30 Eylül 2012

Fatsa İzlenimleri-1

Köyümden ilk kez 1953 yılında dokuz yaşındayken henüz ilkokulu olmadığı için ayrıldım. İlkokulun son üç yılını burada okuduktan sonra 1958’de 14 yaşında, İlköğretmen Okulu’na gittim. Tutuklu olduğum 1971,1972,1973 yılları dışında özellikle yaz tatillerinde köyüme gitmediğim yıl yoktur. Epeydir bu memleket ziyareti sekiz on günü geçemese de benim için vazgeçilmez hale gelmiştir. Ben en çok orada rahat ederim. Ayaklarımı istediğim gibi uzatırım. İstediğim türküleri rahatça söylerim! Komşuları evlerinde teker teker ziyaret eder hallerini sorarım. Aynı zamanda köydeki olağanüstü değişikliği gözlerim. Köylülere sorular sorar, durumlarını ve ruh hallerini anlamaya çalışırım. Orası benim için aynı zamanda siyasi ve kültürel bir laboratuardır. Benim köyüm Ordu iline bağlı Fatsa ilçesinin Beyceli köyüdür. Fatsa’ya 30 kilometre uzaklıkta ve iç kısımda, bütün Karadeniz köyleri gibi göz alabildiğine yeşil, bereketli topraklar üzerindedir. Ben mevsimlerden en çok sonbaharı severim. Bunun nedeni herhalde sonbaharda tarlaların ürünle, ağaçların meyve ile dolu olmasıdır.

1964 yılında İlköğretmen Okulu’ndan mezun olurken “atanmak istediğin üç il” sorusuna, o zaman öğretmen adayları arasında yaygın olan idealizmle “Urfa, Diyarbakır, Mardin” diye yazmış isem de beni birden kendi köyüme atanıp orada bir kalkınma ve aydınlatma hareketi başlatma düşüncesinin kavurucu ateşi sarmıştı. Beyceli’ye atanmaya uğraşmışsam da bu çabam sonuçsuz kalmış ve çekilen kur’ada şansıma Konya’nın bir köyü çıkmıştı. Ertesi yıl beş aylık bir askerlik eğitiminden sonra atamalarımız yeniden yapılırken bu kez hiç değilse Ordu iline atanmam kabul edilmiş ve kendi köyümde kadro dolu olduğundan Fatsa’nın Yassıtaş köyüne verilmiştim.

Beyceli Köyü’nde daha öğretmen okulu yıllarında başlattığımız işlerimiz vardı. 1963’te bir Kalkındırma Derneği kurmuş, köyde okuma odası açmıştık. Nihayet, yıllardır yapılamayan köy yolunun yapımı için köyden Ordu’ya kadar iki gün süren 82 kilometrelik bir “Yol Yürüyüşü” yapmıştık. Fatsa’nın aydınlarıyla birleşmiş, üniversiteli gençlerin kurduğu Fatsa Fikir Kulübü’nün etkisizleşmesi üzerine Fatsa Köycülük Derneği’ni kurmuş, İleri Köy adlı bir gazete çıkarmış, köylerde açık oturumlar yapmış, 1967’de yol yürüyüşünden sonra Fatsa’da bir “Yoksulluk Yürüyüşü” de düzenlemiştik. Bu çalışmaların benim için sonucu Siirt’e sürgün kararı olmuştu.

FatsaBen kendimi esas olarak “Beycelili” saymakla birlikte Fatsa sokaklarında da ayak izlerim vardı. 1974’te Mamak’tan salıverilince Ecevit hükümetinin Millî Eğitim Bakanlığı tarafından Fatsa Ortaokulu’na Türkçe öğretmeni olarak atanmıştım. TÖB-Der şubesinin canlı bir faaliyet içinde olduğu bu dönemde şube adına haftalık bir haber bülteni çıkarıyor, kampanyalar yapıyor, Fatsa’da ve bazı merkezlerde eğitimle ilgili toplantılar düzenliyorduk. Bu çalışmaların da benim için sonucu daha bir öğretim yılını tamamlamadan Yozgat’a sürgün edilmek olmuştu.

1970’lerin sonuna doğru Fatsa’da radikal bir hareket gelişti ve 1980 Kenan Evren darbesi bunun acısını Fatsalılardan çıkardı. İşkenceler, tutuklamalar, sürgünler birbirini kovaladı. Fatsalılık korkulan bir sıfat haline geldi. Akrabalardan ve köylülerimizden jandarmaya işi düşenlere “Zeki Sarıhan’ı tanır mısın? Neyin olur?” diye sorarlar, onlar bir akrabayı tanımamak inandırıcı olmadığından “uzaktan akrabamız olur” yanıtını verirlerdi. İkide bir adres yoklaması da yaparlardı.

1980’li yılların ortalarında ülke üzerindeki kara bulutlar biraz aralanırken Fatsa hâlâ belini ovuşturmakla meşguldü. Ben Fatsa’ya her gidişimde, eski dostlarımı ve arkadaşlarımı ziyaret etmeye çalışırdım. Onlara emekli öğretmenleri olsun içinde barındıran bir dernek kurmalarını, böylece birbirinizi daha kolay bulacağımızı söylediğimde kendisi de ezginlik, hapislik görmüş bir avukat arkadaş demişti ki:

“Vurgun yemiş bir dalgıç, bir daha o denize dalmaz. Vurgunu kaç metrede yemiş olursa olsun!”

Fatsalıların durumunu tam olarak yansıtan bu söz hiç aklımdan çıkmadı. 1982 Anayasası’na Fatsalılar üzerlerindeki korkulu lekeyi silmek için Türkiye ortalaması kadar “Evet” oyu verdiler. Fakat bir kısım Fatsalılar, aradan epey zaman da geçtiği için vurgun yedikleri o denizin birkaç metresine kadar olsun dalıp çıkmaya başladılar. Öğretmen sendikalarının temsilcilikleri Fatsa’da da açıldı. Atatürkçü Düşünce Derneği, ÖDP ve İşçi Partisi’nin şubeleri de.

1950’li yıllarda Fatsa’nın girişindeki levhada nüfusun 5 bin olarak belirtildiğini hatırlıyorum. Şimdi bu levhada nüfus 69 bin olarak belirtiliyor. Bunun birkaç bininin belediye sınırları içine alınan köylerde yaşadığını farz etsek bile, kendi köylerinden, arkasında bulunan Kumru, Korgan, Çamaş, Çatalpınar ve Aybastı ilçelerinden göç alan Fatsa’nın eski kabına sağmayarak Kuzey ve Batı (Ünye) yönüne doğru iyice şiştiği görülüyor.

Bu kez arabamın arkasına kitaplarımdan da beşer onar koyarak 13 Eylül günü Ankara’dan ayrıldım. Güneşli güzel bir güz gününde İç Anadolu’nun çıplak tepelerini, hüzünlü derelerini aşan düzgün yollarından dudaklarımda memleket ezgileri olarak yol aldım. Merzifon’dan ilerisi Karadeniz’in eşiğidir. Karadeniz Havza’dan sonra başlar. Karadeniz yolunun yapımı devam eden tek bölümü Samsun yakınlarıdır. Çakallı’yı geçince deniz kokusunu alırsınız. Ben bu yolu alırken her zaman Ceyhun Atuf Kansu’nun “Havza Yollarında Mustafa Kemal” şiirini hatırlarım.

“Çıktı Kavak Yaylası’na oh! dedi Mustafa Kemal

Ölmez be insan bu vatanı sevince

Halk kokusudur, güller çimenlerden gelir…”

Mustafa Kemal, Çakallı’da sabah çayı içer. Düze inmiş eşkıya ile sohbet eder. Onların gözlerindeki ışıltıyı görür. Mahmur Dağı’nın dumanları dağılır. Demek ister ki usta ozan, sıkıntıları ancak halkla birlikte aşabilirsin. Halka güven ve onları harekete geçir.

Bugün köye kadar gitmem gerekmez. Paşa’ya kelle götürmüyorum ya! Hedef, bir gece konaklayacağım, akrabalarımın bulunduğu Terme. Nitekim saat 16.30’da Terme’deyim. Yeğenimin evinde nefis bir ikindi ziyafetinden sonra ablama uğruyorum. Akşam, daha önce de birkaç kez ziyaret ettiğim Atatürkçü Düşünce Derneği şubesine uğruyorum. İçeridekilerin altısı oyun oynuyor, beşi çay içip sohbet ediyor. Geçen yılki başkan CHP ilçe başkanı olmuş. Yeni başkan öğretmen emeklisi. İçlerinde beni tanıyanlar çıkıyor, diğerleriyle de teker teker tanışıyoruz. Oyun oynayanlar kısa bir aradan sonra oyunlarına devam ediyorlar, ötekilerle memleket meseleleri üzerine sohbete dalıyoruz. Bunların teşhisi ve çözümü konusunda değişik düşünceler ortaya çıkıyor. Çay ikramı tazeleniyor. Ayrılırken onlara “Termeli aydınları merkezdekilerden daha geniş görüşlü buldum” diyorum.

Ertesi gün, buraya 1955’te gelin gelmiş olan ablamı, Fatsa’dan da bir yeğenimi alarak Kumru ve Korgan yol ayrımına sapıyoruz. Elekçi Deresi boyunca yılan gibi kıvrılan virajlarda bütün dikkatimi toplayarak araba sürüyorum. Yol üstünde bir akraba cenazesine uğruyoruz. Nedret, evinin önünde harman yaptıkları fındığın kurumuş kapçuğunu yakarken duman içinde kalmış ve kapı bir komşusunun sürdüğü arabanın altında kalmış! Bizim köyden de cenazeye gelenler olmuş. Köylülerin de artık motorize olduğu cenaze evinin bulunduğu yola sıralanmış otomobillerin çokluğundan anlaşılıyor. Arabaya iki kişi daha alarak yola devam ediyoruz. Irmak boyunca giden kumru yolundan ayrılarak Beyceli Köyüne doğru yükseliyoruz. Uzun süre köyden Fatsa’ya kadar altı saatlik, Kumru yolu dere boyuna indikten sonra da yedi kilometrelik bu yollarda nasıl zahmetle, yağışlı zamanlarda çamurlara bata çıka yürüdüğümüzü hatırlamamak mümkün mü? Bu kadarına şükretmek de gerekiyor. Fakat yol oldukça bozulmuş, bunu yolun içinden geçtiği İslamdağ Belediyesi başkanının beceriksizliğine yoruyorlar.

Nihayet, sevgili köyüm Beyceli! Dağgüvezi köyü ile Beyceli’ye sınır olan bir kuru derede yaralı bir levha. 50 metre daha gidince köyün beş mahallesi de karşınızda. İlkinin girişinde “Sarıhanlar Mahallesi” yazılı levha da var. Eskiden gurbete gidenler, bütün mahalleli tarafından buradan yolcu edilirdi. Bizi öğretmen okuluna giderken buradan gözyaşlarıyla uğurlayan anneciğimin görüntüsü hiç aklımdan çıkmıyor. Gurbette bana köyümü hatırlatsın diye buradan bir çakıl taşını cebime koyardım.

Yazar: Zeki Sarıhan

0 yorum :

Yorum Gönder

E-posta Aboneliği

Zargana'da yayınlanan son yazıların e-posta adresinize gönderilmesi için lütfen üye olun.

Copyright © 2011 Zargana , Alıntılarda kaynak vererek her şeyi çalmak serbesttir