30 Ekim 2012

Fazıl Say ve Ömer Hayyam

İki gün önce Fazıl Say hakkında şikayet üzerine açılan davanın ilk duruşmasıydı. Başta Sanatçılar Girişimi olmak üzere pek çok aydın ve sanatçı Fazıl Say'a desteklerini ifade etmek için mahkeme önündeydiler. Haklı olarak, sözlü bir ifadenin yayın yoluyla paylaşılmasının "hakaret" kapsamına alınamayacağını ve dolayısıyla "suç" kavramı olarak değerlendirilemeyeceğini düşüncelerini kararlılıkla gösterdiler.

Demokratik bir sistemin birinci koşulu, hiçbir yurttaşın, herhangi bir ifadeyi paylaşırken ceza alacağı korkusunun olmamasıdır. Sadece, herhangi bir kitap bulundurduğu için ceza alan, hapislerde yatan insanları tanıyan bir ülkeyiz. Dolayısıyla, Fazıl Say üzerinden toplumun tehdit edilmesine, insanların susturulmak istenmesine itiraz edeceğiz. Özgürlük ve demokrasi mücadelesinin en önünde olacağız.

Ancak, benim itirazım bu değil. İtirazım, belki pek çoğumuzun bildiği halde, sustuğu, konuşmadığı bir konu hakkında.

Ömer Hayyam'la ilgilenen her kişinin önüne çıkacak ilk soru, ortada gezinen yüzlerce dörtlükten hangilerinin gerçekten Ömer Hayyam'a ait olduğu sorusudur. Abdülbaki Gölpınarlı, Rüştü Şardağ, Sabahattin Eyüpoğlu, A. Kadir gibi kıymetli ve güvenilir araştırmacılar da, kendilerinden önce yapılan yayınları değerlendirirken bu noktayı da göz önünde tutmuş ve bulgularını okur ile paylaşmışlardır.

İlk kez Sencer Rıza'nın 1861 yılında yayınladığı Hayyam Rubaileri için Türkçe çevirilerde önem verilen ilk yayın Muallim Feyzi Efendi'nin "Ömer Hayyam" adlı eseridir. Bugüne kadar Türkçe'de yayınlanan tüm ciddi çeviri ve araştırmaları incelediğimde, Fazıl Say'ın paylaştığı dörtlüğün Ömer Hayyam rubaileri arasında belirtildiğini göremiyorum. Dolayısıyla, Fazıl Say'ın paylaştığı dörtlük Ömer Hayyam'a ait değil.

Fazıl Say'ın Paylaştığı Dörtlük


Fazıl SayFazıl Say şu dörtlüğü paylaştı:

"Irmaklarından şaraplar akacak diyorsun.
Cennet-i alâ meyhane midir?
Her mümin'e iki huri diyorsun.
Cennet-i alâ kerhane midir?"

Ömer Hayyam rubaileri üzerine yurtdışında yapılan ciddi yayınlarda da bu şiir yok. Hayyam'ı dünyaya tanıtan Edward FitzGerald'ın İngilizce çevirisinde, Friedrich Rosen tarafında yapılan muhteşem Almanca çevirisinde bu veya yaklaşık bu içeriğe sahip bir şiire yer verilmiyor.

Öte yandan, bilindiği gibi, Fazıl Say 2011 yılında, Klarnet ve Orkestra için yazdığı "Khayyam" (op. 34) adlı eserinin ilk seslendirmesini yaptı. Yani, Fazıl Say sadece Ömer Hayyam'ın bir şiirini internet ortamında paylaşan sıradan bir kişi değildir. Ömer Hayyam hakkında müzik eseri yazmıştır.

Aynı şekilde, Hepimizin önemsediği şairimiz Hüseyin Haydar da, Fazıl Say'ın Ömer Hayyam'a ait olan bir şiiri paylaştığından söz ediyor. Sanıyorum o da, araştırmadan, Fazıl Say'ın verdiği bilgiyi doğru kabul ederek aynı hataya düşüyor. Haydar da, Fazıl Say gibi, ne üslubun Hayyam'a ait olmadığını bir bakışta fark edebiliyor ve ne de "galat-ı meşhur" kerhane sözcüğünün Farsça'da bizde kullanılan anlamda kullanılmadığını biliyor. Zaten sadece bu sözcükten yola çıkarak dahi, bu şiirin Hayyam ile bağının olamayacağını iddia edebilirdi.

Bu durumda, ortaya önemli bir sorun çıkmıyor mu?

Ömer Hayyam üzerine bir müzik besteleyen ve eserini "Hayyam'ın hayatını anlatmak istedim" olarak tanıtan birisinin, rubailerin gerçekliği üzerine yapılan tartışmadan ve bu tartışmada Hayyam uzmanlarının vardığı sonuçlardan haberdar olması gerekmez mi? Görünen o ki, Fazıl Say Ömer Hayyam'ın gerçek rubailerinin hangileri olduğunu dahi bilmiyor!

Ömer Hayyam'a ait olmayan ve üstadın ne üslubuna, ne felsefesine ve ne de sanatsal yaratıcılığına uygun olmayan bir şiirle anmış olan Fazıl Say'ın Hayyam'ı aktarması, yeniden yorumlaması vs. gibi sanatsal faaliyetlerinin de sorgulanmasını gerektiren önemli bir durumla karşı karşıyayız. Bence, Fazıl Say herkesten önce Ömer Hayyam'a bir özür boçludur. Şiirde yansıtılan yorumu Fazıl Say benimseyebilir. Bu durum, konumuz dışındadır. Ancak, bunları Ömer Hayyam'a ait olarak göstermesi şairin sanatına ve anısına saygısızlıktır.

İkinci önemsediğim nokta ise, Fazıl Say'ın paylaştığı şiirin içeriği ile ilgilidir. Cennet, müslümanlar için vaad edilen en büyük armağandır. Herhangi bir müslüman için "cennet" kavramı iyi müslümanlığın temel ölçütüdür. Dolayısıyla, bir aydının müslümanların en kutsal kavramına "meyhane/kerhane" benzetmesi ile hakaret etmesini kabul edemem. Sorun, "inançlı insanları incitmemek" kaygıusı değildir. Daha temel bir davranış modeli üzerine düşünmek zorundayız. Eğer, karşı çıktığımız fikirlere ve topluluklara karşı eleştirilerimiz onların kavramsal "iyi"lerini itibarsızlaştırmak üzerine kurulacaksa, o halde, bunu bütün toplumsal ilişkilere yaydığımızda varacağımız sonucu göz önüne getirelim. Herkesin herkese böyle bir davranış modeli geliştirmesiyle yaratılacak toplum modeli "hayal ettiğimiz" toplum olamaz. Bu "model" geri bir toplumsal yapıya ait birt modeldir. Nitekim, Alevilere "mum söndü yapıyorlar" yakıştırması, komünistlere "şapkayı kapıya asacaksın" yakıştırması gibi iftira boyutuna ulaşan tepki modeli ile "cennetin ırmaklarından şarap akıyormuş, orası meyhane mi, huriler bizi bekliyormuş, orası kerhane mi" yakıştırması aynı düşünsel izlek ürünüdürler.

21. yüzyılın Türkiye'sinde, özgür, eşitlikçi ve demokratik bir toplumsal gelecek ütopyasını böylesi bir düşünce ortamı ile oluşturmamız mümkün değildir. Dolayısıyla, herkesten önce bizlerin, bu türden itibarsızlaştırma, ötekileştirme girişimlerine karşı çıkmamız, yapanları uyarmamız ve saflarımızda "provakasyon kokan" girişimleri önlememiz gerekmektedir. Ömer Hayyam!ın bu şiiri yazmadığından bağımsız olarak, bunu bir "düşünce", bir "yorum" olarak sunmak ve böyle kabul edilmesini talep etmek veya beklemek ancak, toplumu birleştirmek, dinamik bir kuvvete dönüştürmek kaygısı olmayanların isteği olabilir. Sırtında yumurta küfesi taşımayanlar, karşısında durdukları fikirlerin sahiplerini veya taşıyıcılarını ikna etmek gibi bir çabaya girmezler.

Nitekim, Fazıl Say da, her tartışma sonunda "giderim buralardan" diyerek, aklındaki "son eylem"i açığa vuruyor. O, sırtında yumurta küfesi taşımıyor. Yabancı ülkelerde satın aldığı evleri var. Bu nedenle de, yaptığı hoyratlığın belki, farkında bile değil. Ancak, bizlerin gidecek bir yeri yok, çünkü bu yurt bizim yurdumuz. Buradayız ve mücadele ederek bu köhne düzeni değiştireceğiz. Kişisel olarak "aradan sıyrılacağımız" başkaca bir alternatifi kendimize "zul" sayarız, hakaret kabul ederiz. Dolayısıyla, yarın beraber yürüyeceğimiz, ikna ederek saflarımıza katacağımız, hatta aralarından bazılarını mücadelemizin bayrağını taşıttıracağımız insanlarla aramıza set çekecek, köprüleri yıkacak, önyargıları besleyecek ve güçlendirecek davranışları ve tartışmaları dikkatle ve kaygıyla izleriz. Daha da önemlisi, bu hareketlere saflarımızda izin vermeyiz.

Ancak, içim acıyarak gördüğüm o ki, benim kaygılarımı paylaşan çok küçük bir azınlık var. Hatta, "Fazıl Say'ı desteklememek vatan hainliğidir" noktasında düşünen daha fazla arkadaş var. Ama, bu kadar çelişkinin fark edilmeyişi, tepki almayışı, düzeltilmeyişi beni daha çok üzüyor. Hüseyin Haydar, Seyit Nezir, Ataol Behramoğlu nasıl bu dörtlüğün Hayyam'a ait olmadığını fark etmediler? Çok kıymetli aydınlarımız nasıl bu türden bayağı, "vulger" bir hiciv için uyarıda bulunmazlar? Tekrar ediyorum, elbette Fazıl Say'a yapılan yargılamayı kabul etmeyeceğiz. Özgürlükleri savunmak başka, Fazıl Say'ın "snob"luğunu, bireyciliğini ve mücadeleyi bölen, zaafa uğratan girişimlerini eleştirmek ve uyarmak başka iki ayrı konudur. Birisini yapmak, diğerini göz ardı etmeyi gerektirmez. Hatta, Fazıl Say'a yapacağımız her uyarı, tersine bizim daha kenetlenmemizi ve çoğalmamızı sağlayacaktır.


15 Nisan 2013 Ek: Fazıl Say, Ömer Hayyam'a ait olduğunu düşünerek paylaştığı şiir nedeniyle İstanbul 19. Sulh Ceza Mahkemesi'nde yargılandığı davada "Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama" suçundan 10 ay hapis cezasına çarptırıldı. Hükmün infazı 5 yıl süreyle ertelendi.

0 yorum :

Yorum Gönder

E-posta Aboneliği

Zargana'da yayınlanan son yazıların e-posta adresinize gönderilmesi için lütfen üye olun.

Copyright © 2011 Zargana , Alıntılarda kaynak vererek her şeyi çalmak serbesttir