16 Kasım 2014

Marilyn Monroe'yu Kim Öldürdü?

Tarih 5 Ağustos 1962; sabaha karşı 03.00. Los Angeles’ın Brentwood semti en tenha saatlerini yaşıyor. Ara sokaklardan birindeki İspanyol stili villada, kahya Eunice Murray’in dikkatini Marilyn Monroe’nun odasından gelen ışık çekiyor. Odaya girdiğinde karşılaştığı manzara dehşet vericidir: Marilyn Monroe’nun platin sarısı saçları kuru ve matlaşmış, kollarında, bacaklarının arkasında ve kalçasının sol yanında çürükler bulunmakta ve solgun çıplak bedeni yatağa yüzükoyun uzanmıştır. Sağ elinde ise bir telefon ahizesi.

Oda da pek farklı değildir. Odanın camı kırılmış, kirli elbiseler, Frank Sinatra plakları ve lüks Beverly Hills mağazalarının alışveriş torbaları yere saçılmıştır.

Korkuya kapılan Murray ilk olarak Marilyn Monroe’nun düzenli olarak gittiği psikiyatristine telefon eder. Kısa süre sonra hem psikiyatrist hem de bir doktor eve gelir. İki uzmanın da dikkatini yatağın hemen yanı başındaki komodinin üzerinde duran 15 adet plastik ilâç şişesi çeker. Görünürde, Hollywood’un sarışın efsanesi Marilyn Monroe yüksek miktarda uyku ilacı alarak intihar etmişti. Çünkü daha önce de 4 kere intihar girişiminde bulunmuştu. Ölümü de tutanaklara aşırı dozda uyku ilacı alımına bağlı zehirlenme olarak geçer. Peki ama gerçekten intihar mı etmişti?

Marilyn Monroe'nun ölümü sonrası onlarca komplo teorisi üretildi. Pek çoğunda da yıldızın ölümünden, Kennedy kardeşler sorumlu tutuluyordu. Çünkü birçok görgü tanığı olay günü Robert Kennedy’nin Marilyn Monroe’nun evinde olduğunu iddia ediyordu.
Marilyn Monroe

Marilyn Monroe'yu Mafya mı Öldürdü?

Araştırmacı yazar Wendy Leigh, “Gizli Mektuplar” adlı kitabında yıldızın Kennedy kardeşlerle aşk ilişkisinden, adli tıp kayıtlarından ve işin içine mafyanın karıştığını gösteren belgelerden yola çıkarak bir ölüm teorisi kuruyor.

Bu kitaba göre Marilyn, ölümünden önceki aylar boyunca hiçbir şekilde intihar eğilimi gösterecek bir ruh hali içinde bulunmuyordu. Ayrıca uyku ilaçlarıyla, yanlışlıkla aşırı doza kaçamayacak kadar yakın tanışıklığı vardı. Marilyn'in öldüğü duyulunca olay yerine giden ilk polis memuru olan Jack Clemmons, bu hapları yutmak için gereken bardağı parmak izi için arıyor. Ama ne odada, ne de odanın hemen yanıbaşındaki banyoda su bardağı bulamıyor. Oysa ertesi gün basına servis edilen fotoğrafta yatağın hemen yanıbaşında bir su bardağı görünmekte.

Marilyn’in, aralarındaki ilişkiyi açıklayacağı tehdidi yüzünden, Bobby Kennedy tarafından öldürüldüğü çok yaygın bir görüş olsa da, yazar bu ihtimali reddediyor.

Yakın tanıklıklar ve ilgili belgeler, Marilyn’in aslında Başkan Kennedy’nin eşi Jackie’den boşanmasını sağlayıp “First Lady” olmanın düşünü kurduğunu gösteriyor. Ancak bunu kamuoyuna açıklamaya niyetli olmadığı apaçık belli. Psikiyatristi Dr. Ralph Greenson’in bant kayıtlarına göre, bir seansta bilinç akışı içinde şöyle konuşuyor Marilyn:

Marilyn Monroe bir askerdir. Başkomutanı ise dünyanın en güçlü adamı. Bir askerin öncelikli görevi başkomutanına itaat etmektir. Aynı donanmadaki gibi. Başkan kaptan, Bobby ise onun emir subayı. Bobby ağabeyi için her şeyi yapar, ben de öyle. Asla onu utandıracak bir şey yapmam.

Belki bilerek değil ama aslında Marilyn cinsel karizmasıyla Başkan’ı utandırmıştı. Şu meşhur, “Happy Birthday President” şarkısıyla.

Marilyn Monroe komplo19 Mayıs 1962 günü, Başkan John F. Kennedy’nin 45’inci doğum günü şerefine New York Madison Square Garden’da verilen davette onun da sahne alması istenmişti. Düş gücüne hiçbir şekilde imkan tanımayan, Jean Louis imzalı 7 bin dolarlık saydam elbisesiyle sahneye çıkıp öyle şehvetli bir sesle “Happy Birthday President”ı söyledi ki, ertesi gün son derece etkin köşe yazarlarından Dorothy Kilgallen, sütununda şöyle yazdı: “40 milyon Amerikalının gözleri önünde Başkan’la aşk yaptı...”

Bobby ile ilişkisine gelince… Onunla, İngiliz aktör Peter Lawford’un evindeki akşam yemeğinde tanışmıştı. Kennedy’lerin kardeşi Pat Kennedy ile evli olan Lawford’un evindeki yemekten sonra, Marilyn eski kocası Joe DiMaggio’nun oğluna yazdığı mektupta şöyle demişti: “Çok zeki bir adam. Ayrıca müthiş espri yeteneği var. Benim de yemeğe katılmamı istemiş. Yanında oturdum. Ayrıca fena da dans etmiyor.”

İşte o geceden sonra Marilyn ile Bobby Kennedy arasında tutkulu bir ilişki başlıyor. Ancak yazar Wendy Leigh’in araştırmasına göre Marilyn, Bobby ile ilişkisini açıklamaya da hiçbir zaman niyetlenmemiş. Yani Kennedy kardeşler tarafından susturulduğu iddiaları gerçek dışı. Ancak Kennedy kardeşler doğrudan sorumlu olmamakla birlikte, aynı zamanda Marilyn’in ölümünde birer kilit isim konumundalar.

Yazara göre, yeraltı dünyasının iki ismi, sendika lideri Jimmy Hoffa ve Chicagolu mafya babası Sam Giancana’nın tetikçileriydi Marilyn’in katilleri. Çünkü Hoffa ve Giancana, Adalet Bakanı Bobby Kennedy’nin bir numaralı düşmanlarıydı. Ondan intikam almaya yemin etmişlerdi.

Bobby Kennedy mafyayı çökertmekte kararlıydı. Bu nedenle tehlikeli biriydi ve Marilyn’in öldürülmesi halinde, kamuoyu önündeki imajı beş paralık olurdu. Bobby’nin örgütlü suça karşı açtığı savaş öyle etkili olmuştu ki, adalet bakanı olmasından sonra mafya üyelerine yönelik tutuklamalar yüzde 71 artmıştı.

Ne var ki küçük Kennedy’nin mafyaya savaş açması, aynı zamanda, babasının servet edinmesine ve ağabeyinin Beyaz Saray’a yükselmesine olanak tanıyan örgütlenmeye savaş açması anlamına geliyordu. Baba Joe Kennedy, içki yasağı döneminde kaçak alkol satarak bir servet yapmıştı ve en büyük işbirlikçisi de hiç kuşkusuz mafyaydı.

Ancak Bobby mafyaya savaş açarak velinimetine ihanet etmişti ve bunun bedelini ödemesi gerekiyordu. O dönemde 22 aileden oluşan mafyanın, 5 bin üyesi ve 50 bin işbirlikçisi vardı.
1962 yılında Adalet Bakanlığı, Hoffa ve Giancana hakkında soruşturma başlatmıştı. İkisi Bobby’ye karşı güçlerini birleştirdiler. FBI kayıtlarına göre Hoffa, bir yakınına, “O, o... çocuğunun işini bitirmek gerek. Ancak kimin yaptığı çok belli olur. Başka yol bulmak lazım” demişti.

Böylece Hoffa ve Giancana, Marilyn Monroe’yu öldürerek, Bobby Kennedy’nin prestijini düşürme planını hazırladılar.

Tıpkı Başkan gibi, Bobby Kennedy de Marilyn’in aşırı saplantılı ilgisinden bunalmıştı. Bu yüzden özel telefonunun numarasını değiştirdi. Sonunda umutsuzluğa kapılan Marilyn, bir beysbol efsanesi olan eski kocası Joe DiMaggio’yu aradı. Yıldıza hâlâ aşık olan Joe evlilik teklifinde bulundu. Kendini yalnız ve kayıp hisseden Marilyn hemen kabul etti. Nikâh tarihi tespit edildi: 8 Ağustos 1962.

Dr. Greenson, Marilyn’i hayatının son 35 gününde tam 27 kez görmüştü. 3 Ağustos günü öğleden sonra Marilyn son derece olumlu bir ruh hali içindeydi. Aynı gün eski bir arkadaşını arayıp, “İyice yaşlanmadan artık hayatı yaşamaya başlamak lazım” demişti.

4 Ağustos sabahı yorgun ve bitkin görünüyordu. Pat Newcomb’a şöyle demişti: “Gece boyunca kadının biri telefon edip durdu. Bobby’den uzak durmamı söylüyordu.” Saat 19.30’da Peter Lawford telefon ettiğinde ise, ona şöyle dedi: “Pat’e elveda de. Başkan’a ve kendine de elveda de. Sen iyi bir adamsın.”

Sonra sanki ahize elinden düştü. Saat 20.30’da kuaförüyle telefonda konuştu. Sonra da bir zamanlar kısa bir ilişki yaşadığı Meksikalı senarist Jose Bolanos ile... Hayatının son telefon konuşmacıydı bu. 21.00 ile 22.30 arasındaki bir zaman diliminde, Marilyn son nefesini verdi.

Marilyn Monroe Nasıl Öldü?

Marilyn Monroe'nun son fotoğraflarıMarilyn’in yatağının başucunda çok önemli bir ipucu duruyordu. Apayrı bir hikaye anlatan bir şişe. 50 tabletlik bir kloralhidrat şişesi. İçinde sadece 10 tablet kalmıştı.

New York Örgütlü Suç Komitesi’nin eski üyelerinden Hank Messick'in verdiği bilgiye göre, geçen bir yıl içinde bu maddeyle birçok cinayet işlenmişti. Mafyanın en sevdiği cinayet aletlerinden biriydi bu...

Sarşın yıldız gerçekten aşırı dozda ilaç yüzünden ölmüştü. Marilyn’in kanında 8 mg kloralhidrat, 4.5 mg Nembutal, karaciğerinde de 13 mg nembutal bulunmuştu. İlaçların bu seviyeye yükselmesi için 27-42 Nembutal ve 41-65 tablet kloralhidrat almış olması gerekiyordu. Bu miktar 15 kişiyi rahatlıkla öldürebilirdi. Ancak kanında bu kadar fazla miktarda olmasına karşın midesinde ilaç izine hiç rastlanmamıştı. Vücudunda da hiçbir iğne izine rastlanmamıştı

Kısacası ilaçları nasıl aldığı başlı başına bir bilinmezdi...


 Los Angeles Bölge Savcılığı Adlı Tıp Bölümü Başkanı olan ve Marily’nin otopsisine, katılan John Miner, “Eğer birisini öldürmek istiyorsan, lavman midede kesinlikle iz bırakmaz. Ben öldürücü dozun bu yolla verildiğine inanıyorum” demişti.

Otopside elde edilen kanıtlar, Marilyn’in uyku ilaçlarını ağız yoluyla almadığını gösteriyordu. Ayrıca ölüm mahallinde temizlik yapıldığı belliydi. Her nasılsa cesetten alınan çok önemli doku örnekleri de ortadan yok olmuştu. Belki de hepsinden önemlisi, 70 dolar tutarındaki telefon kayıtlarının silinmiş olmasıydı.

Marilyn ile en son röportajı yapan ve fotoğraflarını çeken kişi George Barris idi. Barris, yıldızın hayatının en mutlu günlerini yaşadığı bir dönemde intihar etmesinin olanaksız olduğunu düşünüyordu. Elinde hiçbir kanıt olmamasına karşın, Marilyn’in öldürüldüğüne inanıyordu, Marilyn’in ölüm haberini alan Başkan ve kardeşi, ilişkilerini gösteren bütün izlerin ortadan kaldırılması için derhal Peter Lawford’u görevlendirmişlerdi. Marilyn’in Bobby ile konuşmalarını kaydettiği kırmızı kaplı günlüğü hemen ortadan kaldırıldı. Ev işlerine bakan kadın da Avrupa’ya gönderildi.

Marilyn Monroe’nun cenazesi Joe DiMaggio tarafından kaldırıldı. Yeniden evlenecekleri 8 Ağustos günü toprağa verildi. Joe DiMaggio, Kennedy’lerin ve Hollywood takımının cenazeye gelmesini istememişti.

Bu sahnenin üzerinden yıllar geçti. Mafya, Marilyn’in ölümünden sorumlu olduğunu asla itiraf etmedi. Jimmy Hoffa, 1975 yılında kayboldu. Muhtemelen mafya tarafından öldürüldü. Tuhaf bir tesadüf eseri Sam Giancana da aynı yıl 19 Haziran’da öldü. Bir gün sonra, Kennedy’lerle ilişkisi konusunda ifade verecekti...

Psikiyatristi Marilyn’in elinde telefon ahizesi olmasının nedeninin büyük olasılıkla yardım çağırmak için olduğunu söylemişti. Yıllar sonra ise Joe diMaggio’nun kızı June diMaggio’nun anlattığına göre göre ünlü yıldız ölümünden hemen önce June’un annesiyle bir telefon görüşmesi yapıyordu ve katiller yatak odasına girdiğinde isimlerini de annesine söylemişti. June annesine pek çok kez katillerin adlarını açıklamasını istemiş ama annesi “hayır ailemin yaşamasını istiyorum, sizleri tehlikeye atamam” diyerek karşı çıkmıştı.

Marilyn Monroe'nun ölümünün üzerinden yıllar geçmesine karşın sır perdesi halen daha kalkmış değil...

0 yorum :

Yorum Gönder

E-posta Aboneliği

Zargana'da yayınlanan son yazıların e-posta adresinize gönderilmesi için lütfen üye olun.

Copyright © 2011 Zargana , Alıntılarda kaynak vererek her şeyi çalmak serbesttir