8 Kasım 2012

Hz. İsa'nın Kefeni

Bilim ve din, kuşkusuz tarih boyunca toplum yaşamını biçimlendiren olguların başında gelir. Fakat yine tarihe baktığımızda, bazen ikisinin karşı karşıya geldiğini, din ile bilimin çatıştığına tanıklık ederiz.  Tümdengelimle tümevarım arasındaki bitmeyen bir kavgadır bu. Böyle çatışmalarda insanların çoğu bilimsel veriler yerine inancın verilerini doğru kabul etse de, Bertrand Russell'ın dediği gibi bilim eninde sonunda zaferle ayrılır bu çatışmadan. Birazdan okuyacağınız yazı da, bilim ve din çatışmasının güzel bir örneğidir.

Haçlı Seferleri sırasında ve seferlerden hemen sonra, dilenen rahipler bütün Avrupa’ya yayıldılar. Kutsal bölgelerden aldıklarını ve sözde ilk kiliselerin kalıntıları olduğunu iddia ettikleri eşyaları satıyorlardı.

Satılan kutsal eşyalar arasında neler yoktu ki! St. Peter’in aşık kemikleri, St. Sebastian’ı öldüren oklar, Meryem Ana’nın elbiselerinin parçaları, Mikail’in kanatlarından düşmüş bir tüy, son yemekten arta kalmış kurumuş ekmek parçaları…

Bu tür eşyaların aynı zamanda birçok yerde birden ortaya çıkması kiliseyi gülünç duruma düşürüyordu. Müslümanlar, kendilerine garip gelen Haçlıların bu garip eğilimi fark etmiş, bilinen-bilinmeyen her şeyi, kutsal olduğunu söyleyerek Haçlılara satmışlardı. Bu sayede de, Martin Luther ve John Kalvin gibi reformcular da kiliseyi eleştirmek için yeterli malzemeye sahip oluyorlardı.

Örneğin, Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği tahta haçın parçaları İtalya, İspanya ve Güney Fransa’ya o denli yayılmışlardı ki, tümü bir araya getirilse değil bir haç değil, bir yığın haç oluşturulabilirdi.

Torino kefeni

Torino Kefeni


Doğal olarak Roma Katolik Kilisesi, bu tür uydurma eşyalardan rahatsız olmaya başladı. 19. yüzyılın sonlarında Vatikan bir bildiri yayınladı. Bu bildiriye göre Hıristiyanlık aleminin en kutsal eşyası bile olsa hiçbir kalıntı gerçek olarak kabul edilemezdi.

Bu açık ferman, bir Fransız bilim adamına karşı verilmişti. Bilim adamına göre Torino kefeni (İtalya’nın Torino kentinde ortaya çıkarılan ünlü kefen) olarak bilinen örtü, gerçekten İsa’yı kefenlemek için kullanılmıştı.

Torino’nun kutsal kefeni, boyu 4 metre, eni 1 metre olan dikdörtgen bir kumaş parçasıydı. Kumaşın yüzeyinde, sakallı ve çıplak bir insan figürünün sarımsı kahverengi solgun bir izi görülüyordu. Kan olduğu söylenen koyuca lekeler, figürün başında, bileklerinde, ayaklarında ve sol el bölgesinde yoğunlaşmaktaydı.

Şeklin hem önden, hem de arkadan görüntüsü arkadan bağlanmış gibidir. Aynı izlenimi başın çevresinden edinmek mümkün. Burada da çelenk gibi bir cismin izleri bulunuyor.

Kefenden 1203 yılında ilk söz eden askeri tarihçi Robert de Clari’dir. Kayıtlarında, Bizans’ın 4. Haçlı Seferi’ndeki Haçlılarca işgalinde İsa’nın şeklinin olduğu bir kefen gördüğünü yazıyor. Ancak sonradan bu kefenin kargaşa esnasında kaybolduğunu bil-diren de yine aynı kişi! Bu olayın üzerinden 150 yıl geçtikten sonra, Torino kefeni yine ortaya çıkıyor.

Bütün belirtiler, bu kefenin, Clari’nin yazdığı ile aynı olduğunu ortaya koydu. O dönemde kefenin sahibi Geoffrey de Charney adlı bir şövalyeydi. Fransız kasabası Lirey’in lorduydu. 1389’da örtünün ünü öylesine artmıştı ki, şövalye bunu hemen kazanca dönüştürmeyi başardı: İnançlı Hristiyanlar, cüzi bir bedel karşılığında artık kefeni görebilirlerdi! Kefendeki siluet, Hristiyanların Hz. İsa tasvirinde bile değişikliğe neden olmuştu. Hristiyanlar önceleri Hz. İsa’yı sakalsız bir genç olarak tasvir ederken, kefenin ününün yayılmasıyla Hz. İsa zaman içinde sakallı, uzun saçlı, yetişkin bir insan oluvermişti!

Bu hareket komşu yörelerde büyük kıskançlığa neden oldu. O dönemlerde kutsal emanetler çok popülerdi. Sevilen bir emanetten de büyük gelirler elde etmek mümkündü.

Ya kıskançlığından ya da onurlu bir davranışta bulunduğuna inandığından Troyes Piskoposu Avignon, de Charney’i Papa VII. Clement’e şikayet etti, kefenin sahte olduğunu söyledi. Ona göre bu bez, bir sanatçı tarafından ustalıkla boyanmıştı.

Torino Kefeni 1532 yılında korunduğu Chambry Şapeli’nde büyük bir yangın tehlikesi atlattı, yanmaktan son anda kurtarıldı ama oldukça zarar gördü. 1578 yılında Torino’ya yerleşmeye karar veren Savoy Dükü Emmanuel Philibert kefeni beraberinde Torino’ya getirdi. 1694 yılında onarımdan geçen kefen o zamandan bugüne orada bulunmaktadır. Ancak İkinci Dünya Savaşı sırasında bir süre gizli bir kasada saklandı. Bugün kefenin sahibi şu anki Savoy Dükü’dür. Kefen, Savoy Dükü için San Giovanni Battista Katedrali’nde korumaktadır.

Kefenin Gizemleri


Hz. İsa'nın kefeni
Kefenin kayıt tarihinin başlangıcından beri gözlemcilerin kaydettikleri bir özelliği var. Kefendeki görüntüde hemen fark edilmeyen,- ama yine de mevcut olan bir yanlış bu!

Kefen, Troyes Piskoposu’nun ileri sürdüğü gibi ustaca boyanmış değil; hatta eğer boyanmışsa, oldukça kötü boyanmış. Ünlü ressam Albrecht Dürer, 16. yüzyılın başlarında, kefeni incelediğinde hayrete düşmüştü. Kefendeki figürü çizmek için birkaç girişimde bulundu. Figür anatomik olarak doğruydu, ancak poz veren model, ressama, tanımlamakta güçlük çektirecek kadar biçimsizdi.

1898’te kefen ilk sırrını ortaya koydu. Gümüş çerçevesinden çıkarılmış ve halka gösterime açılmıştı. Seconda Pia adlı Torinolu bir avukat da ilk kez onun fotoğraflarını çekecekti. Fotoğrafçı filmleri banyo ettiğinde, kefendeki silik görüntü yerine bir adamın gayet düzgün hatlı şekli olduğu ortaya çıktı. Kefenin kendisi bir fotoğraf negatifi gibiydi. Pia öyle şaşırmıştı ki, tuttuğu filmleri şoktan yere düşürdü...

Bu buluşun akla getirdikleri Dr. Yves Delage tarafından da kabul edildi. Dr. Delage ünlü bir fizikçi ve zoologdu. Ayrıca Fransız Bilimler Akademisi’nin de önde gelen üyelerindendi.

O, bu görüntünün, fotoğrafın icadından 500 yıl önce nasıl ortaya çıktığım bulmaya kararlıydı. Dr. Delage şüpheci ve militan bir anti-Katolik’ti. Kilisenin kefen üzerinde bir takım doğaüstü iddialarda bulunmasına da alet olmaya hiç niyeti yoktu.
Dr. Delage, yaptığı kimyasal deneyler sonucunda, ölen birinin figürünün kefen üzerinde belirebileceğim buldu. Bulgularını Bilimler Akademisi’ne, 1902 yılında sunduğunda daha da ileriye gitti. Kefenin gerçekten İsa'nın olduğuna ikna olduğunu söyledi.

İncil’e göre Hz. İsa, pek de olağan olmayan bir biçimde çarmıha gerilmişti. Haça çivilendiği gibi, kamçılanmış ve dikenlerden bir taç giydirilmişti. Ve nihayet sol tarafından mızrakla delinmişti.

Bu kefen ise, Filistin’de yapılmıştı ve üzerindeki bulgulardan, sarıldığı adamın tıpkı İncil’deki İsa gibi aynı işkencelerden geçtiği ortaya çıkıyordu.

Dr. Delage’nin ortaya koydukları Roma Katolik Kilisesi’ni nedense pek sevindirmedi. Oysa onlar da bu kefenin Hz. İsa’ya ait olduğunu söylüyorlardı. Belki de bu konuda bilimsel araştırma yapılmasını pek sevmiyorlardı. Bu yüzden Dr. Delage’nin kanıtlarıyla ilgilenmediler. Bunları kayıtlara bile geçirmediler. Hıristiyanlığın ve Hz. İsa’nın en koyu savunucularının, gerçekte neyi savundukları yine anlaşılamadı...

Modern Bilim Olaya El Koyuyor


Kefen hakkındaki bilimsel ilk çalışma 1969-1973 yılları arasında bir ekip tarafından gerçekleştirildi. Yalnız onların amacı kefenin sahte olup olmadığını anlamak değil, kefenin nasıl korunabileceğini ya da üzerinde hangi bilimsel testlerin yapılabileceğini bulmaktı.

1978 yılında STURP (Shroud of Turin Research Project) yani "Torino Kefeni'ni Araştırma Projesi" adı verilen bir ekip, bilimin ışığında çalışarak kefenin sahte olup olmadığını anlamaya çalıştı. Fakat bir sonuca ulaşamadılar. Onların aradıkları yanıt, 10 yıl sonra bulunacaktı.

Yıllar süren tartışmaların ardından kefenin yaşının belirlenebilmesi üzerinde bilimsel testler yapılmasına izin verildi. Kefenden alınan küçük parçalar Oxford Üniversitesi, Arizona Üniversitesi ve İsviçre Federal Araştırma Enstitüsündeki bilim adamlarına gönderildi. 1988 yılında Accelerated Mass Spectrometry tekniği ya da çoğu kişinin bildiği tabirle Karbon-14 testinden alınan sonuçlar, kefenin Hz. İsa’nın kefeni olduğunu düşünenler için büyük düş kırıklığına neden oldu. Çünkü üç ayrı bilimsel kurumda yapılan testler, kefenin MS 1260 ile 1390 yılları arasına ait olduğunu gösteriyordu.

Kefen hakkında son bilimsel çalışmalardan biri de 2009 yılında İtalya Pavia Üniversitesi’nden organik kimya profesörü Luigi Garlaschelli tarafından gerçekleştirildi. Yalnızca Ortaçağ’a ait malzeme ve yöntemleri kullanarak, Torino kefenindeki siluetin bir benzeri yeniden oluşturuldu. Ucuz malzemeler ve basit yöntemlerle yapılan bu çalışma Torino kefeninin insanoğlu tarafından bir benzerinin yapılamayacağı ve doğaüstü özellikleri olduğunu savunanlar için bir başka darbe olmuştu.

Ne var ki çoğu zaman olduğu gibi inançla bilim karşı karşıya geldiğinden birçok Hristiyan bu bilimsel testlerin geçerliliğini ya da kefenin sahte olduğunu hiçbir zaman kabul etmedi. Tıpkı Luigi Garlaschelli’nin “Dünyanın en iyi laboratuvarlarında yapılan karbon tarihlemesine inanmayanlar, elbette bana da inanmayacaklar" dediği gibi.

Örneğin köktendinci Hristiyanlara göre karbon testinde kefenden alınan parçalar, kefenin sergilenmeye başlamasından sonra insan elinin değdiği yerlerden alınmıştı ve sonuçlar yanıltıcıydı. Garlaschelli'nin testinin sponsorları ise inançlılar değil, agnostiklerdi ve bu yüzden kabul edilemezdi. Yani onlar için önemli olan aslında testlerin bilimselliği değildi. Yapılan bilimsel testlerle gözden düşmesine karşın, bugün bile birçok Hristiyan, Hz. İsa’nın kefeni olduğuna inanmaktadır.

0 yorum :

Yorum Gönder

E-posta Aboneliği

Zargana'da yayınlanan son yazıların e-posta adresinize gönderilmesi için lütfen üye olun.

Copyright © 2011 Zargana , Alıntılarda kaynak vererek her şeyi çalmak serbesttir