19 Nisan 2013

Londra'yı Yakan Fırıncı

Thomas Farynor, Fransa’daki sürgün yaşamından sonra İngiltere tahtına geçmiş olan Kral II. Charles’ın fırıncısıydı. Alçak gönüllü bir zanaatkar olarak özel bir onur ve ün kazanmıştı.

Krallık hizmetinde geçirdiği beş yılın sonunda Farynor, 1666 yılının bir akşamı, çok uzun ve yorucu bir gün daha geçirdikten sonra, Pudding Lane’deki fırının üstündeki odasına çıktı, mumunu söndürdü ve rahat bir uykuya hazırlandı. Ne var ki, o, böyle uykuya hazırlanırken alt kattaki fırında bir alev hafif hafif titremekteydi: Farynor, kendi ekmek fırınını tümüyle söndürmeyi unutmuştu.
Alev giderek büyüdü. O sabahın saat ikisinde, 2 Eylül 1666’da, fırındaki yangın, tarihin en büyük felâketlerinden birini, Büyük Londra Yangını’nı başlattı.

Farynor’un dükkanından yükselen kıvılcımlar, yakınlardaki Star Hanı’nın avlusundaki samanları tutuşturdu. Pudding Lane, eski Londra’nın aşırı kalabalık bir merkezinde bulunduğundan, az sonra binlerce mahalleli yangını görmeye çıkmıştı. 

Halkın kapıldığı korku gereksiz değildi. Ahşap kentte yangın pek sık görülen bir şeydi. Daha bir yıl önce Kral Charles, bir buyrukla, belediye başkanından yangınla daha etkin mücadele edilmesini istemişti. Ancak, daha önceki yangınlar, kendi kendilerine sönüp gitmişlerdi ve bunun da, aynı yolu tutmayacağını düşünmek için hiçbir neden yoktu.

Bir Kadın Bile Yangını İşeyerek Söndürür!

Londra tarihi yangınPudding Lane, Eastcheap Pazarı’nın çöp dökme yeri olduğundan, buralarda önemli kişiler oturmazdı. Ama öteki yanı Londra Köprüsü’ne giden anayola yakın olduğu için, sabahın erken saatlerinde, yangın belediye başkanına haber verildi. Belediye başkanı yangın yerine geldiğinde, gördüğü manzara karşısında doğrusu hiç etkilenmedi. “Hah! Bunu bir kadın bile işeyerek söndürür!” dedi.

Günlük yazan Samuel Pepys de daha fazla etkilenmiş değildi: Tower Tepesi’nin çeyrek mil doğusunda sabah saat üçte hizmetçisi tarafından uyandırılmış ve yangın konusunda günlüğüne şöyle yazmıştı. “Kalkıp üstüme bir şey geçirdim ve pencereye koştum. Tahminime göre yangın Mark Lane’in arkalarında bir yerdeydi, bunun üzerine dönüp uyudum yine.

Yangın haberini saraya ileten kişi yine Pepys oldu. Kral da, öğleden az önce Whitehall’a geldiğinde, durumu ondan öğrendi. Ondan önce, kimse kalkıp da krala bir şey söylemeyi akıl etmemişti. Ne de olsa günlerden Pazar'dı.

Ancak, yangının kısa sürede kendi kendine söneceği düşüncesi suya düşmüştü. Pazar günü alevler Thames Nehri’ne vardı ve kereste, yağ, içki ve kömür dolu depolar birbiri ardından bomba gibi patlamaya başladı.

Rüzgâr da doğudan kuvvetle esmekteydi. Alevler, Pepys’in evine yaklaşmamakla birlikte, batıya doğru durdurulması olanaksız biçimde yayılıyordu. Pazar günü yangının bir ara durdurulması olasılığı belirdi. Ama yangınla savaşan halk, kovalarını daha çabuk doldurmak için hortumları kesti ve böylece suyun yangın yerine ulaşması da önlenmiş oldu.

Cehennemi yangın Pazar’dan Çarşamba’ya kadar sürdü. Bu süre içinde 13.000 ev ve 87 kilise yandı, 300 dönüm tarla kapkara kesildi. Londra Köprüsü’ndeki dükkanlar da alev almış, rüzgar kıvılcımları Thames’in karşı yakasına taşıyarak Southwar’da küçük küçük yangınlar başlatmıştı. Kentin ticaret merkezi olan Guildhall ve Royal Exchange Borsası da yerle bir oldu.

Kurşundan Akan Irmaklar

En büyük felâket St. Paul Katedrali’nde meydana geldi. Sıcaktan taşlar patladı, eski mezarlar açıldı, mumyalaşmış cesetler ortaya çıktı. Katedralin eriyen damından, yan sokaklara kurşundan ırmaklar aktı.

Büyük Londra Yangını'nda yalnızca sekiz kişinin ölmüş olması inanılacak gibi değildi. Kentliler kaçacak zaman bulmuşlardı. Yollar, eline geçirebildiği malını el arabalarına yükleyip kentten kaçanlarla tıklım tıklım doluydu. Kentin çevresi kocaman bir göçmen kampını andırıyordu.

Kentten çıkanlar arasında Pepys de vardı. Günlüğünde şöyle yazar:

İnsan yüzünü rüzgârdan yana verince, bu dehşetli alevlerden fışkıran ateş damlacıklarıyla yanıyordu... Üstelik öğle güneşini bile silen kapkara bulutlar vardı kentin üzerinde. Güneş, aradan kendini gösterecek bir fırsat bulduğunda kan gibi kırmızıydı.

Yangının yayılmasını önlemek için çevredeki binaların yıkılmasını emreden kral sayesinde, Çarşamba gecesi felâket bir ölçüde sınırlanabilmişti. Ama Londra, haftalar boyunca tüttü bundan sonra. Altı ay sonra hâlâ için için yanan bodrumlar vardı.

Fırıncı Farynor’un bu dalgınlığının yararı da olmadı denemezdi. Merkezi Londra’nın utanç verici mahalleleri bir hafta içinde yerle bir olmuştu. Ve yangın, 1665’te 100.000 can alan Büyük Veba Salgını’nın son izlerini de böylece Londra’dan silip süpürmüştü.

1 yorum :

Yorum Gönder

E-posta Aboneliği

Zargana'da yayınlanan son yazıların e-posta adresinize gönderilmesi için lütfen üye olun.

Copyright © 2011 Zargana , Alıntılarda kaynak vererek her şeyi çalmak serbesttir