarak esir edilen Diyojen, maiyeti ile birlikte Alparslan’ın huzuruna getirilmiştir.

Bu savaşla Bizans’ın savunma seddi yıkılmış, Sultan Alparslan bu emsalsiz zaferi ile Türk yurdu haline gelecek olan Anadolu’nun yazgısını belirlemiştir. Anadolu, Malazgirt Meydan Savaşı’ndan sonra kesin olarak Türk yurdu olmuştur.

0 yorum :

Yorum Gönder

E-posta Aboneliği

Zargana'da yayınlanan son yazıların e-posta adresinize gönderilmesi için lütfen üye olun.

Copyright © 2011 Zargana , Alıntılarda kaynak vererek her şeyi çalmak serbesttir