1 Şubat 2015

Windows Phone VPN Ayarları

0 yorum
İşyerinizde ya da bulunduğunuz ortamda ücretsiz Wi-Fi kullanma şansınız var. Yeni aldığınız Windows Phone işletim sistemli cep telefonunu çıkarıp ücretsiz Wi-Fi bağlantısının keyfini sürmek istiyorsunuz. Kim bilir belki Facebook’ta paylaşılanlara bakacaksanız, belki Youtube’ta son videoları izleyeceksiniz. Fakat iki siteye de bağlanmak istediğinizde tatsız bir sürpriz sizi bekliyor olabilir: “Bu site engellenmiştir…” Böyle durumlarda siz de benim gibi Android işletim sisteminden Windows Phone ortamına geçiş yapanlardan biriyseniz Hotspot Shield gibi uygulamaları özleyenlerden olabilirsiniz. Neyse ki 8.1 sürümüne ulaşan Windows Phone ekosistemi artık standart olarak VPN yazılımı ile birlikte geliyor. Yani artık Windows Phone ile yasaklanmış, engellenmiş sitelere erişim artık bir sorun olmaktan uzak. Rahatlıkla ve ücretsiz olarak yasaklı sitelere girebilir, IP adresinizi gizleyebilir, içeriğinizi şifreleyerek başka insanların hangi siteleri gezdiğinizi görmesini engelleyebilirsiniz. Windows Phone VPN uygulaması ile Youtube’ta istediğiniz videoları izleyebilirsiniz. Tek yapmanız gereken Windows Phone VPN ayarlarını doğru biçimde girmek.

Benim sizlere Windows Phone VPN uygulaması önerim, ücretsiz sürümünde aylık 2 GB kadar trafiğe izin veren hide.me sistemini kullanmanız. Elbette başka Windows Phone VPN uygulaması bulabilirsiniz. Ama hide.me oldukça pratik ve çoğu kullanıcı için yeterli. 2 GB trafik yetmeyenler için aylık cüzi ödemeler ile profesyonel paketlerini de alabilirsiniz. Şimdi gelelim hide.me kullanarak Windows Phone VPN ayarları bölümüne…

Öncelikle https://hide.me/en/ adresinden sisteme üye olmamız gerekiyor. Adrese giriş yaptığınızda en altta yer alan Try For Free düğmesini tıklayın. Sizi üyelik bölümüne yönlendirecektir. 


Orada karşınıza 3 seçenek çıkacak. Tahmin edeceğiniz gibi para vermek istemiyorsanız seçeceğiniz bölüm Free yazan kısım olacaktır. Register düğmesine bastığınızda sizden e-posta adresinizi isteyen bir kutu çıkacak. 


Buraya geçerli e-posta adresinizi yazın. Çünkü etkinleştirme bağlantısı vermiş olduğunuz e-posta adresine gönderilecek. Bir not düşmek gerekirse Mynet’i kabul etmiyorlar.
 

E-posta adresinizi girdikten sonra 1-2 dakika içinde size etkinleştirme bağlantısını yollayacaklar. Bağlantıya tıkladığınızda üye adınızı ve şifrenizi belirleyeceğiniz sayfaya yönlendirileceksiniz. Gereken bilgileri girdiyseniz sıra Windows Phone telefonunuzda VPN ayarlarını yapmaya geldi.

Windows Phone telefonunuzda Ayarlar-VPN bölümüne girin. VPN kapalı ise açık konumuna getirin ve en alttaki + işaretini tıklayın.

Sunucu adı veya IP adresi bölümüne free-nl.hide.me yazın. Tür IKEv2 olarak kalsın.



Bağlantı Yöntemi bölümünde Kullanıcı adı+Parola seçeneğini seçin.
Daha önce hide.me kayıt işlemi sırasında belirlediğiniz kullanıcı adınızı ve şifrenizi girin.



Otomatik olarak bağlan ve Tüm trafiği gönder seçeneğini açık konumuna getirin.
Profil adı yazan bölüme istediğinizi yazabilirsiniz.



Bu kadar! Windows Phone VPN ayarları tamamlanmış oldu. Artık Windows Phone 8.1 yüklü cep telefonunuz ile yasaklanmış ya da engellenmiş sitelere giriş yapabilirsiniz. Ayarlar/VPN ana menüsüne döndüğünüzde bir kilit işaretinin yanında verdiğiniz profil adını ve altında “Hazır, otomatik” yazdığını göreceksiniz. Tıkladığınızda “Bağlı, otomatik” yazacak ve artık yasaklı sitelere giriş yaparken bir engelle karşılaşmayacaksınız. Ekranın üstündeki Wi-Fi işaretinin üzerinde ufak bir simge sizlere VPN bağlantısının etkin durumda olduğunu gösterecektir. Yine de VPN bağlantısının etkin olup olmadığını test etmek isterseniz https://hide.me/en/check adresine girin. Yeşil OK işareti her şeyin yolunda olduğu anlamına gelecektir.


Yukarıda resme göre ben VPN sayesinde Youtube'a Hollanda üzerinden bağlanıyor gibi görünüyorum :)))


18 Aralık 2014

Nazizm Nedir?

0 yorum
Nazizm ya da nasyonal-sosyalizm ulusçu ve ırkçı görüşleri en aşırı noktalara götüren ve Hitler Almanya’sının (1933-1945) siyasal ideolojisi olan öğretidir. Fakat “Nasyonal-sosyalizm” sözcüğünün asıl esin kaynağı Hitler değildir. Bir kuram olarak ortaya çıkışı XX. yüzyılın başlarında Spengler, Moeller Van den Bruck gibi Alman yazarlar ya da Die Tat dergisi çevresinde kümelenen aydınlardır.

Nasyonal-sosyalizm öğretisi ilk olarak, Feder'in Alman İşçi Partisi için yazılan yirmi beş maddelik programda, ardından Hitler'in hapishane döneminde yazdığı ve 1925-1927’de yayımlanan Mein Kampf (Kavgam) adlı kitabında dile getirilir.
Tamamı neredeyse sloganlardan oluşan Nazizm öğretisinin fazla bir özgünlüğü olduğu söylenemez. Nazizmin temelini oluşturan Germen ırkının üstünlüğü görüşü Gobineau'nun “İnsan Irklarının Eşitsizliği Üzerine Deneme” ve H. S. Chamberlain'in “On dokuzuncu Yüzyılın Temelleri” adlı yapıtlardan alınmış ve Nietzsche'nin geliştirdiği üstün insan kavramıyla güçlendirilmiştir. Eski Yahudi düşmanlığı geleneği, 1914 öncesinde Viyana belediye başkanı olan Lueger’le daha da artmış ve Polonya'ya katılan eski Poznari topraklarındaki Almanlaşmış Yahudilerin Reich’a yerleşmesinden sonra yaygınlaşmıştır. Savaşın ve şiddetin övülmesi, gücün yüceltilmesi, Arndt’ta, Hegel’de ve Prusya kurmayının kuramcılarında da görülmekteydi. Bismarck da, sosyalist F. Lassalle'den faydalanarak Marksçılarla daha iyi savaşabilmek için devlet sosyalizmi örneğini getirdi.

Nazizm'in Temel Özellikleri


Nasyonal Sosyalizm
Hitler’in düşünceleri mizacından ve 1918 silah bırakışmasını izleyen bunalımdan ileri gelen tutkulu bir nitelik taşır. Tüm yurttaşları gibi bu beklenmedik yenilgiden sarsılan Hitler, yenilginin sorumlularını arar: ona göre sorumlu, bu üstün ırkı, Kuzey’in bu büyük Ari toplumunu kirletmeye ve zararlı ideolojileri (Marksçılık, Enternasyonalizm, bireycilik, duyguculuk, liberalizm) yaymaya çalışan bozulmuş Yahudi ırkıdır. Yahudi düşmanlığı ile kendini gösteren ırkçılık saplantısı, Alman ırkının diğer ırklara göre üstün olduğu inancı, güç ve şiddetin yüceltilmesi, savaşın övülmesi nasyonal-sosyalizmin temel özelliğidir. Bir zamanlar saf olan Alman ırkı kirlenmiştir ve Alman ırkını tekrar eski saf haline getirmek devletin temel görevidir. Çünkü devletin kutsallığı ırkın saflığı ile orantılıdır.

Yahudilerden temizlenip Arilerin kanıyla canlanan Reich (Alman olmayanların kamu görevlerinden çıkarılması, başka ırktan olanlarla evlenmenin yasaklanması, yozlaşmış kişilerin ve iyileşmesi olanaksız hastaların kısırlaştırılması), Almanların bağlılık andıyla bağlanacakları önderin (Führer) rehberliğinde Fuhrerprinzip'e (Führer ilkeleri) uygun olarak Versay Antlaşması’nın getirdiği düzeni yıkacak gücü bulacaktır. Ayrıca, öteki büyük devletler Almanya’nın, Almanca konuşulan bölgeleri topraklarına katmasına (Büyük Almanya’nın yaratılması) ve Avrupa’da yayılmakta olan Alman ırkına ayrılmış bir iktisadi ve siyasi nüfuz bölgesi, bir yaşam alanı (Lebensraum) oluşmasına ses çıkarmayacaklardır.

Nazimin bir diğer özelliği de demokrasiye olan düşmanlığıdır. Yahudilerin egemenliği ele geçirmek için kullandıkları demokrasi önderin sorumluluğunu ortadan kaldırıp halkı yanlış yönledirir. Oysa Ari ırkın insanüstü özellikleri olan bir önder tarafından yönetilmesi gerekir. Önderin iradesi bütün yasaların üstündedir.

Nazizmin daha az belirgin olan sosyalist yönleri büyük evrim geçirdi; Hitler, küçük burjuvaziyi kendine çekmek için çıkara, büyük mülkiyete, uluslararası tröstlere karşı ütopik formüllerden yola çıktı; ama sonunda büyük sanayicilerin desteğini alarak "toplumsal çatışmalar doğuran” Marksçılıkla, “Alman halkını sömüren” Yahudilerle ve "güçsüzlük kaynağı” parlamentoculukla savaşmak ve yalnızca devletin denetiminde güdümlü bir ekonomik sistem kurmakta karar kıldı. Nazizm öğretisine göre uluslararası sermaye ulusal ekonomi için düşmandır ve ekonominin devlet güdümünde yönlendirilmesi gelişmenin anahtarıdır. Hitler de kendine yeterliliği sağlamak için destekleri zorunlu olan yönetici sınıflara bu politikasını benimsetmeyi ve böylece savaşa hazırlanmayı başardı.

Nazizm temelde faşizm ile benzerliği olan bir ideoloji olsa da Nazizm ve faşizm arasında farklar bulunmaktadır. Nazizmi faşizmden ayıran en büyük fark, faşismde devlet odak noktası iken Nazizm'de ulusun odak noktası olması, ulusun en üst unsur olarak değerlendirilmesidir. Faşizm dine karşı değildir ve kendisini dinden soyutlamaz. Nazim ise tam aksi olarak laik bir harekettir din ya da dini kurumların bu öğretide bir önemi yoktur. Faşizm, Nazizm’e kıyasla kolektif bir harekettir, toplumun devlet eliyle düzenlenmesi ve dönüştürülmesi hedeflenir. Nazizm ise, üst ulus unsuru ekseninde Ari ırka dayanan toplum yapısına ve Alman yaşam alanına ulaşılmasına dayanır.

15 Aralık 2014

Pompei'nin Helakı ve Taş Kesilen İnsanlar

0 yorum
Yüzyıllar süren suskunluğunun ardından Vezüv Yanardağı, Milat’tan 79 yıl sonra, 24 Ağustos’ta faaliyete geçip patlar. 79 yılının o uğursuz Ağustos gününde Roma İmparatorluğu’nun üç zengin kenti; Pompei, Herculaneum ve Stabia kül ve lavların altında haritadan silinir.

Osk’lar tarafından kurulan Pompei, Romalıların işgalinden sonra Roma İmparatorluğu’nun en zengin kentlerinden birisi olmuştu, aynı zamanda sapkınlıkta da. Kendi öz kızkardeşi ile ilişkisi olan Roma İmparatoru Caligula da sapkınlı ama Pompei'nin sapkınlıkları dün dünyaca biliniyordu. Her sokağında bir genelevin bulunduğu kente gelen yabancılar zorluk çekmeden genelevleri rahatça bulabilsin diye genelevlerini kapılarına penis resimleri konmuştu. Belki de birçok denizci bu yüzden sık sık Pompei’yi uğrar olmuştu. Genelevlerin odası öyle hızla dolup boşalıyordu ki, müşteri çıktıktan sonra taştan yatakların üzerine su dökülerek hemen yeni müşteriye hazır hale getiriliyordu.

Pompei’nin ortasında bulunan forumda, soylular için her hafta ayrı bir eğlence düzenleniyordu. Eğlenceler kimi zaman bir gladyatörün başka bir gladyatörle ya da aslanla ölümüne dövüşmesi şeklinde oluyordu. Vahşetin bin bir biçimi her hafta eğlenceye düşkün Pompeililere sunuluyordu. Arenalarda gladyatörlerin ölümüne yaptığı bu turnuvalar günlerce sürer, bir tarafta insanların ölüm çığlıkları bir tarafta zevkle dolu kahkahalar aynı anda göğe yükselirdi.

Pompei’nin zengini daha bir zengindir diğer kentlerde yaşayanlara göre. Bir yanda nüfusun %60’ını oluşturan soyluların debdebeli villaları, diğer yanda hizmetçi ve kölelerin fakir evleri… Öyle ki, açlık çeken kölelerin yanında Pompei’nin zenginleri her yemekten sonra kaz tüylerini küçük dillerine değdirerek kusarlardı. Tekrar ve tekrar yiyebilmek ve yemek zevkini sonuna kadar tadabilmek için.

Bu büyük felâketin en ünlü kurbanı Plinius’tur: Ortaçağ’a bilimsel konularda temel bir kaynak olmayı sürdüren “Naturalis Historia” (Doğa Tarihi) adlı ansiklopedik yapıtın yazarı Romalı bilgin ve devlet adamı... En ünlü tanığı da, Yaşlı Plinius’un evlat edindiği ( Yaşlı değin yeğeni Genç Plinius...
İmparator Traianus tarafından belediye hizmetlerindeki yolsuzlukları incelemek üzere gönderildiği -bugünkü Bolu, Bursa, Kastamonu ve Zonguldak illerinin yer aldığı- Bitinya topraklarında ölene dek, pek çok önemli görevde bulunan Genç Plinius (MS 61/62-113), amcası gibi, hem değerli bir yönetici hem de yazar olarak geçecektir tarihe...
Pompei'nin Son Günü

Pompei’nin Helak Olması

Roma İmparatorluğu’nun en parlak dönemindeki toplumsal ve özel yaşamı içtenlikle anlatan, edebî değeri yüksek ciltlerce mektubun da yazarıdır Genç Plinius. Nitekim 24 Ağustos günü neler olup bittiğini de, Genç Plinius’un tarihçi Tadtus’a yazdığı iki mektuptan öğreniyoruz:

24 Ağustos’ta amcam donanma komutanı olarak Misenum’da bulunuyordu. Annem öğlen bire doğru gökyüzünde olağandışı büyüklükte acayip görünümlü bir bulut belirdiğini kendisine haber verdiğinde O, çoktan güneş banyosunu yapmış, peşinden soğuk suya girip çıkmış ve üzerine de hafif bir şeyler yedikten sonra oturmuş çalışıyordu. Ayakkabılarını istedi ve olup bitene bakmaya gitti. Veşuvius olduğunu sonradan anladığımız bir dağdan gerçekten de iri bir bulut yükseliyordu…

Daha sonra Geriç Plinius, amcası Yaşlı Piinius’un, bir bilim adamının doğal tavrıyla, bu olayı daha yakından incelemeye karar vererek, hafif bir kadırgayı hazırlattığını, kendisine de eşlik etmesini önerdiğini aktarır. Ama Genç Plinius, kalıp ders çalışmayı yeğlemiştir.

Tam yola koyulacakken, Cascus’un karısı Rectina’dan dehşet dolu bir mesaj aldı, ondan yardım istiyordu; villası yanardağın tam altında olduğundan, ancak deniz yoluyla kaçabilirdi. Amcam hemen ikinci bir buyrukla ağır kadırgaların hazırlanmasını sağladı ve içlerinden birine binerek sadece Rectina’nın değil, daha başka kimselerin de yardımına koşma kararlılığıyla yola çıktı.

Pompei'nin taş kesilen insanlarıGenç Plinius’un mektubunda aktardığına göre, Yaşlı Plinius en ufak bir korkuya kapılmadan doğrudan tehlikenin üzerine gider; bu arada bütün gözlemlerini de bizzat kaydeder ya da yanındakilere yazdırır.Gemiler ilerledikçe üzerlerine düşen küller de giderek daha sıcak ve daha yoğun bir hal alır. Sıcaktan yanan ve parçalanarak etrafa saçılan ponza taşlan ve siyah cüruflar görülür.

Denizin içinde aniden bir sığlık yükselir ve çöken kayalar kıyıya ulaşmayı engeller. Yaşlı Plinius, geri dönme konusunda kendisine tavsiyede bulunan kılavuzuna cevap vermeden önce, bir an tereddüt eder ve Genç Plinius’un anlattığına göre, “Kader yiğit olanların yüzüne güler” diyerek rotayı Stabia üzerine çevirmelerini emreder:

Bu arada Vesuvius, pek çok noktada birden tutuşmuş yanıyordu, etrafı saran karanlıkta daha da canlı görünen alev akıntıları ve ateşten geniş sütunlarla kaplıydı. Stabia’ya varıp da dostu Pomponianus’un evine gittiğinde onu tir tir titrerken buldu amcam.

Evin avlusunun üstü, küllerle kaplı ponza taşlarının istilasına uğramıştı ve arkadaşının tek dileği oradan gitmekti. Evinin binaları birbirini izleyen yer sarsıntılarının şiddetiyle sallanıyordu. Başlarına yastıklar bağlayarak kaçtılar! Üzerlerine çöken gece sıradan bir geceden daha karanlık, daha koyu bir geceydi; başka yerde gün yeniden başlıyordu. Deniz öylesine çalkantılıydı ki gemiye binmek bile mümkün değildi... Amcam birçok kez soğuk su istemiş içmek için, derken alevler ve kükürt kokusu öyle bir hal almış ki herkes kaçmış. Amcam da ayağa kalkıp iki genç köleye yaslanarak kaçmak istemiş ama o anda yere yığılıvermiş. Gün ağardığında tam da o yığıldığı yerde cesedini buldular, olduğu gibi öylece kalakalmıştı.

Planius’un daha sonra anlattıklarından yaşadıkları yerin zaten günlerdir hafiften sallandığını ama bu sarsıntılara alışkın olduklarından ürküp ciddiye almadıklarını görüyoruz. Fakat yazdıklarına bakılacak olursa o gece yaşanan sarsıntıların şimdiye kadarkilerden çok daha şiddetli olduğu anlaşılıyor. Sonuçta Plinius da sarsıntıların şiddetinden dehşete kapılarak kenti terk etmeye karar verir:

Aslında ışık belirsizdi ve duvarlarda da çatlaklar oluşmaya başlamıştı. Çökme halinde, yer dar olduğundan ezilerek ölme tehlikemiz vardı, bu yüzden kenti terk etmeye karar verdik. Herkes aynı şekilde düşünmüştü ve kaçanların oluşturduğu o uçsuz bucaksız konvoyda bizi pek çok tehlikenin beklediği duygusuna kapıldık.

Deniz adeta yer sarsıntılarının itmesi sonucu geriye çekiliyordu, kuru kumların üzerinde cansız yatan çok sayıda deniz hayvanı vardı. Öte tarafta, peş peşe çakan şimşeklerin üzerinde dolaştığı tüyler ürpertici bir kırmızı bulut onu paramparça eden devasa alevlerin ışığında aydınlanıyordu. [...] Günün ilerleyen saatlerinde Capri Adası da Misenum burnu da görünmez oldu.

Dünyanın Son Gecesi

Pompei'de yaşayan insanlar taşa dönüşmüştü
Genç Plinius ve annesi, yanlarında köleleri, kül yağmuru altında yollara düşüp kaçışan kalabalığın ortasındadırlar:

Kenara çekilelim dedim anneme, yoksa kalabalık bizi ezip geçecek! Gökten kül yağdı, yine de çok yoğun değildi henüz bu kül yağmuru. Geriye dönüp baktım, adeta siyah koyu bir sis tabakası tıpkı toprağı kaplayan sel gibi arkamızdan bize doğru geliyordu. “Yoldan ayrılalım” dedim anneme; “Bizimle aynı anda kaçan kalabalık tarafından yere düşürülüp ezilme tehlikesiyle karşı karşıya kalabiliriz!” Tam kenara çekilip oturmuştuk ki, gece çöktü üzerimize, kapkara korkunç bir gece...

Ağlayıp sızlanan kadınlar, çığlık çığlığa bebekler, bağırıp çağıran erkekler... Kimi babasına, annesine sesleniyordu, kimi de çocuklarına ya da karısına, sesle onları bulma gayreti içinde... Bazıları kendi talihsizliğinden yakınıyordu, bazıları da yakınlarının talihsizliğinden. Bazıları ise ölümü çağırıyordu, tam da ölümün yüreklerine saldığı korkuyla... Kimileri tanrılara yakarırken kimileri de yemin billah ediyordu, o gecenin dünyanın sonu olduğuna...

Misenum’da filan binanın çöktüğü, falan binanın yanmakta olduğu gibisinden haberler yayarak gerçek tehlikeyi sözde felaketler ve yalanlarla büyütenler de eksik değildi...

Birden etrafta hafif bir aydınlanma oldu. Bunun ağaran günün ışığı olabileceği gelmedi aklımıza, yaklaşan ateşin ışığı olmalıydı bu. Hem sonra, yeni baştan karanlıklara gömüldük, yeni baştan kül yağdı, bütün ağırlığıyla ve bol miktarda. Nihayet bu siyahımtırak pus dağılıp bir duman misali ortadan çekildi, biraz sonra da güneşin ışığı geri geldi; ama çök solgundu, güneş tutulmasında olduğu gibi.

Vezüv’ün püskürttüğü milyonlarca ton lav, ponza taşı, kül devasa bir bulut olup önce Pompei’yi vurdu, yaklaşık iki bin insan yaşamını yitirdi burada.

Kurbanların yıllar sonra bulunan kemiklerinin konumundan, her şeyin bir anda olduğu anlaşıldı, korunma ya da can çekişme emaresi görünmüyordu; Pompei, kalınlığı 6-7 metreyi bulan bir püskürtü örtüsü altında taşlaşmıştı.

Herculaneum’da ise sel sularıyla sürüklenen volkanik maddeler, yüksekliği 15 ile 18 metre arasında değişen bir örtü halinde kenti kapladı...

Vezüv yüzyıllar boyu bir delirdi bir duruldu.

16. yüzyıl sonlarına doğru, su getirme çalışmaları sırasında, La Civita Tepesi’ne bir tünel açmakta olan mimar Fontana karşılaştı ilk kez Pompei’nin kalıntılarıyla... 1709’da da bu defa bir kuyu kazılırken tesadüfen bir duvar çıktı ortaya ve bunun Herculaneum tiyatrosunun sahnesinin bir bölümü olduğu anlaşıldı. 1738’de Napoli Kralı’nın isteğiyle düzenli kazılara başlandı. Başlangıçta rasgele ve dikkatsizce yapılan kazılarda, daha çok hazine ve müzelere konabilecek değerli eşya aranıyordu.

1860’ta Pompei’deki kazıların başına getirilen arkeolog Fiorelli daha bilimsel bir çalışma yürüttü; volkanik küllerin içinde kalıp da sonradan dağılan insan vücutlarının bıraktığı boşluklara alçı dökerek bunların kalıbını çıkarma tekniğini de o geliştirdi... Vezüv püskürttüğü lavlarla, zamanı ve mekanı dondurmuştu adeta; bizim o günkü yaşamı anlamamız için...

29 Kasım 2014

Çocuklarda Tik Tedavisi

0 yorum
Konuya öncelikle herkesin anlaması için tikin tanımını yaparak başlayalım. Tik nedir? Tikler, kısa kesik kesik tekrarlanan, aceleyle yapılan tamamen gereksiz hareketler ya da çıkarılan anlamsız seslerdir. Bir çeşit davranış bozukluğudur.

Çocuklarda tikler çoğunlukla altı yaşlarında ya da daha ileri yaşlarda başlar. Çocuk bu hareketleri tamamen iradesi dışında istemeden yapar. Bu hareketler bazen kısa bazen daha uzun aralarla tekrarlanır. En yaygın olan tikler yüzde görülen tiklerdir; dudak bükülmesi veya büzülmesi, dudakları ısırmak, göz kırpmak, gözleri kırpıştırmak, kaşlarını çatmak, omuzları kaldırmak, saçı parmağa dolamak, boğazını temizliyormuş gibi bir ses çıkartmak, öksürmek en çok rastlanan tiklerdir. Abuk sabuk laflar söylemek, ya da bedeninde belirli yerlere dokunulduğunda beklenmedik tepkiler göstermek ise en az rastlanan tiklerdir ama en ağırı en tehlikeli olanıdır.

Genellikle tiklerin nedeni anne ve babaların anlayışsızlığıdır. Bu çocukların anne ve babaları da zaten sinirli insanlardır, çocukları da tedirgin edici ortam içinde doğal olarak onlar gibi sinirli olur.

Huzursuz olan anne, baba çocuklarından “rahat durmasını” ister. Çocuklar kendi istekleriyle tiklerini geçiremezler. Bir süre için kendilerini tutup tiklerine engel olabilirler ama tiklerini tutmaya gayret ederken tedirgin olurlar ve rahatlamak için tiklerine başvururlar böylece tik tekrarlanıp durur.

Bazen belirli hiçbir nedeni olmadan tik birden ortadan kalkar ve birkaç hafta boyunca hiç görülmez. Sonra kaybolduğu gibi yine aniden ortaya çıkar. Bazen de tikin yerini başka bir davranış bozukluğu alır, tik bir daha ortaya çıkmamak üzere yok olmuştur ama onun yerini geceleri altını ıslatma veya tırnakları yemek gibi alışkanlıklar almıştır.

Tiklerin Nedeni

Çocuklarda tikler Tiklerin nedeni yukarıda anlatıldığı gibi karşılaşılan psikolojik güçlüklerdir. Yaşanan iç gerilimlerin ya da çatışmaların istemsiz olarak dışa yansımasıdır. Bu durumun birçok nedeni olabilir: Çocuğun hayatının allak bullak oluşu, şok yaratacak bir olayla karşılaşabilmesi, sürmenaj geçirmesi, aile içindeki geçimsizlik veya huzursuzluk, anne ile babanın çok sert oluşu, yaşanılan büyük kazalar gibi.

Çok sert olan ve harfiyen uyulmasını istedikleri katı kurallar koyan aileler çocuklarını okul ödevlerinin yanında müzik, spor, bale ev işlerinde kendilerine yardımcı olmak gibi bir sürü uğraşla bunaltırlar. Bu bitip tükenmek bilmeyen sürekli bir tedirginliktir. Çocuk büyüklerinin isteklerine doğrudan doğruya karşı koyamaz, itiraz edemez, isteksizliğini, huzursuzluğunu tikleriyle belli eder.

Genellikle sinirli bir aile ortamında yaşayan sinirli çocuklar tiklidirler ve çoğunlukla anneleri veya babalan da tiklidir zaten. Başlangıçta çocuk annesini veya babasını taklit ettiği için tikli olmuş olabilir ama çocuktaki tikin nedeninin yalnızca bu olduğunu düşünmek yanlıştır. Heyecanın tikin meydana gelmesinde en önemli neden olduğunu unutmamak gerekir.

Tiklerin Anlamı

Tikleri bir sembol gibi görmekte yarar vardır. Bu tiklerle çocuğun ne anlatmak istediğini anlamaya çalışmak gerekir. Tikin anlamı içinde bulunulan duruma göre değişebilir.

Çocuğun tikinin nedeni çevresinde bulunan herkese karşı duyduğu düşmanlık olabilir. Çocuk bu duygusunu onlardan çekindiği için açıkça belirtmiyordur, hatta onlara karşı böyle bir duygu beslediğinin kendisi de farkında değildir. Çocuk böyle tiklerle çevresindekilere başkaldırmış, onlara karşı çıkmış ve rahatlamış olur. Yani tik bir nevi kendini koruma mekanizması sonucu ortaya çıkan davranış bozukluğudur.

Okula uyum sağlayamayan, okulda psikolojik problemlerle karşı karşıya kalan çocuklarda da tiklerin başladığı görülür.

Çocuklar Tiklerinden Nasıl Vazgeçirilebilir?

Tikli çocuk
Öncelikle söyleyelim: Tikli çocuğunuza “yapma” demek, yalnızca ve yalnızca tikin daha fazla ilerlemesine neden olur. Tikli bir çocukla karşıya olmak çok rahatsız edici bir durumdur ama anne ve babalar tikli çocuklarını durmadan ikaz etmemelidir. Çocuğa durmadan “yapma” derlerse çocuklarının dikkatini bu rahatsızlığına çekmiş olurlar, çocuk içinde bulunduğu huzursuz durumu fark edip kendini daha da rahatsız hisseder, rahatlamak için tike başvurur. Yani anne babalar tiki engellemek isterken aslında çocuklarını bir kısırdöngüye sokmuş olur. Keza ailesi tarafından azarlanan ya da uyarılan bir çocuk okulda tiklerini bastırmaya konsantre olacağından öğretmeninin anlattığı dersi anlamayabilir ve eğitim yaşamını son derece olumsuz etkiler.

Anne ve babalar çocuçlarının tikleri yüzünden endişe duyduklarını sözleriyle belli etmemeleri gibi hareketleriyle, davranışlarıyla da çocuğa belli etmemelidirler. Çocuğun bu durumundan utanılsa bile bu duygular hiçbir şekilde çocukla paylaşılmamalıdır. Çünkü bu durum çocukta tikleri yüzünden suçluluk duymasına, ve tikin daha da derinleşmesine neden olacaktır.

Eğer ebeveynler tiklerin yalnızca aptalca, komik, istem dışı bir hareket olmadığını, bu hareketlerin bir anlamı olduğunu, bunun bu hareketin ardında gizli olduğunu düşünürlerse, ne gibi bir psikolojik rahatsızlığın tike sebep olduğunu araştırıp bulurlarsa, tik iyileştirilebilir.

Çocuğun yakınlarına güvenebilmesi, düşüncelerini korkmadan dile getirebilmesi; anne ve babanın, akrabaların çocuğa sevgilerini belli etmelerine, ona sevgiyle yaklaşmasına, ailenin huzurlu olmasına bağlıdır.

Tiklerin tedavi edilmesinde en yardımcı olacak konulardan biri tike neden olan psikolojik sorunların kaynağını bulmaktır. Çocuk çok sıkı takip edilmelidi ama kesinlikle sıkılmamalıdır. Çocuğa biraz rahat alan bırakmak gerekir.

Çoğunlukla bir psikoterapi sonunda psikolojik rahatsızlıkların kaynağına inilip, rahatsızlığa sebep olan belirtiler ortadan kaldırılıp iyileşmesi sağlanır. Anneler babalar da aile içindeki havayı yumuşatarak anlayışlı davranarak yardımcı olabilirler. Başta da dediğimiz gibi tikin en büyük nedeni çocuğun aile içinde karşılaştığı ve aşmakta zorlandığı psikolojik ortamdır. Ebeveynler kendi aralarındaki tartışmaları mümkün olduğunca çocuktan uzak tutmalıdır.

Tiklerin sona erdirilmesinde ilaç çoğu zaman gerekmeyebilir. Ancak tikler sık sık yeniden ortaya çıkıyor, çocuğu rahatsız ederek arkadaş ilişkilerinde ve sosyal yaşamında sorunlara yol açarak özgüvenini yitirmesine neden oluyorsa ya da okul, ev, iş ve sosyal yaşamını etkiliyorsa mutlaka çocuk ve ruh sağlığı uzmanlarından destek alınmalı, psikiyatr tarafından dikkatlice seçilip uygulanacak ilaç tedavisi psikiyatrın kontrolü altında sürdürülmelidir.

Çocuğunuz Parmağını Emiyorsa...

0 yorum
Bazı bebekler dünyaya geldikleri daha ilk saatlerde tesadüfen parmaklarından birini yakalar ve emmeye başlarlar. Daha sonra bakışlarını ve hareketlerini ayarlamayı öğrendikleri dönemde bilerek, isteyerek parmaklarını, özellikle başparmaklarını ağzına götürürler.

Bebeklerin ilk zevk alma duyularının ağız çevresiyle ilgili olduğunu neredeyse bütün anneler bilir. Bu yalnızca beslenme içgüdüsünden doğan bir davranış değildir. Çünkü meme emmek çoçuğa ayrıca haz veren bir davranıştır. Çocuğun erken memeden kesilmesinin onu karamsar ve sadist bir kişiliğe, geç memeden kesilmesininse güvenli ve iyimser bir kişiliğe doğru yönlendireceği bilimsel araştırmalarla ortaya çıkan bir sonuçtur.

Beslenme saatleri dışında başparmağını emen bir bebeğin yeterince meme alamayan bir bebek olduğu söylenebilir. Parmağını emen bebeklerin büyük bir çoğunluğunun biberonla beslenen bebekler olduğu görülmüştür. Bu, annelerin bebekleri doyururken emmeleri için ne kadar zaman ayırmaları gerektiğini bilmemelerinden kaynaklanmaktadır.

Bebeklerde parmak emme alışkanlığını engellemek için onun parmağını emmesine engel olmak gereksizdir, hatta zararlıdır. Çocuğunun parmağını emmekten vazgeçmesini isteyen anne çocuğun biberondaki mamayı çok çabuk bitirmesine izin vermemelidir. Eğer biberon emziğinin delikleri çok iriyse emziği değiştirmeniz gerekir. Çocuğun daha çok emmeye gereksinim duyuyormuş diye düşünüyorsanız, biberonla beslenme süresini on dakikanın altına indirmeyin. Biberonla beslenme saatlerinin sayısını kısa zamanda azaltmayın.

Biberonla beslenme saatlerinde yapacağınız değişikliklere çocuğunuz hemen uyum sağlayamayabilir. Bu duruma uyum sağlayıncaya kadar, azaltılan beslenme saatlerini başparmağını emerek telafi etmeye çalışır.

Dişlerinin çıkmaya başladığı dönemde de, kesici dişlerinin çıkacağı yerde diş etindeki kaşıntıyı baş parmağını çeneleri arasında ezerek azaltmaya çalışır. Bu son derece normaldir.

Bebekler parmak emme alışkanlığını çoğu zaman ufukları genişlemeye başladığında, yeni konular dikkatini çekmeye başladığında, ilgilendiği şeylerin sayısı arttığında kendiliğinden bırakır.

Daha Büyük Çocuklarda Parmak Emme Alışkanlığı

Başparmağını emen çocuk
Parmak emme genellikle bir yaşından sonra vazgeçilen bir alışkanlıktır. Ama bazı çocuklarda iki üç yaşına kadar, bazılarında ise okul çağına, hatta daha ileri yaşlara kadar devam eder. Bu zaman zaman terk edilip tekrar başlayan bir alışkanlık haline gelmiş olabilir.

Parmak emen çocukların çoğu genellikle kendi yaşıtlarının çok normal olan faaliyetlerinden zevk almayan, bu faaliyetlerle tatmin olmayan çocuklardır. Belki de onlar yaşıtlarının son derece normal olan faaliyetlerini kendileri için can sıkıcı zorunluluklar ya da aşağılayıcı tahammül edilemeyecek cezalar gibi görebilirler. Belki büyümek istemediklerinden belki de bebeklik çağından çıkmak istemediklerinden, daha küçük oldukları dönemde duydukları hazzı tekrar yaşamak için bu şekilde böyle davranabilirler.

Çocuk canı sıkıldıkça, kendini terk edilmiş hissettikçe, kendisini daha az sevdikleri duygusuna kapıldıkça başparmağını emmeye başlar. Parmağını emerken kendi küçük dünyasına dönüp içine kapanır, büyüklerin kendisine düşman olan dünyasından sıyrılıp kendi küçük dünyasında bebeklik döneminin mutluluğuna zevklerine tekrar kavuşmuş olur.

Parmağını emmeye alışmış olan çocuk en ufak bir terslikle karşılaştığında, hatta yorulduğunda, uyumak istediğinde teselliyi parmağını emmekte bulur.

Çoğunlukla parmağını emen çocuk, parmağını emerken, bir bez parçası, bir eşarp, bir mendil, bir çarşafın kenarını tutar. Bazen de başparmağını emerken başka bir parmağıyla burnunu veya üst dudağını okşar veyahut kendinin ya da bir başkasının kulak memesini okşar, bir tutam saç yakalar.

Bütün bu eylemler zararsızdır. Çocuk böyle davranarak küçücük bir bebekken kendisi sevildiğinde duyduğu hazzı tekrar yaşamaya çalışır. Aynı zamanda böyle davranarak kendini daha iyi ve güvenlik içinde hisseder.

Çocuklar Parmak Emme Alışkanlığından Nasıl Vazgeçirilir

Çocuğunuzu parmak emme alışkanlığından vazgeçirmek için çok özel bir çaba harcamanız gerekmez. Parmak emme alışkanlığı kendiliğinden ve çoğunlukla bir yaşına gelindiğinde unutulur gider. Bazıları okula başlamadan önce bu alışkanlıktan vazgeçerler, bazı çocuklarda daha ileri yaşlara kadar devam eder. Parmak emme alışkanlığının alt ve üst dişleri geri ittiği ve süt dişlerini etkilediği doğrudur. Fakat bu hasar parmak emme süresine ve en önemlisi parmağın ağızda ki duruşuna bağlıdır.

  • Sevgili anneler! Farkında olmasanız bile çocuğunuzun parmak emme alışkanlığının temel nedeni sizin ona ayırdığınız zamanın az olması ya da yeterince sevgi göstermemeniz olabilir. Çocuğunuza duyduğunuz sevgiyi, ilgiyi ona gösterin. Çocuğunuzun sizin onu ne kadar çok sevdiğini anlamasını sağlayın. Bu onun çocukluğunda sevilirken duyduğu hazzı tekrar yaşamasını ve kendini güvende hissetmesini sağlayacaktır. Bunu özellikle anlaşmazlıklar ortaya çıktığında, ne yapacağını bilemediği zamanlarda, kendini zor durumda hissettiğinde yapın.
  •  
  • Hangi konuda olursa olsun ilerleme kaydettiğinde onu cesaretlendirin, başarılarıyla gurur duyduğunuzu ona hissettirin. Bu onun kendine duyduğu güveni artıracaktır.
  •  
  • Çocuğunuzu nasıl emzirdiğinize dikkat edin. Unutmayın, bebeğinizin sizinle tek iletişim yolu duygularıdır. Siz emzirmeyi bir külfet ya da sıkıntı gibi görüyorsanız çocuğunuz da bunu hissedecektir. Çocuğunuza mama ya da gıda verirken onu azarlamayın, hırpalamayın. Her annenin yapacağı gibi sevgi dolu gözlerle ve sözlerle emzirin.
  •  
  • Evin içinde ve dışarıda onun ilgisini çekebilecek konular, uğraşlar bulmaya çalışın. Çocuğunuzun hoşlanacağı etkinliklere katılmasını sağlayın. Böylece dikkati başka bir yöne çekilecek, bu alışkanlığından vazgeçecektir.
  •  
  • Onun rahatlamasını, kendisini huzur içinde hissetmesini sağlayabilmek için en sevdiği oyuncağını uykuya dalmadan önce kucağına, yanına almasına izin verin.
  •  
  • Çocuğunuz 4-5 yaş gibi sizin söylediklerinizi anlayacak bir yaşta parmak emme alışkanlığını sürdürüyorsa ona yapıcı telkinlerde bulunun. Bu davranışının iyi bir şey olmadığını anlatın. Ve yine unutmayın, kesinlikle azarlar bir tonda yapmayın. Bu yaşlarda çocuklar artık sizlere benzemeye, sizi taklit etmeye çalıştığından bu durumu lehinize kullanın. Kötü olduğu için sizin parmak emmediğinizi ona anlatın.


E-posta Aboneliği

Zargana'da yayınlanan son yazıların e-posta adresinize gönderilmesi için lütfen üye olun.

Copyright © 2011 Zargana , Alıntılarda kaynak vererek her şeyi çalmak serbesttir