9 Aralık 2012

Ansiklopedi'nin Tarihi

Bugün herhangi bir bilgiye ulaşmak istendiğinde, internette bir arama motoruna girilip ilgili kelimelerin tuşlanmasıyla, konuyla ilgili -ya da ilgisiz- pek çok bilgi, birkaç saniye içinde önümüze geliyor. Hatta, önemli kütüphanelerdeki eski kitapların elektronik ortama aktarılması ve bunlara internet yoluyla, dünyanın her yerinden her an ulaşılabilmesi için çalışmalar devam ediyor. Bunlar, bugünün dünyasında, binlerce yıllık birikimle devasa boyutlara ulaşan bilgiye ulaşabilmek için zorunlu gelişmeler. Bilgiye ulaşmak, elbette ki her çağda insanın temel bir ihtiyacıydı. İşte bu sebeple, “bütün bilim dallarıyla ilgili bilgi içeren ya da belirli bir bilgi dalını kapsamlı bir biçimde işleyen bir başvuru kaynağına” her zaman ihtiyaç duyulmuştu.

Tarihte ilk ansiklopedilere Eski Yunan’da rastlanır. Ansiklopedi sözcüğünün kökeni de Yunanca “enkylopaideia” sözcüğüne dayanır. Sözcüğün anlamı ise, bazı kaynaklarda “öğrenme çemberi” olarak geçerken, bazı kaynaklarda “genel eğitim” olarak verilmektedir. Bugüne kadar -parçalar halinde de olsa- ulaşabilen en eski ansiklopedi, M.O. 339-338’de ölen, Platon’un yeğenlerinden Speusippos’a aittir. Eski Yunanlılar, sözlü bilgileri yazıya geçirmeyi, böylece bireylerin bilgilenmelerini amaçlıyorlardı, Romalıların yaklaşımı ise, var olan bilgiyi özet bir şekilde vermekti. Romalıların ansiklopedilerin tarihine en önemli katkıları, Yaşlı Pilinus’un, sınıflandırılmış bir bilgi derlemesi olan “Historia Naturalis” adlı eseriydi. Öyle ki, bu eser, yüzlerce yıl ansiklopedilerin başlıca kaynağı oldu. Romalı devlet adamı Caşsiodorus’un 551’de tamamladığı “Institutiones Divinarum et Saecularium Litteratum” (Tanrısal ve Dindışı Edebiyat Kurumları) adlı yapıtı, Hıristiyanlaşan Roma’nın ilk önemli ansiklopedisi oluyordu.

Ansiklopedi
Bundan sonra, Ortaçağ’da çeşitli ansiklopediler görülse de, en önemlisi Beauvais’li Vincent'in “Büyük Ayna” anlamına gelen “Speculum Majus”u olur. “Speculum Majus”, üç bölüm ve 80 kitaptan oluşuyordu. İlk bölüm “Naturale”, Tanrıya, yaradılışa, insana ve doğa tarihine ilişkin konuları, ikinci bölüm “Doctrinale” günlük yaşama dair konuları, üçüncü bölüm “Historiale” dünya tarihini kapsıyordu. Yapıt birçok dile çevrildi ve uzun yıllar boyunca yeni basımları yapıldı.

“Speculum Majus”tan sonraki tarihlerde ansiklopediler, küçük dinsel cemaatleri aşarak, daha geniş kitleler için yazılmaya başlandı. Matbaanın bulunuşuyla beraber, daha kısa zamanda, daha fazla baskı yapılabildi. Bilim ilerlerken, eski ansiklopedilerdeki hurafelerin yerini, bilimsel buluşlar aldı. Aydınlanma Çağı yaklaşmaktaydı...

Doğu’nun Eski Ansiklopedileri

Şimdi, ansiklopedilerin Avrupa’daki gelişimine, ‘en heyecanlı yerinde’ bir virgül koyup Doğu’daki gelişimine bir bakalım... Doğu’da, eski tarihlerden itibaren çeşitli ansiklopediler görülür, Çinliler, bilinen ilk ansiklopedileri olan ve 3. yüzyılda hazırlanan Huanglan’dan (İmparatorun Aynası), 15. yüzyılda derlenen ve dünyanın en hacimli ansiklopedisi olan “Yonglo Dadian”a kadar çeşitli ansiklopediler hazırlarlar. Ancak, bu ansiklopediler, Batı’dakilerden farklı olarak, bilgili ve doğru düşünme yeteneğine sahip insanlar yetiştirmeyi değil, devlet görevlerine hazırlananlara yardımcı olmayı amaçlıyordu. Bu amaçla hazırlanan ansiklopediler, Akdeniz’e yayıldıktan sonra Araplarda da görülüyordu. Ancak, Araplarda daha önce, bilgi edinmek ve kültür mirasını incelemek amacıyla çeşitli ansiklopediler de bulunuyordu. Arapça yazılan ilk gerçek ansiklopedi, İbn Kuteybe’nin “Kitabı Uyûnü’l-Ahbar” adlı eseriydi.

Aydınlanma Dönemi Ansiklopedileri

Diderot ve d’Alambert’in “Ansiklopedi”si, Aydınlanma döneminin en büyük ansiklopedisi, hatta dönemin simgelerinden biridir kuşkusuz... Ancak, buna gelmeden önce, bu yapıta ilham veren önemli bazı ansiklopedilere bir bakalım...

Francis Bacon’un 1620’de Londra’da yayımlanan tamamlanamamış ansiklopedisi “Instauratio Magna’ (Büyük Yenilenme) ile bu alana önemli yenilikler getiriliyordu. Bacon, ansiklopedisini “Dış Doğa”, “İnsan” ve “İnsanın Doğa Üzerindeki Eylemi” gibi bölümlere ayırıyor ve bilimsel bir düzenleme getiriyordu. Bacon, bu eseriyle, ondan 130 yıl sonra çıkacak olan ‘Ansiklopedi”yi de derinden etkiliyordu ve Diderot, bunu Ansiklopedi’nin önsözünde açıkça belirtiyordu.

Ansiklopedi’nin önsözünde övgüyle bahsedilen bir diğer ansiklopedi de, Ephraim Chambers’in “Cyclopaedia”sıydı. Louis Moreri’nin alfabetik olarak düzenlenmiş “Grand Dictionnaire Hıitorique” (1674), Antonie Furetiere’nin ansiklopedilerin halka yayılmasına önemli katkıda bulunmuş eseri “Dictionnaire Universel des Arts Sciences” (1690) ve John Harris'in “Lexicon Technicum”unun (1704) ardından gelen bu eser, çağdaş ansiklopedilerin babası olarak nitelendirilir. D’Alambert de, Ansiklopedi’nin ilk cildinin başında bulunan öndeyişinde, “üstün niteliklerini değerlendirmek için özel nedenleri” olduğunu belirttiği Chambers’i, ilk ansiklopedicilerden ayrı tutuyor ve eserinden övgüyle söz ediyordu...

Ansiklopedin’in ilk adımları 1745’te atılır. Paris’te yaşayan Dantzig’li bir Alman, Sellius, editör Andre Le Breton’a Cyclopaedia’yı çevirmeyi önerir. Başlangıçta, çalışmayı Gua de Malves yönetecek; Diderot çevirmen olarak görev alacak, d’Alambert ise bilimsel maddeleri denetleyecektir. 1747’de, Gua de Malves görevi bırakınca, Diderot ve d’Alambert yayından sorumlu olurlar. Zamanla tasarı genişler. Çok sayıda bilgin, uzman ve teknisyen bu çalışmaya katkıda bulunur. 1751 yılının Haziran ayında “Ansiklopedi” ya da “Bilimler, Sanatlar ve Zanaatlar Açıklamalı Sözlüğü”nün ilk cildi yayımlanır. 1765’in Eylül ayında, Diderot’nun tabiriyle bu “büyük ve lanetlenmiş yapıt” biter ve son ciltleri basılır.

Ansiklopedi’nin ansiklopedi maddesinde Diderot, Ansiklopedi’nin amacını şu sözlerle anlatıyordu: “Ansiklopedi’nin amacı şu yeryüzündeki bölük pörçük ve dağınık bilgileri bir araya getirmek, birlikte yaşadığımız insanlara, bu bilgilerin genel sistemini açıklamak ve bizden sonra gelecek insanlara aktarmaktır. Böylece daha önceki yüzyıllarda yapılmış olan çalışmalar, daha sonraki yüzyılların işine yarayacak ve daha bilgili hale gelmiş olan torunlarımız, hem daha erdemli ve hem de daha mutlu olacaklar ve biz de insan ırkına yakışır kişiler olarak ölüp gideceğiz”.

Ansiklopedi’de, bu dünya için gerekli olan bilgilere, yaşamda önemli bir yer tutan zanaatlara ve tekniklere, daha öncekilerin aksine büyük bir önem veriliyordu. Kabullenilmiş olan tüm inançlara, geleneklere, kurumlara eleştiriyle yaklaşılıyor ve Fransız Devrimi’nin temellerinin oluşmasına katkıda bulunuluyordu.
Ansiklopedi ya da Bilimler, Sanatlar ve Zanaatlar Açıklamalı Sözlüğü’nden sonra, bilimlerde, sanatlarda ve zanaatlarda baş döndürücü gelişmeler yaşandı. Ulaşılacak bilgiler arttıkça, ansiklopedilerdeki madde sayıları da arttı. Britannica’lar, Larousse’lar, artan maddeleriyle ve sıklaşan yenilenme süreleriyle her kütüphaneye girdiler.

Türkiye’deki Ansiklopediler

Ansiklopedilere ya da ansiklopedik eserlere, Osmanlı’nın erken dönemlerinden itibaren rastlanır. Önceleri, tercüme eserler görülür. Sonraları, 16. yüzyılda, Taşköprülüzade’nin hazırladığı “Mevzuatu’l-ulum”, 17. yüzyılda Katip Çelebi’nin hazırladığı “Keşfü’z-zünun” ve 18. yüzyılda Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın hazırladığı “Marifetname” gibi önemli eserler kaleme alınır. Bu eserler arasında, Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın (1703-1780) eseri Marifetname (1756), yazıldığı dönem itibarıyla, Diderot ve d’Alambert’in Ansiklopedi’sine yakın düştüğünden ve bir karşılaştırma imkânı sunduğundan, incelemeye değerdir.

Marifetname; bir ‘Mukaddime’, üç ‘Fen’ ve bir 'Hâtime’ olmak üzere beş bölümden oluşur. Bu bölümler kendi içlerinde ‘Bâb, Fasıl ve Nevi’ olarak alt bölümlere ayrılır. ‘Mukaddime’ bölümünde âlemin yaratılması, cennet, melekler ve kıyamet gibi konularda bilgi verilir. ‘Fen’ bölümleri, anatomiden aritmetiğe, mevsim kuşaklarının oluşumundan nebat ve hayvanın oluşumuna, pek çok konuda bilgi verirken, ‘Hâtime’de ise, ahlak ve adap konularına değinilir.

Çok geniş bir alana yayılan, pek çok konuda bilgi veren İbrahim Hakkı, dönemin ilerlemelerinin farkındadır ancak, yeni bilgileri verirken, onları eskilerle uzlaştırma çabasındadır. Yeni astronomi bilgilerinden, dünyayı çevreleyen hava tabakasının çeşitli katlarında oluşan klimatolojik değişmelerden, insan anatomisi ve fizyolojisiyle ilgili yeni bilgilerden söz eder; ancak hiçbir ilmi gelişmenin Allah’ın evreni yaratıp yönettiği gerçeğine aykırı olamayacağını da belirtir.

Örneğin Marifetname'nin Birinci Fen, Üçüncü Bâb, Dokuzuncu Fasıl’ında “Yeni astronominin şöhret bulduğunu, kaidelerin kolay ve muhtasar olduğunu, arzın güneş etrafında dolandığını, gök eksenine paralel ekseni ve kutupları etrafında döndüğünü, yeni astronomi âlimlerinin bunu ispat ettiğini beyan ve ayan eder.” 

Kitabın son bölümünde ‘Cima vakitlerini, birleşmeyi, çocukların hal ve şekillerini’ bildirirken şunları söyler:

“Ey Aziz! Edeb ehli demişlerdir ki, müstehab ve lâyık olan şudur ki, erkek hanımının rızası ile cima yapmalıdır. Zamanını gözetmelidir. (...) işte ehlinin rıza ve muhabbeti ile cima edenden meydana gelen çocuk akıllı olur. Ayın birinci günü cima ederse ondan olan çok güzel olur. Gündüz öğlenden önce ederse, çocuk hakim ve kerim olur. Pazartesi gecesi ederse, hafız-ı Kur’an olur. Salı gecesi yaparsa, çocuğu cömert ve merhametli olur.
Perşembe gecesi ederse, çocuğu âlim ve âmil olur. (...) Ehlinin rızası olmadan, zorla cima edenin çocuğu ahmak olur. Süt emziren hanımını ederse, çocuğuna zarar gelir. Ayın ilk veya on beşinci veya son gecesi cima ederse çocuğu akılsız olur; Pazar gecesi ederse, çocuk eşkıya olur, yol keser. (...) Gündüz öğleden sonra ederse çocuğun gözü şaşı olur. Ramazan Bayramı gecesi ederse, çocuk anasına babasına isyankar olur. Kurban Bayramı gecesi ederse, çocuğu altı veya dört parmaklı olur. Ayakta yaparsa, çocuğu yatağına işer. Baldızı muhabbetiyle ederse, çocuğu hünsa olur…”

Hurafelerle dolu olan ve bugün okuduğumuzda bizi gülümseten bu satırlar böylece devanı ediyor. Batı, Aydınlanma ile ileri doğru hızlı adımlar atarken, Osmanlı, yönünü belirlemeye çalışıyor...

Batı ölçülerinde bir ansiklopedi girişimi, 1870’te Ali Suavi’den gelir, ancak tamamlanamaz. Tamamlanmış ilk ansiklopedi ise, Yağlıkçızade Ahmet Rıfat’ın “Lugat-ı Tarihiye ve Coğrafiye” (1882-1883) adlı eseri olur.
“Ansiklopedi” adını taşıyan ilk yayın ise, Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra (1927-1928) Sabiha Zekeriya (Sertel), Faik Sabri (Duran) ve Mehmet Zekeriya (Sertel) tarafından hazırlanan “Çocuk Ansiklopedisi” olur. 

1961-1963 yılları arasında yayımlanan Hayat Ansiklopedisi de, bir genel kültür ansiklopedisine duyulan ihtiyacı bir ölçüde giderir. 1960’ların sonlarına doğru ise, ansiklopedik yayınlar artmaya başlar. Pek çok genel kültür ansiklopedisi ve bunların yanında özel konulu çeşitli ansiklopediler yayımlanır.

0 yorum :

Yorum Gönder

E-posta Aboneliği

Zargana'da yayınlanan son yazıların e-posta adresinize gönderilmesi için lütfen üye olun.

Copyright © 2011 Zargana , Alıntılarda kaynak vererek her şeyi çalmak serbesttir