13 Mart 2013

Etrüskler Nereden Geldiler?

İtalya Yarımadası’nın merkezinde yer alan bölgede, MÖ 8. yüzyılda, İtalya’nın ilk büyük uygarlığı haline gelecek olan, son derece parlak, Etrüskler adında bir uygarlık ortaya çıkar.

Esasında, Etrüsklerin sosyal ve kültürel bakımdan uzun yüzyıllar boyu kaydettikleri olağanüstü gelişme, M.Ö. 6. yüzyılda, onlara en parlak dönemlerini yaşatacak ve Elbe Adası ile Korsika’yı da içine alarak Po Ovası’ndan Salermo Körfezi’ne uzanan geniş toprakları denetimleri altına almalarını sağlayacaktı.

Bugün bile, Arno ile Tiber nehirleri arasında kalan Etrüsklerin bu refah bölgesi, onların Latince adları “tusci”den gelme Toscana adıyla anılır. Bu bölgenin kıyılarının kavuştuğu Tiren Denizi’nin adı ise, Yunanlıların buraya verdiği “Tyrrhenoi” isminden türemiştir.

Çok sayıdaki zengin kentler, bu antik kentlerde bulunan altın süs eşyaları, zengin bezemeli sunaklar, sayısız çanak çömlek, çağdaş arkeologların çabalarıyla ortaya çıktıkça, günümüz insanı da Floransa (1986), Paris (1992) ve Venedik’teki (2000) uluslararası sergilerde, Etrüsk medeniyetinin büyüklüğü ile tanıştılar.

Herkesin modern tarihin babası olarak kabul ettiği Herodot, Etrüsklerin kökenlerinin bugün ülkemiz sınırları içinde kalan Lidya bölgesinde olduğunu yazar.Yaklaşık 20 yıl kadar süren bir açlıktan sonra ülkenin kralı, oğlu Tyrrheinos’u halkının yarısını, “kendilerini besleyecek bir toprak bulmak üzere yola çıkmak için” görevlendirir. İşte bu Lidyalılar İtalya’ya ulaşıp Tirenliler adını almış olabilirler.

Herodot tarafından anlatılan bu öyküde, benzerlerinde sık sık rastlanılan birkaç efsanevi noktaya rastlıyoruz hemen: Açlık, bilinmeze doğru yolculuk, isim değiştirme...

Antik Çağ’da Etrüsklere atfedilen doğulu köken en revaçta olanıydı. İşte bu yüzden Latin şairler, özellikle de Virgilius, Etrüsklerden sık sık “Lidyalılar” diye söz eder. Ancak Herodot’tan çok daha önce, bu halkın geçmişiyle ilgili farklı anlatımlar da vardı.

Etrüskler İtalyanların Atası mı?

Etrüsklerin kökeniM.Ö. 5. yüzyılda yaşayan Yunanlı şair Hellanikos, ‘Pelasgeler’ diye adlandırıyordu Etrüskleri. Bu isimle, aslında Antik Çağ insanı, Hellenlerden önce Yunanistan’a yerleşmiş bir halkı işaret ediyordu. Augustus’un hükümdarlığı sırasında [M.Ö. 1. Yüzyıl] Roma’ya yerleşmiş Yunanlı bir yazar, Halikamasoslu Denisos ise bambaşka bir kuram geliştirdi. "Antik Roma" isimli eserinde Denisos şu satırlara yer verdi: “Gerçekte Etrüsk halkının hiçbir yerden göç etmediğini, onların hep var olduğunu öne sürenlerin hakikate ulaşmış olma şansı daha fazladır.

Bu sözler, Etrüsklerin İtalyanların ataları olduğunu söylemekle aynı anlama geliyordu. Aynı dönemde, Romalı tarihçi Titus Livius da, Etrüsklerin kökeninin Alpler’de oturan ‘Rhetes’ isimli halka dayandığını ileri sürdü.

Etrüsklerin kökeni ile ilişkin olarak Antik Çağ’da ortaya atılan belli başlı tezler işte bunlardı... Dikkati çeken de, Etrüsklerin nereden geldiği sorusunu en fazla soranların, Yunanlılar olduğu idi. M.Ö. 8. yüzyıldan itibaren ve tüm tarihleri boyunca, Etrüsklerin Yunanlılar ile sıkı temasları olduğu ve Helen medeniyetinden fazlaca etkilenip pek çok alanda onları taklit etmeye çalıştıkları düşünülecek olursa, bunda şaşıracak bir yan olmadığı görülür. Üstelik Yunanlı yazarların Etrüsklerin kökeni üzerine fikir ayrılığına düşmeleri, onların bu konudaki bilgisizliğini gösterir.

Modern Çağ’da, 16. yüzyılda Etrüskler yeniden keşfedildiğinde, özellikle de 18. yüzyılda, kökenleriyle ilgili sorular yeniden sorulmaya başlandı ve işin tuhafı, her defasında yeni noktalar ilave edilse de, bilim adamlarının Antik Çağ’da ortaya konan varsayımları ileri sürdükleri fark edildi. Bu yüzden, Herodot’un izinden gidilerek ele alınan Etrüsklerin kökenlerinin doğuda olduğu tezinin bir kez daha ortaya çıktığı görüldü.

Bu kurama en tanınmış biçimini veren Fransız Pierrre Piganiol, “Etrüskler, Doğulu Halk” adlı makalesinde şöyle yazar: “Eğer Etrüsklerin ülkesini tanımlamak için tek bir cümle söylemek zorunda olsaydık, bu ülkenin Babil’in İtalya’daki bir uzantısı olduğunu söylemekle yetirebilirdik.

Aslında, Fransız tarihçi bu tezi savunurken, aradaki zaman ve mesafeye rağmen, hem Asya’da hem de İtalya’da var olan, kurban edilen hayvanın karaciğerini inceleyerek tanrıların istekleri hakkında bilgi sahibi olma tekniklerinin benzerliğinden faydalanıyordu.

Öte yandan, M.Ö. 7 ve 6. yüzyıllarda ortaya çıkan, aslan ve pençe figürlerinin kullanıldığı bezeme biçimi, İtalya’ya henüz gelmiş bu halkın, söz konusu hayvanın süslemelerde en sık yer aldığı Anadolu’dan gelmiş olduğunun en iyi kanıtı değil mi?

Etrüsk Dili Bilinen Hiçbir Dile Benzemiyor

Etrüsk anne ve çocuk
Ancak, Etrüsklerin yaşadıkları toprakların yerlileri oldukları konusundaki tez de, özellikle 20. yüzyıl dilbilimcilerinin yaptığı çalışmalar sayesinde yeni boyutlar kazandı.

Etrüsk dili bilinen hiçbir dile benzemediğine göre, bu bir tesadüf değildi. Yunanca veya Latince gibi, Hint-Avrupa dil ailesine ait olmadığından, Hint-Avrupa halklarının Batı’ya gelmesinden de önce orada yaşayan ve yerli halk tarafından konuşulan bir dil olması ihtimali vardı.

Dilbilimsel görüş, Etrüsklerin kökeninin “Kuzey” olduğunu ileri süren bir tezi de doğrulamaya yardımcı oluyordu. Bu tez üzerinde duranlardan ilki, Fransız bilgin Nicolas Freret idi. Görüşünü, Titus Livius’un “Rheteler” adını verdiği Alpli halkla, Halikarnassoslu Denisos’un ifadesine göre Etrüsklerin kendilerine verdikleri ad olan “Rasemia” arasındaki benzerlik üzerine kurmuştu. Alp bölgesinde bazı taşların üzerine kazınmış yazılar, burada Etrüsk diline benzer bir dilin konuşulmuş olduğunu, kesin bir biçimde ortaya koyuyordu.

Güncel araştırmaların arkeolojik açıdan vardığı sonuçlardan biri de, ölülerin yakılması işleminin göze çarpan bir uygulama olduğu Bologna yakınlarındaki Vilianova medeniyetinin [ilk ortaya çıkarıldığı tarih, 1853], Etrüsk medeniyetinin ilk dönemiyle olan benzerliğiydi.

M.Ö. 10. yüzyıldan 8. yüzyıla, bu işlemin görüldüğü yerlerde, daha sonra Etrüsklerin ortaya çıktığı fark edildi. Villanova medeniyeti Alman arkeologlar tarafından “Urnenfelder” adıyla anılan ve kökenlerinin kuzeyde olduğu çok da tartışma götürmeyen bir medeniyetin parçasıdır.

Etrüsklerin kökenine ilişkin en eski tezlerden bugünkü en son açıklamalara kadar, yavaş yavaş fark edildi ki; örneğin, bazı bezemelerin ortaya çıkmasına dayanarak Etrüsklerin 'Doğulu’ olduğunu iddia etmek, çok da tutarlı değildi. Zira bu tip bezemeler aynı dönemde Akdeniz havzasının başka bölgelerinde de kullanılmıştı. Söz konusu olan yalnızca bir modaydı ve üstelik Doğu’dan gelen tacirler yoluyla yayılmıştı. Dilbilimsel görüşün üzerine oturtulduğu kanıtlar da son derece zayıftı. Zira Hint-Avrupa dilleri öncesi konuşulan diller hakkında pek az şey biliniyordu.

Öte yandan, bugün artık arkeoloji ile dilbilimini rastlaştırma ya çalışmanın da yanlış olduğu biliniyor: Belirli bir çağdan başlayarak farklı toplumların ölüleri yakma işlemi uygulamış olması, onların aynı dili konuşmasını ya da aynı kökenden gelmiş olmasını gerektirmiyor...

Uçlarda yer alan zıt görüşler, süre gelen belirsizlikler, aynı olguların farklı tezler için kullanılması: işte durum buydu! Bilim, kendi inşa etmeye çalıştığı karmaşık ama narin kuramsal yapıları, yine kendisi yıkarak yoluna devam ediyordu!

Eğer II. Dünya Savaşı’nın hemen ardından, daha sonra Etrüskbilim’in en önemli ismi haline gelecek İtalyalı genç bilim adamı Massinio Pallotino, Etrüsklerin kökenleri hakkında soru sormanın aslında yanlış olduğu fikrini ortaya atmasaydı, bu yap-boz işlemi daha uzun süre devam edecekti.

Pallotino bu tarihte, köken sorununu bir tarafa bırakıp, bu halkın ‘nasıl oluştuğu’ üzerine yoğunlaşmak gerektiğini öne sürdü. Ona göre, bu oluşumun Etrurya dışında bir bölgede meydana gelmiş olması imkansızdı. Örnek olarak da, ne Galyalı ne Romalı ne de Frank olan; ama bu farklı öğelerin tarihsel bir karışımının sonucu oluşan Fransızları gösteriyordu...

Acaba Etrüsk dilinin benzersizliğine rağmen, artık kökenle ilgili sorudan vazgeçmek mi gerekiyordu? Bu sorunun yanıtını, Eski Mısır’dan gelen belgeler verdi.

Söz konusu belgeler, ünlü ‘Deniz Halkları’ ya da belki de daha doğru bir adlandırılışla, "Kuzey Halkları" ile ilgiliydi. Yakın Doğu ve Ortadoğu’ya büyük çalkantılar getiren bir tarihe, M.Ö. ikinci binyıla, Mineptah ve daha sonra III. Ramses saltanatları dönemine ait pek çok yazıt, adları tarih sahnesinde daha sonra duyulacak olan ‘işgalci’ halklardan söz ediyordu. İsimleri sayesinde Acheen, Filistin ve Sardlılar olduğu hemen anlaşılan Akaiwasha, Peleset ve Kardaneler’in yanında beliren Turshalar [Turşalar ya da Tursakalar] ad olarak Etrüskleri çağrıştırıyordu.

Eski Mısır uzmanlarının, Turşaların Doğu kökenli olduğuna artık kesin gözüyle bakmaları, Etrüsklerin geçmişine yepyeni boyutlar getiriyordu. Zira uzun süre Etrüsklerin 8. yüzyılda Etrürya’da ortaya çıkmış olduğu inancı, Eski Mısır kökenli söz konusu belgelerin kullanılmasını imkansız kılmıştı. Ancak mademki, Etrüsklerin M.Ö. 2. yüzyıla doğru, Villanova kültürünün başlangıcından itibaren, İtalya’da yer aldıklarını artık biliyoruz; karşımıza antik gelenekleri açıklayabilecek bir çözüm çıkıyor.

Etrüsklerin tarihlerini bu andan itibaren başlatmış olmaları bir tesadüf mü? Hayır, şüphesiz değil ve İtalya Yarımadası’na bu kadar eski bir zamanda yerleşmiş olmaları, Etrüsklerin bölgenin yerlileri olarak kabul görmelerine neden oluyor.

Doğu kökenine gelince; bunun 8 ve 7. yüzyıllar için değil, M.Ö. 12. yüzyıl için doğrulandığı, bunun da pek çok şeyi değiştirdiği görülüyor.

Bu arada, elbette yakın zamanda ortaya atılan oluşum etkenlerinin kökenden daha önemli olduğu görüşü değerini koruyor. Hiçbir farkı olmaksızın bir kuramın diğerlerine üstünlüğünü ilan etmek söz konusu değil. Zaten daha pek çok belirsizlik varlığını koruyor.

Ancak önemli olan şu ki, Etrüsklerin kökeni sorusu, Eski Mısır’dan gelen yeni bir ışıkla aydınlanmış durumda... Ayrıca, bundan 2600 yıl önce Toscana tepelerinde krallıklarını kuran Etrüsk topluluklarının Roma’nın kuruluşunda oynadıkları hayati rol de apaçık ortada.

0 yorum :

Yorum Gönder

E-posta Aboneliği

Zargana'da yayınlanan son yazıların e-posta adresinize gönderilmesi için lütfen üye olun.

Copyright © 2011 Zargana , Alıntılarda kaynak vererek her şeyi çalmak serbesttir