5 Kasım 2012

Geleneksel Tıp Mucizesi: Akupunktur

Avrupa ve ABD’nin gelişmiş tedavi olanaklarına diyecek yok! Uzman doktorlar, laboratuvarlar, son derece gelişmiş aygıtlar insanlığa büyük hizmette bulunuyorlar. Tabi yeterince paranız olması koşuluyla!

Batı’da bu alandaki ilerlemenin sonu yok gibi görünürken, Doğu’dan gelen akupunktur yöntemi, ucuz ve yan etkisi olmaması nedeniyle bilindik sağlık ve şifa uygulamalarının arasından sıyrılarak giderek popülerleşiyor. Çoğu Avrupa ülkesinde resmi bir tedavi yöntemi olarak değerlendirilmese bile deneyenlerin sayısı oldukça fazla. Ülkemizde ise 1991 tarihinden bu yana Sağlık Bakanlığı tarafından alternatif değil, resmi bir tedavi yöntemi olarak kabul ediliyor.

Akupunktura şans verenlerin sayısı gün geçtikçe artıyor, çünkü bu yöntemde, ne dünyanın parasını ödediğiniz tahlil laboratuvarları ne elektronik aygıtlar ne de acı dolu dakikalar var. Yalnızca iğneler kullanılıyor. Acaba tedavi etmek aslında çok basit de, bilmeden kendi kendimizi zora mı koşuyoruz?

Akupunktur nedir, akupunkturun anlamı nedir sorusuna yanıt aradığımızda, çoğu tıp teriminde olduğu gibi akupunkturun da Latince kökenli olduğunu görürüz. Acus (İğne) ve Punktura (Batırma-Delme) sözcüklerinin birleşiminden meydana gelir. Yani tıpkı uygulamada olduğu gibi, akupunkturun sözlük anlamı da iğne batırmaktır.

Arkeologlar Çin’de, akupunkturda kullanılan aygıtların günümüzden 5.000 yıl önce yapılmış olanlarını ortaya çıkarmış olduklarına göre, akupunkturun bilinen tedavi yöntemlerinin en eskisi olduğunu söylemek yanlış olmaz. Akupunktur ve moksibüsyon (belli noktalara ısı verme) Huanghe Vadisi’nden (Sarı Nehir), ilaçları ve bitkileri tedavi için kullanan tıp dalı ise Changjiang Vadisi’nden çıkmıştır. Bu iki eski tedavi metodunun birleşmesi ise geleneksel Çin tıbbını meydana getirmiştir.

Akupunkturla ilgili yazılı ilk bilgilere, neredeyse bundan tam 4.700 yıl önce Çin’de Sarı İmparator olarak bilinen Huang Di tarafından yazıldığı kabul edilen "Huang Di Nei Jing" adlı kitapta rastlarız. Kitapta akupunkturda kullanılan iğneler, batırılacağı noktalar, hangi hastalıklara iyi geldiği ve vücut noktalarının ısıtılması hakkında bilgiler dahil olmak üzere geleneksel Çin tıbbının kuramsal temelleri bulunmaktadır. Bu yüzden bu kitap, bir bakıma tarihteki ilk sağlık kitabı olarak kabul edilebilir.

Eski Çin’de tıp bilimi, “Tao” üstüne kurulmuştur. Tam olarak çevrilmesi âdeta olanaksız olan bu terim “patika” ya da “yaşam yolu” anlamına gelir. Tao’yla uyum içinde yaşayan insan, sağlıklı insandır.

Doğa yasalarına uygun, olması gerektiği gibi değil de olduğu gibi yaşamak, Tao’yla uyum içinde yaşamaktır. Doğa yasalarına aldırmamak, uyumsuzluk, dengesizlik ve hastalıkla son bulur.

Yararlı otları, masajı, yiyeceği ve egzersizi içeren bu sistem, gene eksiksiz bir yaşam felsefesiyle iç içedir. Öyle ki, geçmişte yaşamış Çinli bir doktor, günümüzdeki uzmanlaşma alışkanlığı karşısında hayrete düşerdi. Çünkü Doğu felsefesinde akıl, beden ve ruh, tek bir bütündür. İnsan, evrenin bir parçasıdır. Yaşamı, mevsimlere ve kendi yaşam gücüne bağlıdır.

Akupunktur

Yaşam Gücü: Çi


Sağlıklı olmak, Çi diye adlandırılır. Çi de tam olarak çevrilemeyen bir sözcüktür. Kabaca Çi’nin anlamı “yaşam gücü” ya da bir başka deyişle “yaşamsal enerji”dir. Çin inanışına göre tüm evren Çi adı verilen bu enerji ile doludur. İnsanlar bu enerjiyi üç yoldan sağlar:

• Doğum sırasında her insan belli bir miktar Çi enerjisi ile dünyaya gelir
• Soluduğumuz hava aracılığıyla bedenimize bu enerjiyi alırız
• Yediğimiz ve içtiğimiz tüm besinler Çi enerjisi barındırır.

Çi enerjisi çeşitli kanallar aracılığı ile tüm bedenimizde dolaşır durur. Çi, beden içinde düzenli ve uyumlu biçimde akmazsa, bedensel hastalıklar, akıl ve ruh rahatsızlıkları ortaya çıkar.

Çi, hem birbirine karşıt, hem de birbirini tamamlayan Yin Yang güçleri olarak kendini gösterir. Evren için olduğu gibi, insanlık için de bu böyledir.

Yin kavrayıcı, dişi, karanlık, saklı, yumuşak edilgin ve ıslak olandır. Yang ise canlı, erkek, aydınlık, açık, sert etkin ve kuru olandır. Sağlık ve mutluluk için, bu iki gücün bedende, hareketlerde ve besinde dengelenmesi zorunludur.

Bedenin, bir yerinde Yin ya da Yang’ın fazlalığı sağlıksızlık yaratır. Geleneksel akupunkturun amacı da kaybolan bu güç dengesini sağlayarak, bedeni yeniden sağlığa kavuşturmaktır.

Bedendeki 12 Çizgi


İnanca göre, yaşamsal enerji, yani Çi, deri altındaki görünmez kanallarda akar. Bir dizi boylamasına çizgi aracılığıyla bedende dolaşır. Bedenin her bir yanınca 12 ana, boylamasına çizgi vardır. Bunların her biri bir organa bağlıdır. Kalp, ince barsak, sidiktorbası, böbrekler, safrakesesi, karaciğer, akciğerler, kalın barsak, mide ve dalağa bağlı olan on çizginin dışındaki iki çizgi de, Batı fizyologları tarafından bilinmeyen organlara bağlıdır: Biri dolaşımı denetleyen kalp sıkıştırıcıya, öbürü de üçlü ısıtıcıya.

Orta (merkezi) boylamasına çizgilerse iki tanedir: Omurga boyunca uzanan düzenleyici damar; bedenin ön bölümü boyunca uzanan kavrama damarı. Ayrıca, orta çizgileri birbirine bağlayan çizgiler de vardır.

Akupunktur Noktaları


Akupunktur noktaları
Her çizgi üstünde farklı sayılarda nokta bulunur. Bunlara “akupunktur noktaları” adı verilir. Yaşamsal enerjinin giriş ve çıkış yerleri oldukları düşünülmektedir. Kısacası akupunktur noktaları chi enerjisinin dolaştığı yerlerdeki vanalar gibidir. Bu vanalar gerektiğinde açılıp kapanarak, yaşamsal enerjinin yeniden düzene girmesi sağlanır.

Bu noktalar, iğneyle, masajla ya da başka yollarla uyarılabilir. Uyarı, bedenin o noktaya karşılık gelen bölümünde bir etki yaratır. Etki aracılığıyla, bağlı olan çizgi uyarı alır.

İlk başta 365 olan nokta sayısı, 14. yüzyıla kadar 657’ye çıkmış ve sürekli olarak yenileri bulunduğundan sayıları artmıştır. Günümüzde 2.000’e yakındır.

Eski noktalardan bazıları yüzyıllar öncesinden bilinmektedir. Bu noktalar, çizimler ve insan şekilleri üstünde gösterilmiştir. Modern uygulayıcılarsa, noktalara “safra kesesi 1” gibi numaralar vermişlerdir.

Şiirselliği olan eski Çince adlar, noktaların işlevlerine göre verilmiştir: “Boşanmış su”, “zorlu pazarlık”, “yüce yok edici”, vb.

Kalp çizgisi üstünde, “kalp 7” adı verilen nokta, akupunkturun çok yönlülüğünü gösterir. Kalp çizgisi göğüsten küçük parmağın ucuna kadar gider. Çince adı “ruh kapısı” ya da “ruha giriş yeri”dir. Çinlilerin inanışına göre ruh ve istenç (irade) kalpte yaşarlar. Bilekteki 7 numaralı nokta, kalpten uzaktadır; ama fiziksel kalp hastalığı belirtilerini azaltmaktadır. Ayrıca, sahneye çıkma korkusu dahil, her türlü korkuyu geçirmekte kullanılır.

Akupunktur noktalarının nasıl bulunduğuysa, bir giz değildir. Doğu’da savaş sanatlarıyla uğraşanlar, bu noktaları iyi bilirler. Bunlar rakibi baygın düşürme ve sonra kendine getirme noktalarıdır. Ayrıca, dövüş sırasında rastgele bulunabilirler.

Bazı noktalar basınca duyarlıdırlar. Bazılarıysa bedenin bir yerinde acı hissedildiğinde etkiye açıktırlar. Ama en eski akupunktur noktaları, bedenin tedavi gerektiren yerlerinden iyice uzak konumda bulunanlardır. Ayakta uyarılan bir noktanın karaciğeri etkilemesini Çinliler nasıl çözdüler? Boylamasına çizgiler sistemini nasıl buldular? Bu soruların yanıtları bilinmemektedir.

Akupunktur Batı’da anlaşmazlıklar ve çelişkilerle doludur. Tıpla uğraşanlar, bir seçenek tedavi yöntemi olarak akupunkturu geçerli bulmakta, ama “çi”ye ve çizgilerin varlığına inanmamaktadırlar.

Çinli akupunkturcularsa, Batı geleneğinin Çin geleneğinden farklı olduğunu ileri sürmektedirler. Onlara göre, Çin dili ve kültürünün Batı’ya aktarılabilmesi, tam anlamıyla çevrilmesi olanaksızdır.

Ama Batı’da, eski yöntemlerle çalışan bir akupunktur uzmanına başvurulduğunda, yaptığı tedavinin Çin’deki gibi olduğu görülür. Tedavide “chi” enerjisini ve yin ile yangı dengeleme zorunluğunu temel alacaktır.

Eski yollarla çalışan uygulayıcılar arasında tıp doktorları, dişçiler olduğu gibi, ayrıca kırıkçılar, yararlı otlarla uğraşanlar, hatta üfürükçüler vardır. Tümü kendi özel yaklaşımlarını uygularlar. Elle ya da besin yoluyla tedaviye de başvururlar.

Teşhis Yolu


Hastalığı teşhis yolları, uygulayıcının eğitimine göre değişmektedir. Birçok akupunktur uzmanı, önce hastanın geçmişteki sağlık durumunu sorar. Tedaviyi hastanın da katkısıyla sürdürür.

En eski teşhis yollarında hastanın teninin, bazen de dilinin incelenmesi vardır. Geleneksel Çin tıbbına göre dil bedenin aynasıdır ve her bölgesi başka bir organın sağlık durumu hakkında bilgi verir. Nabzın dinlenmesi de çok yaygındır.

Çinliler bileklerin her birinde 6 tane 12 farklı nabız atışı saptamışlardır. Her bilekteki 6 atıştan üçü hafif, üçü daha şiddetti duyulur.

Bu atışlardan her biri bir çizgiye, dolayısıyla bir organa aittir. Nabız teşhisini öğrenebilmek için çok fazla sayıda deney yapmak gerekir. Nabzın zayıf, güçlü, “dikenli tel” gibi, hatta “balçık” gibi olmasından, eğitilmiş bir akupunkturcu sonuç çıkarabilir. Çizgilerin durumuna göre, dengenin nerede bozulduğunu söyleyebilir.
Araştırmacılara, göre bu teşhis yöntemi, doktor önünde soyunmanın ayıp sayıldığı Konfüçyüs döneminden kalmadır (aynı yönteme, Tibet’te ve Arap tıp biliminde de rastlanır).

Nabız yoluyla teşhisin yararlarından biri şudur: Bozulan dengeyi önceden fark eden uygulayıcı, beden enerjisini hastalık belirtileri ortaya çıkmadan önce dengelemektedir.

Uzman bir akupunktur uygulayıcısı sağ elinin üç parmağını hastanın sol bileğindeki nabzı üzerine, sol elinin üç parmağını ise hastasının sağ bileğindeki nabzı üzerine yerleştirir, nabız atışlarını belli bir süre dinleyerek değerlendirme yapar.

Sıra Akupunktur Tedavisinde


Uzman bir akupunkturcu doğru teşhisin ardından hangi yöntemi kullanacağını belirler: İğne mi batırılacak, moksibiksüyon mu yapılacak yoksa basınç mı uygulanacak?

Teşhisini koymuş bir uygulayıcı, tedavi için kullanacağı akupunktur noktalarını belirler. Tedavi çoğunlukla, iğneleri derinin biraz altına saplamaya dayanır. Hafif acı verse de, sanıldığından daha az acılı bir durumdur bu. Hele ciddi bir acıyı hafifletecekse, katlanmaya değer bir tedavi yöntemidir. Tedavi amaçlı kullanılan iğnelere oranla 4-5 kat daha ince olduğundan çoğu hasta iğnelerin batırıldığının farkında bile olmaz.

Çok ince olan iğnelerin boyu 1,5 cm ile 13 cm uzunluğundadır. Genelde paslanmaz çelikten yapıldığı gibi, altın ve gümüşten yapılanları da bulunmaktadır. Kanamaya neden olmazlar. Çocuklar için, en az acıyı veren küçük çekiçlerle noktalar çabucak uyarılır. Uygulayıcı iğnelerin batırılması sırasında hastanın dikkatini başka yöne çekerek acının mümkün olduğunca az hissedilmesini ya da hiç acı hissedilmemesini sağlamaya çalışır. Bu noktada hasta da yeterince gevşemiş ve stresten uzak bir biçimde uygulayıcıya yardımcı olmalıdır.

Duruma göre, iğnelerin saplı kalma süresi değişir: İğneler daha derine sokulabilir; hemen çekilebilir; döndürülebilir. Genellikle seans başına 10-40 dakika arasında bir süre yeterli gelmektedir. Bedenin kalp, akciğer, omurilik, karın ya da göğüs gibi duyarlı bölgelerine akupunktur uygulanırken diğer bölgelere göre çok daha dikkatli olmak gerekir. Hamile kadınlar, karın bölgelerine yapılacak bir akupunktur uygulamasından kaçınmalıdırlar.

Kullanılan iğne sayıların çokluğu uygulayıcının akupunktur konusundaki uzmanlığını göstermediği gibi, daha çok iğne kullanılması daha iyi sonuç alma anlamına da gelmez. Her hastanın sorunu farklı olduğundan uygulama sırasında kullanılacak iğne sayısı da yerleri de farklı olacaktır. Fakat genelde kullanılan iğne sayısı 6 ile 8 arasındadır.

Yine hastalığın durumuna ve hastaya göre seans sayıları değişse de akupunktur tedavisi ortalama 15-20 seans sürer. Seansların ne sıklıkla yapılacağı da hastalığının türüne göre değişir. Örneğin felç ya da boyun fıtığının tedavisi esnasında her gün düzenli seans yapılırken, migrenin tedavisinde günaşırı, zayıflama amacı ile akupunktur da ise haftada bir seans yapılabilir.

Sık sık, “moksa yakma” denen işlem uygulanır. Bu işlem aracılığıyla güçsüz düşmüş çizgiye enerji katılır. Moksa (Artimesia latiflora) denen bitkiden ya da benzer bir maddeden alınır. Çalışılan nokta üstüne bir miktar konur ve yakılır. Teni yakmadan önce, daha sıcaklığı hissedilir edilmez, kaldırılır.

Akupunktur Tedavisinin Sonuçları


Akupunktur tedavisinin sonuçları farklı olmaktadır. Çok çabuk, heyecan verici iyileşmeler olduğu gibi, haftalar alan gelişmeler görülebilir. Ciddi vakaların tedavisiyse aylarca sürmektedir.

Hastaların kendilerini iyi hissetmeleri çok sık rastlanan bir durumdur. Bu durum, sakinlikten aşırı güçlülüğe kadar değişir. Kimileriyse kendilerini “taş” gibi bulmuşlardır. Bazı hastalar, hastalık belirtileri değişmeden önce bir süre kendilerini kötü hissederler. Çok ender olarak hiçbir sonuç alınmadığı olur.
Akupunktur tedavisinden farklı sonuçların alınması akla şu soruyu getirmektedir. Akupunkturdan sağlanan yarar acaba inanca ya da telkine mi bağlıdır? Bu soruya, akupunkturun çeşitli başarıları ve tedavi edilen hayvanlarda görülen olumlu sonuçlar anımsatılarak yanıt verilebilir.

Öte yandan, yönteme duyulabilecek bir kuşku, hastanın iyileşmesini engellemez. Bununla birlikte, her tedavi yönteminde olduğu gibi, hastanın iyileşme isteği her zaman önemli bir etkendir. Ayrıca hastanın ve doktorun karşılıklı güveni yine iyileşmede oldukça yardımcı olmaktadır.

Eski yönteme göre çalışan bir uygulayıcı, başarılı tedavinin beden güçlerini geri vereceğini söyler. Böylece, bedende görülen ve hissedilen hastalık belirtileri etkilenecektir.

Ama bedene batırılan bir iğnenin yarattığı bu sonuç, gene de bir giz olarak kalmaktadır. Batı’da ve ülkemizde birçok tıp adamı Çi gücünün varlığına karşı çıkmaktadırlar. Öne sürdükleri görüşe göre, batırılan iğne deri altındaki sinirleri uyarır. Uyarılan sinirler omuriliğe elektrik sinyalleri gönderir; buradan uyarılan beynin alt merkezleri, uyarıyı hastalıklı bölgeye aktarırlar. Ama bedenin bir yerine batırılan iğnenin başka bir yeri iyileştirmesine, doyurucu bir açıklama getirilememektedir.

Akupunktur, çok sayıda hastalığın tedavisinde başarıyla kullanılmakta, organlarda onarılmaz bir bozukluk olmadığı sürece, aşağı yukarı bütün koşullarda etkili olmaktadır. Klasik yöntemlerin yetersiz kaldığı migren, alerji, romatizma ve eklem hastalıklarında özellikle yararlı görülmektedir.

Uzun süren nevraljilerde (sinir ağrıları) akupunkturun acil çözüm sağladığı bilinmektedir. Kolunu yıllardır omuz düzeyine kaldıramayan bir hastanın, akupunktur tedavisi sayesinde birkaç dakikada iyileştiği görülmüştür.

Akupunktur, dizanteriye karşı bile etkili olmuştur. Yalnız burada bakterileri yok etmiş değil, beden direncini artırmıştır. Yani akupunktur mucize yaratmaz. İyi uygulandığında, çok sayıda hastalığı hafifletir ve iyileştirir. Hem de zararlı yan etkileri olmadan.

Akupunktur İle Zayıflama



Akupuntur ile zayıflama
Akupunktura yönelenlerin sayısının artmasının bir nedeni de akupunktur ile zayıflama isteğidir. Özellikle obezitenin çağımızın hastalığı olması ve modern kadının güzellik kaygısının giderek ağır basması nedeniyle birçok insan akupunktur ile zayıflama yönetimini denemektedir.

Peki akupunktur zayıflamaya nasıl yardımcı olur?

Akupunktur noktalarına iğneler batırıldığında beynin ilgili kısımları uyarılarak çeşitli kimyasal maddelerin salgılanması azaltılır ya da çoğaltılır. Bunlardan biri de hipotalamusta bulunan iştah merkezidir. Bu noktalar gerektiği gibi uyarıldığında hastada tokluk isteği oluştuğundan yemek yeme isteği azalır. Aynı zamanda mide asit salgısı da düzene girdiğinden midede yanma ya da kazınma gibi hisler de görülmez.

Çoğu kişinin kilo almasının ya da yapılan rejimlerin başarısızlıkla sonuçlanmasının nedeni psikolojiktir. Çünkü rejim sırasında çoğu insan kendini kısıtlanmış olmaktan, sevdiği yiyeceklerden uzak durmaktan dolayı mutsuz hisseder. Bu noktada akupunktur serotonin ve endorfin salgılarını artırarak kişinin kendini mutsuz hissetmesini engeller. Ayrıca dizanteri örneğinde verdiğimiz gibi, akupunktur bedenin direncini artırdığından diyet dolayısıyla oluşan bitkinlik ve halsizliğin önlenmesine yardımcı olur.   

Yalnız akupunktur ile zayıflamada unutulmaması gereken nokta, akupunkturun yalnızca zayıflamaya yardımcı olan bir etken olduğu, asıl zayıflamayı sağlayanın ise dengeli beslenme ve diyet kurallarına uymak olduğudur. Akupunktur diyetinizi kolaylaştıracak, size bu yolda yardımcı olacak bir yöntemdir; yeme isteğinizi azalması, diyet sırasında kendinizi huzursuz hissetmemeniz gibi. Eğer akupunktur tedavisi sırasında diyet kurallarına uymazsanız, zayıflamanıza hiçbir faydası olmayacaktır. Daha önce de dediğimiz gibi akupuntur mucize yaratmaz. Akupunktur bir muayyen hastalık tedavisi değil “denge düzeltme” tedavisidir.

0 yorum :

Yorum Gönder

E-posta Aboneliği

Zargana'da yayınlanan son yazıların e-posta adresinize gönderilmesi için lütfen üye olun.

Copyright © 2011 Zargana , Alıntılarda kaynak vererek her şeyi çalmak serbesttir